Perşembe, Mayıs 04, 2006

Ayetler ve İbretler / 31

Bir diyalogdan alınacak dersler
Ümit Şimşek

["Ayetler ve İbretler" programı hafta içi hergün 02:00, 15:10 ve 18:20'de Dost TV'de yayınlanmaktadır]

Allah buyurdu ki: “Korkmayın. Ben sizinle beraberim; işitir ve görürüm. “Ona gidin ve deyin ki: Biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarına artık eziyet etme; onları bizimle gönder. Biz sana Rabbinden bir âyet getirmiş bulunuyoruz. Selâm, doğru yolu tutanların üzerine olsun.
“Bize şu da vahyedildi ki, azap yalanlayanların ve yüz çevirenlerin üzerinedir.”
Firavun “Siz ikinizin Rabbi de kim?” dedi.
Musa “Rabbimiz, herşeyi yerli yerince yaratan, sonra da yol gösterendir” dedi.
Firavun “Peki, öncekilerin hali ne olacak?” dedi.
Musa dedi ki: “Ona dair bilgi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim ne şaşırır, ne unutur.”
Odur ki yeri size bir beşik yapmış, onda size yollar açmış, gökten size bir su indirmiştir. O su ile Biz türlü türlü bitkilerden çiftler çıkarırız:
Hem siz yiyin, hem de hayvanlarınızı otlatın diye. İşte bunda, akıl sahipleri için âyetler vardır.
Tâhâ Sûresi, 20:46-54

Firavun “Âlemlerin Rabbi de ne?” dedi.
Musa dedi ki: “Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir—eğer gerçeği kesin bir şekilde öğrenmek istiyorsanız.”
Firavun yanındakilere “İşitiyor musunuz?” dedi.
Musa “O, sizin ve daha önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir” dedi.
Firavun “Size gönderilen peygamberiniz kesinlikle delinin biri” dedi.
Musa dedi ki: “O doğunun, batının ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir—eğer akıl edebiliyorsanız.”
Şuarâ Sûresi, 26:23-28

HZ. MUSA ile Firavun arasında geçen konuşmadan Kur’ân’ın bize aktardığı bu bölüm, iki açıdan da ibretli bir tabloyu önümüze seriyor.

Bunlardan birincisi, Firavun’un “tartışma” üslûbu.

İkincisi ise, Hz. Mûsâ’nın tebliğ ve irşad yöntemi.

Tâhâ Sûresinin bildirdiğine göre, Yüce Allah, Hz. Musa ile Harun’u Firavun’a gönderirken “O iyice azıttı” buyurmuş, ancak şunu da ilâve etmişti:

Ona yumuşak söz söyleyin; olur ki öğüt alacağı veya Allah’tan korkacağı tutar.
Hz. Musa, İlâhî emre uygun şekilde, Firavun’a Rabbinin buyruklarını bildirdi. Onun bu tebliği yaparken söylediği sözlerde, Firavun’u suçlayan, onun damarına basan, işi inatlaşmaya sürükleyecek bir ifade görmüyoruz. Bununla birlikte, sözü dolaştırmamış, eğip bükmemiş, söylenmesi gereken şeyi net bir şekilde söylemiştir.

Firavun’un buna verdiği cevap ise, “Siz ikinizin Rabbi de kim? Âlemlerin Rabbi de ne?” gibi, küçümseyici ve tahrik edici sözlerden ibarettir.

Ancak bu durum Hz. Musa’yı hiç etkilemiyor. O yine sükûnet ve vakar içinde, Rabbini anlatıyor:

“Rabbimiz herşeyi yerli yerince yaratan, sonra da yol gösterendir. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir—eğer gerçeği kesin bir şekilde öğrenmek istiyorsanız.”

Diyalogun bundan sonraki kısmında, Firavun’da hiçbir ciddiyet belirtisi bulmuyoruz. Artık o alaya alarak, küçümseyerek Hz. Musa’nın konuşmasını kesintiye uğratmak, asıl konudan saptırmak ve insanların önünde onu küçük düşürmek çabasındadır:

“İşitiyor musunuz, neler söylüyor?” diyor.

