Çarşamba, Mart 15, 2006

Yirmi İkinci Söz / İkinci Makam: 24

ALTINCI LEM'A / 2

İşte, pek çok sikkelerden ve hâtemlerden ve turralardan, sath-ı arz sahifesinde, bahar mevsiminde vaz edilen bir sikke, bir hâtemi göstereceğiz. Şöyle ki:


Nakkaş-ı Ezelî, zeminin yüzünde, yaz, bahar zamanında en az üç yüz bin nebatat ve hayvanatın envâını, nihayetsiz ihtilât, karışıklık içinde nihayet derecede imtiyaz ve teşhis ile ve gayet derecede intizam ve tefrik ile haşir ve neşretmesi, bahar gibi zahir ve bâhir, parlak bir sikke-i tevhiddir.

sath-ı arz yeryüzü
vaz etmek koymak
Nakkaş-ı Ezelî yarattığı varlıkları İlâhî sanatıyla süsleyen ve varlığının başlangıcı bulunmayan Allah
nebatat bitkiler
hayvanat hayvanlar
envâ neviler, türler
ihtilât karışıklık
imtiyaz ayırt edilme
teşhis tanımlama, tanı
intizam düzenlilik
tefrik ayırt etme
haşir toplama; ölülerin diriltilerek bir arada toplanması
neşretmek yaymak
zahir görünen, apaçık
bâhir açık, ortada
sikke-i tevhid birlik damgası

BÜYÜK ÖLÇEKLERDEKİ varlıklar üzerine vurulan tevhid mühürlerine örnek olarak Bediüzzaman’ın bize gösterdiği hadise, aynı zamanda, tahkikî imana sahip bir mü’minin bakış açısını yansıtıyor. Bu bakış açısında dünyanın gelip geçici hiçbir hali bir bahar mevsimi kadar önemli değildir. Televizyonların ve gazetelerin haber bültenlerini bugün dolduran şeyler yarın hatırlanmayacaktır; ama bahar mevsiminin her yıl sayısız dillerle bize anlattığı şeyler, ebedî hakikatleri dile getirmekte ve ebedî bir âlemden haber vermektedir. Birinci Makamın mütefekkir yolcusunun bir yabancı olarak gözünü açtığı bu dünyada çektiği ilk fotoğraflar arasında da bahar resimleri vardı. Bu resimleri incelemeye başladığımız zaman, kendimizi, yüz binlerce tür canlının dirilişi gibi muhteşem bir hadisenin seyircisi olarak buluyoruz.

Baharın da pek çok sübjektif yönleri vardır; herkesi, bakış açısına göre bu yönlerden biri ilgilendirir. Baharın en önemli yönü ise, Kur’ân’ın birçok âyetinde bir haşir delili olarak bize gösterdiği diriliş hadisesidir. Aylardır kışın beyaz kefeni altında hiçbir hayat belirtisi göstermeden yatan ölmüş yeryüzü, baharın gelişiyle birlikte tekrar canlanır. Belki yüz binlerce, belki milyonlarca bitki ve hayvan türünün[1] sayısız bireyleri yeniden hayat sahnesine çıkar. Bütün bunlar bir yerde, bir zamanda, birlikte cereyan eder. Dirilenler aynı gezegen üzerinde, aynı toprakta, aynı güneşin altında, aynı hava ve su ile beslenen, birbirinin benzeri tohum ve yumurtalardan çıkan, fakat herbiri kendisine özgü yapısıyla ve işlevleriyle diğerlerinden belirgin şekilde ayrılan canlılardır. Birlik içinde ve son derece düzenli bir şekilde cereyan eden, aynı zamanda da milyonlarca tür canlının herbirine ayrı bir kişilik veren bu hadise, hem vâhidiyet, hem de ehadiyet mühürlerini bir arada gösteren bir tevhid delilidir ki, baharın varlığı ne kadar açık ve kesin ise, onun üzerindeki bu damga da o kadar açık ve net bir şekilde kendisini okutmaktadır. Bundan sonra gelecek paragraflar, bu delili daha da açacak ve ayrıntılandıracaktır.


Evet, bahar mevsiminde, ölmüş arzın ihyâsı içinde üç yüz bin haşrin nümunelerini
kemâl-i intizamla icad etmek ve arzın sahifesinde, birbiri içinde, üç yüz bin muhtelif envâın efradını hatâsız ve sehivsiz, galatsız, noksansız, gayet mevzun, manzum, gayet muntazam ve mükemmel bir surette yazmak, elbette, nihayetsiz bir kudrete ve muhit bir ilme ve kâinatı idare edecek bir iradeye mâlik bir Zât-ı Zülcelâlin, bir Kadîr-i Zülkemâlin ve bir Hakîm-i Zülcemâlin sikke-i mahsusası olduğunu, zerre miktar şuuru bulunanın derk etmesi lâzım gelir.

arz yeryüzü
ihyâ diriltme
haşir toplama; ölülerin diriltilerek bir arada toplanması
kemal-i intizam kusursuz bir düzenlilik
icad etmek var etmek
envâ’ neviler, türler
sehiv hatâ, yanlış
galat hatâ, yanlış
mevzun ölçülü
manzum düzenlenmiş
muntazam düzenli
nihayetsiz sonsuz
muhit kuşatıcı
irade dileme, dilediğini yapabilme gücü
mâlik sahip
Zât-ı Zülcelâl sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Allah
Hakîm-i Zülcemal sonsuz güzellik sahibi olan ve her işi hikmetle yapan Allah
sikke-i mahsusa özel damga
şuur bilinç
derk etmek algılamak, anlamak

KUR’ÂN, kıyametteki büyük dirilişe örnek olarak, az ileride gelecek olan âyetinde ve daha başka birçok yerde, ölmüş yeryüzünün dirilişini gösterir. İlâhî emre uyarak bahar mevsimine ibret ve tefekkür gözüyle bakan bir mü’minin, bu manzara içinde bir değil, yüz binlerce diriliş nümunesi görebileceğini de Risale-i Nur’un bu satırları gösteriyor. Buradaki ana fiil “ölmüş yeryüzünün diriltilmesi”dir; ancak bu fiil, kendi içinde, yüz binlerce canlı türünün diriltilmesi şeklinde, son derece düzenli yüz binlerce fiili barındırmaktadır.

Hadiseye şöyle de bakabiliriz: Yeryüzü, kâinat kitabının sayfalarından bir sayfadır. Bir bahar mevsimi ise, bu sayfa içinde yüz binlerce (veya milyonlarca) kitabın iç içe, bir arada yazıldığı zamandır. Üstelik bir sayfa içine beraberce sığan bu kitaplarda hatâdan, eksiklikten, karışıklıktan eser yoktur. Onların hepsi de ölçülü, düzenli, düzgün ve kusursuzdur. Onlardan herbiri, bu dünyada kendisine verilen bir görevi yerine getirecek şekilde düzenlenmiş ve bunun için gerekli âlet ve yeteneklerle donatılmış, ancak bir teknolojik aygıt gibi donuk ve kaba bir halde bırakılmamış, görenleri hayran bırakan bir sanatın işlemeleriyle süslenmiştir. Bu dünya üzerinde böyle birşeyi yapabilecek olan failin ise bazı özelliklere sahip olması gerekir ki, bunlardan önde gelen üç tanesine metinde işaret edilmiştir:

1. Herşeyi bütün ayrıntılarıyla kuşatan bir bilgi.

2. Bütün âleme sözünü geçirecek bir irade.

3. Dilediği herşeyi yaratacak ve yokları var edecek sınırsız bir kudret.

İşte, bir bahar mevsiminde tanık olduğumuz “ölmüş yeryüzünün diriltilmesi” hadisesi, zerre kadar şuuru bulunan bir kimsenin hiç güçlük çekmeden kavrayabileceği bir şekilde, Yüce Yaratanın ilim, irade ve kudret sıfatlarını bize anlatıyor. Bir bahar sayfasını dikkatle incelediğimiz zaman, bir sayfa içinde yüz binlerce mükemmel kitabı hatâsız şekilde yazanın celâl, kemal ve cemal sıfatlarına intikal ediyor, yani Onun sonsuz büyüklük sahibi olduğunu, bütün isim ve sıfatlarında sonsuz mükemmellik ve sonsuz güzellik sahibi olduğunu anlıyor, Onun herşeyi kuşatan ilim, hikmet, irade ve kudretinin eserlerini bu sayfa üzerinde apaçık görüyoruz. Bu konu, ilerideki paragraflarda daha da açılacaktır.

[1] Metinde “en az üç yüz bin” deyimi geçiyor. Bugüne kadar sayılabilen canlı türleri 700 bin civarındadır; ancak sayının nerede duracağı konusunda çok kaba tahminlerde bulunmaktan başka kimsenin elinden birşey gelmiyor. Bu konuda ayrıntı için Hayat Meydan Okuyor isimli kitabımızın “50 Milyon Âlem” başlıklı bölümüne bakılabilir.

Hiç yorum yok: