Salı, Temmuz 19, 2005

Tefekkür Penceresi: 3

Baharın ardından
Ümit Şimşek

“BAHAR BAHÇESİNDEN bir bahar kadar bir güldeste-i marifet ve iman alıp gelirken…”

Âyetü’l-Kübrâ yolcusu, seyahatinin altıncı mertebesinden, elinde böyle bir demetle dönüyor. Biz de bir bahar mevsiminden henüz çıkmış bulunuyoruz; elimizde nasıl bir demetle o kapıdan döndüğümüzü iyice düşünmenin vaktidir.

Aslında mevsimlerin hepsi kendi güzellikleriyle gelip geçer dünyamızdan; onların herbiri, kaçırılmaya gelmeyecek kadar muhteşem bir âlemdir. Üstelik, geldiği zaman, herbiri özlenmiş olarak gelir. Fakat baharın bütün mevsimler içinde ayrı bir yeri vardır. O bir diriliştir, bir başlangıçtır, her yıl tekrarlanan bir haşir provasıdır. Onda yeryüzünün canlanışını görmek ve rahmet eserlerini seyretmek için Yer ve Gökler Rabbinden bize ulaşmış bir emir ve bir davet vardır. Ne çare ki, bu emre uymak ve bu davete icabet etmek, zamanımızda rağbet gören bir iş değildir. Onun için, en dindar olanlarımıza bile “Baharınız nasıl geçti?” diye sormak pek aklımıza gelmiyor; gelse de ne cevap alacağımızı bildiğimiz için böyle sorular pek anlam taşımıyor.

Aslında, kâinatta olup bitenleri Risale-i Nur bize anlatıncaya kadar, bizim mevsimlerle, tabiatla, etrafımızdaki âlemle çok fazla alışverişimiz yoktu. Barla’da bir bahar günü başlayan Risale-i Nur telifatı, birden, dünyayı aydınlatan bir ışık gibi, yerdeki ve gökteki İlâhî sanat mucizelerini gözlerimizin önüne seriverdi. Ruhlarımız birden ısındı yazılanlara. Onu okudukça kendimizi tanıdık, kâinatı okumasını öğrendik. Dağlar, taşlar, kuşlar, ağaçlar, yıldızlar, gezegenler bizimle konuşmaya başladı. Artık nereye baksak zikir halkaları, fesahatli yapraklar, cezaletli çiçekler, belâgatli meyveler görüyorduk. Memleket bir büyük diriliş yaşadı yazılan ve okunan risalelerle. Gönüllerde bir iman inkılâbı gerçekleşti. “İnandık” demekle biten bir iş değildi bu; imanı soluyor, imanı içiyor, imanın neş’esini yaşıyorduk.

Bugün bulunduğumuz yerden geriye bakıp da Risale-i Nur’dan önceki mahrumiyet günlerini hayal etmek hiç kolay değildir; onun ışığı, bütün bir toplumun hayatına şu veya bu ölçüde sızmış bulunuyor. Onun bize gösterdiği dünya ile hemhal olmuş kimselere ise, Risale-i Nur’suz bir günü tasavvur etmek bile güç gelir. Baharın sözü edilince içinde birşeylerin kaynadığını fark etmezse insan; yurdun dağlarında ve ovalarında rahmetin nasıl tebessüm ettiğini görmez yahut görmeye iştiyak duymazsa; akşam vakti çıkacak yıldızı, sabah açacak çiçeği, gecenin sükût ve sükûnetinde sohbete başlayacak tatlı sözlü nutukhanları bir zikir neş’esi içinde seyredip dinlemezse; ve bunlardan herhangi birini kaçırdığında yüreğinden birşeylerin koptuğunu hissetmezse, o hayata yaşamak mı denir?

Lâkin bugünlerde insanların gerçek bir hayatı yaşamak için vakitleri yok! Daha da acısı şu ki, Risale-i Nur’u okuyanlar içinde de böyle bir hayatın artık eskisi kadar heyecanla yaşandığını söyleyemiyoruz. Onun yerine, şimdi bizim vatan kurtarmak gibi büyük meşgalelerimiz var. Bazılarımız ise bununla da yetinmiyor, dünyayı kurtarmaya koşuyor! Eğer bu iddia size abartılı geliyorsa bir düşünün: İzlediğiniz yayın organlarınızdan, geride bıraktığımız bahar hakkında kaç haber aldınız?

Bahar geride kaldı. Fakat kâinatta olup bitenler yine güncelliğini koruyor. Bitkiler, çiçekler, hayvanat ve tuyur âlemi, gökler, denizler, geceler, gündüzler, kâinatın mütefekkir yolcularına seslenmeye devam ediyor. En azından, yeni bir mevsime açılan ve müştak seyircilerini bekleyen başka pencereler var önümüzde:

“Zemin yüzünü yaz zamanında temâşâ edip görüyoruz ki…”

1 yorum:

Baharsever dedi ki...

Bugün baharlardan bir gündü. İki yanında yeşil tarlaların uzandığı bir yolda yürüyordum. Taze yeşil ekinler, bulutlar, sarı çiçekler hep lisan-ı hal ile konuşmakta idiler. Risale-i nurdan öğrenmiştim onların lisanını. Lisan-ı kal ile karıştım sohbete. Neyse ki kimsecikler yoktu etrafta. Bahar, anlatmanın, dinlemenin, tefekkürün vakti. Allah'ın kainatı muhabbetle yaratmış olmanın en güzel delillerinden, bahar. Haşri anlamanın, istemenin zamanı.

''Baharınız nasıl geçiyor? '' diye sorabilmek isterdim.