Hz. Musa, hiç kesintiye uğramamış gibi, sözüne kaldığı yerden devam ediyor:

“O sizin ve daha önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir.”

Firavun “Bu delinin biri” diyor.

Hz. Musa aldırmadan devam ediyor:

“O doğunun, batının ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir.”

Firavun bu defa konuyu saptırmaya çalışıyor:

“Peki, öncekilerin hali ne olacak?”

Böyle bir soruya verilebilecek pek çok karşılık düşünülebilir. Ancak bunlardan hiçbiri, Hz. Musa’nın verdiği cevap kadar hikmetli ve belâgatli, yerli yerince söylenmiş bir söz olmayacaktır:

“Ona dair bilgi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim ne şaşırır, ne unutur.”

Bundan sonra, Hz. Musa yine Rabbini anlatmaya devam ediyor.

Bu ibret tablosunun Firavun cephesi, bizim hiç de yabancısı olmadığımız manzaraları hayalimizde canlandırıyor:

Son derece ciddî bir konu açıklanırken araya giren konuyu saptıracak en münasebetsiz sorular…

İhtilâflı bir mesele çözüme kavuşmak üzereyken sözü tam ortasından kesen kışkırtıcı sorular, yorumlar…

Muhatabı ve onun savunduğu düşünceyi küçük düşürmek, alaya almak, etkisiz bırakmak için başvurulan yollar…

… Ve bütün bunlara cevap yetiştirmek için çaresizce çırpınan, çırpındıkça asıl maksadından uzaklaşan insanlar; savaş meydanına dönen tartışma masaları; her açıklama ile kafası biraz daha karışan insanlar…

Bugünün tartışma programlarında, medyanın linç kampanyalarında, Firavun ile etrafındakilerin rolünü kimlerin oynadığını çok rahatlıkla görebiliyoruz. Fakat Hz. Musa’nın misyonunu temsil eden kimseleri bu toz duman arasında bulabilmek hiç de kolay olmuyor.

Bu kıssanın bize sunduğu ibret dersinin, sadece tartışmalarla sınırlı kaldığını düşünmemek gerekir. Bir tartışma içinde sergilenen bu yöntemler, aslında, hayatın tüm alanlarında karşımıza çıkabiliyor. İnsanları hikmetle ve güzel öğütlerle Rabbinin yoluna çağırmakla yükümlü olan kimseler, her zaman kendilerini asıl maksatlarından uzaklaştıracak, çileden çıkaracak, yoldan saptıracak tuzaklarla karşı karşıya kalıyorlar. Ancak, yaptığı işin gerek mahiyet, gerekse yöntem itibarıyla bilincinde olanlar, ne bu tuzaklara, ne de esen rüzgârlara veya koparılan fırtınalara aldırmadan, kilitlenmiş oldukları hedeflere doğru yol almaya devam ediyorlar.

Sonunda, Kur’ân kıssalarında Firavun ve benzeri kişilerle temsil edilen adamlar birer birer yok olup gidiyor. Musa’ların ve Harun’ların getirdiği mesaj ise baki bir hakikat olarak devam ediyor.

Gerçi bu arada bu kıssa da tekrar tekrar yaşanıyor.

Her devirde, her toplumda, her iki rolü de oynayacak birileri hiçbir zaman eksik olmuyor.



Kitap hakkında bilgi için:
http://morotesi.blogspot.com

1 yorum:

zikriye dedi ki...

Vakt-i zamanında şu açıklama elimize geçseydi,abuk sabuk tartışma programlarında,taraf-ı hakkı temsil ettiğini zannettiğimiz insanların yetersizliği karşısında sinirden deli olarak kendimizi telef etmez,zaten o programları hiç izlemezdik.

Sonradan anladık ki ciddi müzakerecilerin o programlarla zaten işi olmuyor.