Pazar, Temmuz 02, 2006

Ayetler ve İbretler / 43

Esmâ-i Hüsnâ
Ümit Şimşek

[Bu program hergün 7:50, 16:40 ve 3:00'de Dost TV'de yayınlanmaktadır]


En güzel isimler Allah’ındır; Ona bu isimlerle dua edin.
A’râf Sûresi, 7:180

ÂLEMLERİN RABBİ, gerek kâinattaki eserleriyle, gerekse Kur’ân ile bize kendisini tanıtır. Aslında kâinat, baştan sona kadar Onu tanıtmak için yazılmış bir kitaptan, yahut Onu anlatan eserlerle dolu bir sanat galerisinden başka birşey değildir. Onda yazılı olanlar Kur’ân’ın ışığında okunur ve Kur’ân’ın yorumuyla en güzel anlamlarına kavuşur.

Kur’ân’ın gösterdiği yerden kâinata baktığımızda, onu, her karışı sanat eserleriyle süslenmiş halde buluruz. Bu eserler üzerinde durup da düşünmeye başladığımız zaman, onların Yaratıcısı hakkında da birşeyler öğrenmeye başladığımız andır.

Bize gülümseyip duran bir çiçeğin yüzüne biz de bir tebessümle dönüp bakacak olsak, o güzel yüzün dile geldiğini, kulağımızla değilse bile kalbimizle işitebiliriz.

O bize, ölü toprağı ve ölü tohumu dirilten birisini anlatır.

Ona güzel bir şekil verenden, onu renklerle boyayıp süsleyenden haber verir.

Yapraklarından devâlar yaratan bir şifa vericiyi anlatır.

Benzer şeyleri biz daha başka çiçeklerden, bağlardan, bahçelerden, her bahar yeniden dirilen yeryüzünden de dinleriz.

Bulutlar, kendilerini muhtaçların bulunduğu yere sevk eden bir rahmet sahibinden haberler taşır.

Denizler, barındırdıkları canlılarla beraber, yine o rahmet sahibi hayat vericiyi anlatır.

Gökteki güneş, tıpkı dünya atmosferinde yüzen bulutlar gibi, kendisini hayata hizmetkâr edeni anlatır.

Gece seması, kendisini inciler gibi güneşlerle süsleyen kudret ve cemal sahibini söyler yıldızlardan dillerle.

Kur’ân ise, kâinatın bütün bu anlattıklarını bize tercüme eder:



O Allah ki Ondan başka tanrı yoktur. Görüneni de, görünmeyeni de O bilir. O Rahmândır, Rahîmdir.

O Allah ki Ondan başka tanrı yoktur. O Meliktir; herşeyin egemenliği Ona aittir. Kuddûstür; her türlü eksik ve çirkin sıfatlardan temiz ve münezzehtir. Selâmdır; bütün eksikliklerden uzak olduğu gibi, bütün esenlik de Ondan gelir. Mü’mindir; güven Ondan gelir, imanı O nasip eder. Müheymindir; görüp gözetir. Azizdir; kudreti herşeye üstündür. Cebbardır; iradesine asla karşı çıkılmaz. Mütekebbirdir; büyüklük Onun hakkıdır. Allah, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden uzaktır.

O Allah ki, Hâlıktır; herşeyi O yaratır. Bâri’dir; yarattıklarını, herbirine ve her haline lâyık şekilde yaratır. Musavvirdir; yarattıklarına dilediği gibi şekiller verir. En güzel isimler Onundur. Göklerde ve yerde ne varsa Onu tesbih eder. O kudreti herşeye üstün bir Aziz, hikmeti herşeyi kuşatan bir Hakîmdir.[1]

Daha bunlar gibi pek çok âyetiyle, Kur’ân, bize Âlemlerin Rabbini ünvanlarıyla, isimleriyle tanıtır. Böylece Allah’ın sadece var ve bir olduğunu öğrenmekle kalmayız; Onun sıfatları hakkında da bilgi edinir, kime iman ettiğimizi ve kime kulluk ettiğimizi, daha bilinçli ve daha ayrıntılı bir şekilde öğrenme imkânı buluruz.

Kur’ân’ın bu tanımları ışığında, artık kâinatın dili çözülmüş demektir. Ondan sonra biz nereye baksak Gökler ve Yer Rabbinin eserlerini görürüz; o eserlerden de, onların ardındaki ünvanlara intikal ederiz. Bu ünvanlar, Rabbimizin isimleridir ki, çoğul olarak anıldığında, “esmâ” denir.

Fakat Kur’ân işi burada bırakmıyor. Bize Allah’ın isimlerinden haber verirken, o isimleri, “hüsnâ” sıfatıyla niteliyor. Bu suretle, onların en güzel isimler olduğunu, bizim tasavvur edebileceğimiz her türlü eksiklikten de, güzellikten de yüce, sonsuz güzelliklere sahip isimler olduğunu bildiriyor.

Ve, ayrıca belirtmeye belki hiç gerek yok, aynı şeyi kâinat da sayısız dilleriyle bize anlatıyor.

Hangi isim açısından biz bu kâinata bakacak olsak, onu o ismin rengârenk güzellikleriyle sarılmış halde buluyoruz.

Bir “Musavvir” ismi, yerdeki çiçeklerden gökteki galaksilere kadar sayısız varlıkların üzerindeki, bu arada özellikle insanların yüzündeki mucizeli eserleriyle, sayısız güzellikleri gözlerimizin önüne seriyor.

Onun Hâlık, Bâri’, Muhyî gibi isimleri, türlerini bile saymaktan âciz kaldığımız sayısız canlıların yaratılışlarında ayrı ayrı güzellikler gösteriyor.

Bülbülün sesinde, annelerin şefkatinde, canlıların türlü türlü nimetlerle beslenmesinde, gece ve gündüzün değişmesinde, göklerin ve yerin yaratılışında ortaya çıkan güzellikler saymakla ve seyretmekle bitmiyor.

Zaten bizim maddî ve manevî bütün duyu ve yeteneklerimiz, bu güzellikleri algılayacak bir şekilde düzenlenmiş. Gözümüzle, kulağımızla, ağzımızla, ruhumuzla, kalbimizle, aklımızla ve Allah’ın bize bağışladığı tüm yeteneklerimizle, bu güzellikleri görüyor, tadıyor, zevk ediyoruz.
Bu gözlemlerimiz, Bediüzzaman’ın tabiriyle, kâinatı bize gül goncası gibi güzelliklerle sarılmış bir halde gösteriyor.

İşte, Kur’ân da “Esmâ-i Hüsnâ” deyimiyle bize bildiriyor ki, bütün o güzellikler, Allah’ın güzel isimlerinden gelen parıltılardır. O parıltılar kimi zaman bir çiçek olur, kimi zaman şefkat, kimi zaman adalet, kimi zaman rızık… Bu kâinatta görünen ne varsa mutlaka bir güzelliktir ve bir güzel isimden gelir.

Sonuçta, bütün bu güzellikler, bir parıltısıyla kâinatı bir gül goncası gibi güzellikler içine sarıp sarmalayanın kendi yüce, soyut, benzersiz güzelliğinden bize haber verir.

İşte biz “İman ettik” dediğimizde öyle bir Rabbe iman etmiş, secde ettiğimizde öyle bir Rabbin huzurunda yere kapanmışızdır.

Kâinattaki güzellikler saymakla bitirilemediği için, o güzellere güzelliklerini verenin isimlerindeki güzellik mertebeleri sonsuz olduğu için, imandaki ve iman ilimlerindeki mertebeler de hiçbir zaman tükenmez.


Kitap hakkında bilgi için:

[1] Haşir Sûresi, 59:22-24.

1 yorum:

Fatma dedi ki...

Allahım bize isimlerinin güzelliklerini görmenin güzelliğini de sen verebilirsin ancak!..Onu da ver!..