Pazar, Nisan 16, 2006

Ayetler ve İbretler: 27

SİVRİSİNEK
Ümit Şimşek

["Ayetler ve İbretler" programı hafta içi hergün 02:00, 15:10 ve 18:20'de Dost TV'de yayınlanmaktadır]


Allah, sivrisinekle yahut ondan daha küçüğüyle misal vermekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o, Rablerinden gelen hakkın tâ kendisidir. İnkâr edenler de “Allah bu misalle ne demek istedi?” deyiverirler. Allah, bu misalle nicelerini saptırır, nicelerini de doğru yola ulaştırır. Aslında, Allah’ın saptırdıkları, zaten yoldan çıkmış olanlardır.
Bakara Sûresi, 2:26
BAKIŞLARIMIZI kâinata çeviren âyetlerden biri olan bu âyet-i kerime, sivrisineğin üzerindeki sanata dikkati çekerken, aynı zamanda, bize bir yöntem de öğretiyor.

Sivrisinek deyince bizim zihnimizde pek olumlu çağrışımlar canlanmaz. Biz daha çok onu can sıkıcı bir varlık olarak biliriz. Yine bizim gözümüzde o küçük ve önemsiz birşeydir; eğer yakalayabilirsek bir tokatla onu duvara bir kan lekesi halinde yapıştırıveririz.

Tabii, onun bu küçüklüğü ve önemsizliği içinde bizim bu kadar canımızı sıkabilmesi de üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir konudur. Nasıl olur da bu çelimsiz şey bizi uykumuzun en tatlı yerinde uyandırır ve kaşıntılar içinde gecemizi zehir eder? Bu, küçücük bir varlığın eliyle bize âcizliğimiz hatırlatmaktan başka ne anlama gelir?

Sivrisineğin, bu durumu daha da trajik hale getiren başka bir özelliği daha var:

O bizim kanımızı emerken, bunu yavruları için yapar. Yani, bizi öfkelendiren hareketiyle, kendisi gibi öfkemizi çekecek yüzlerce varlığın daha dünyaya gelmesini sağlar. Çünkü sivrisinek, yumurtlayabilmek için karnını kanla doldurmak zorundadır. Böylece, kabul etmekte ne kadar zorlanırsak zorlanalım, bizim kanımız, küçümsediğimiz ve can sıkıcı olarak nitelediğimiz bu varlığın neslini devam ettirmeye yarar.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi, bizim kanımızı emen, dişi sivrisinektir. Âyetin ifadesinde de bu hususa ince bir işaret yer almakta ve dişilik belirten bir kelime ile sivrisineğe atıfta bulunulmaktadır. Ancak insanlık, kendisini binlerce senedir sokup duran sivrisineğin dişi sivrisinek olduğunu, Kur’ân’ın inişinden on üç asır sonra öğrenebilmiştir.

Diğer yandan, âyet bize sivrisinekten örnek verirken, bakış açımızı da düzeltiyor. Ve etrafımızdaki varlıkları maddî büyüklükleriyle değil, üzerlerinde görünen hikmet eserlerine göre değerlendirmemiz gerektiğini bildiriyor. Eğer sivrisinek bize göre pek küçük kalıyorsa, biz de pek çok varlığın yanında sivrisinek kadar küçük düşebiliriz, hattâ onun kadar bir yer bile işgal etmeyiz. Dünyaya uzaydan bakıp da bir insan ile bir sivrisineği kim ayırt edebilecek kimse var mıdır?

Eşyayı hikmet gözüyle inceleyenler için ise, bazan sivrisinek kadar küçük bir varlık, dağların kaldıramayacağı derin anlamları dile getirebilir. İşte, o minik varlığın derimizi delmek ve kanımızı emmek için bir sondaj âleti olarak düzenlenmiş hortumundaki harikulâde sanat, bugün inanan veya inanmayan herkesi hayran bırakıyor. Onun bu işlem sırasında salgıladığı uyuşturucu ve pıhtılaşmayı önleyici salgılar ise, birer kimyagerlik mucizesi olarak tüm insanlığa meydan okuyor. Sivrisineğin ve hortumunun mikroskop altında çekilmiş resimlerine bugün kim baksa, orada “küçüklük” veya “önemsizlik” gibi sıfatların asla yakıştırılamayacağı bir hikmet ve sanat eserinin yattığını bir çırpıda görüyor.

İşte, Kur’ân da bize bugün makro objektiflerin, mikroskopların, elektron mikroskoplarının gösterdiği şeyi anlatıyor ve eşyaya hikmet gözüyle bakmamızı emrediyor. Fakat Kur’ân’ın bu emriyle mü’minler bakışlarını doğrultup hidayeti bulurken, inkâr ehli de haktan uzaklaşmaya devam ediyor. Çünkü Kur’ân âyetleri güneş gibidir; o ışığı alan çiçekler rengârenk güzelliklere bürünürken, çürümek tabiatında olan şeyler de aynı ışıkla kokuştukça kokuşur. Zamanımızın onca ilerlemiş imkânları ve bilimlerine rağmen pek çok insanın kendisini inkâr bataklıklarından bir türlü kurtaramaması bu sebeptendir.

İman edenlere gelince, onlar, Rablerinden gelen şeyin hak olduğunu bilirler. Âyetin “bilme” fiilini kullanması da, mü’minlerin Rablerine olan iman ve itimatlarının bilgiye dayandığını, bir zan veya taklitten ibaret olmadığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Hiç kuşku yok ki, bu ifadeler iman eden kulları öğrenmeye, bilmeye, bilerek inanmaya ve bilerek konuşmaya teşvik etmekte, onlara bu hikmetli kâinat kitabının bilge bir okuyucusu olma mevkiini lâyık görmektedir.

Kitap hakkında bilgi için:

1 yorum:

Fatma dedi ki...

Yaz öncesi bu hatırlatma iyi oldu..