Çarşamba, Ağustos 17, 2005

Kur'ân'dan bir sayfa: 4


Bakara Sûresi 142-145
21. sayfa / Kur'ân-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli / Ümit Şimşek

142. İnsanların idrakten yoksun kısmı diyecek ki: “Önceden yöneldikleri kıbleden bunları çeviren şey ne?” Sen de ki: Doğu da, batı da Allah’ındır. O, dilediğini dosdoğru bir yola ulaştırır.
[1]

143. Biz sizi böylece vasat bir ümmet[2] yaptık—tâ ki siz insanlara şahitler olun, Peygamber de size bir şahit olsun.[3] Senin vaktiyle yöneldiğin Kâbe’yi ise, kim Peygambere uyuyor, kim de topuğu üzerinde gerisin geri dönüyor, görelim diye kıble yaptık. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına pek güç gelir. Yoksa Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir.[4] Gerçekten, Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.

144. Yüzünü semâya çevirip durduğunu görüyoruz; Biz seni hoşnut olacağın bir kıbleye yönelteceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o yöne çevirin.[5] Kendilerine kitap verilenler, bunun Rablerinden gelen hakkın tâ kendisi olduğunu elbette bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.

145. Kendilerine kitap verilenlere her türlü delili getirsen, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Aslında onlar birbirinin kıblesine de uymazlar. Sana gelen ilimden sonra sen onların heveslerine uyacak olursan, işte o zaman zalimlerden olursun.

[1] Peygamberimiz, Mekke’de iken Kâbe’ye yönelerek namaz kılar, ancak Kâbe’yi kuzeyine alacak şekilde durduğu için, Kudüs’teki Mescid-i Aksâya da yönelmiş olurdu. Medine’ye hicret ettikten sonra ise Müslümanlar sadece Kudüs’e yönelerek namaz kılmaya başladılar; bu durumda Mekke arkalarında kalıyordu. Peygamberimizin gönlü ise Kâbe’de idi. Hicretten on altı ay sonra, takip eden âyetlerde görüleceği gibi, Peygamberimizin bu arzusuna uygun şekilde kıble değiştirilip de Müslümanlar Kâbe’ye yönelmekle emrolununca, bu durum Yahudi, Hıristiyan ve münafıkların “Bunlara ne oluyor da bir o tarafa, bir bu tarafa dönüyorlar?” şeklindeki itirazlarına yol açtı. (Bk. Buharî, Tefsir 2:12-18; Müslim, Mesacid: 11-15; Tirmizî, Tefsir 2:9; Nesâî, Kıble: 1.) Mekke’nin henüz müşriklerin elinde olduğu bir sırada putlarla dolu olan Kâbe’nin kıble olarak tayin edilmesi, Kur’ân’ın geleceğe yönelik haberlerinden birini de içermekte ve Mekke’nin fethini müjdelemektedir.

[2] Aşırılıktan uzak, hak ve adalet üzere olan, herkese örnek olabilecek dengeli bir toplum.

[3] Sözü dinlenen, tanıklığına itibar edilen, insanlar arasında üstün özellikleriyle seçkin durumda olan ve böylece, herkes tarafından örnek alınabilecek bir toplum olun. Peygamber de sizin için uyulacak örnektir. Bir başka anlamıyla, peygamberlerin ümmetlerine hakkı tebliğ etmiş olduklarına dair siz kıyamet gününde tanıklık edin; Peygamber de sizin doğru yolda olduğunuza dair tanıklık yapsın.

[4] Daha önceki kıbleye yönelerek kıldığınız namazları Allah zayi etmez; hepsinin ödülünü eksiksiz alırsınız. Yukarıda da geçtiği gibi, doğu da, batı da Allah’ındır. O, dilediği yönü kıble olarak belirler.

[5] Böylelikle, dünyanın dört bir tarafındaki mü’minler, yüzlerini tek bir yöne çevirmek suretiyle, birlik halinde bir toplum olduklarını gösterirler. Kur’ân’ın inişinden bu yana geçen zaman içinde dünyanın bir bütün halinde vermekte olduğu resim göz kamaştırıcıdır: Gece ile gündüz birbirini kovaladıkça, ezanlar da birbirini izleyerek yeryüzünü baştan başa dolaşır. İnsanlar saf saf namaza dururlar. Saflar birbirini izler. Dünyanın dört bir yanında, gece ve gündüz, her an namazlar kılınır; insanlar kendilerine emredilen tek bir yöne yüzlerini çevirerek Âlemlerin Rabbine kulluklarını sunarlar.

Hiç yorum yok: