Pazar, Ağustos 06, 2006

Ayetler ve İbretler / 50

Bir kahramanın son sözleri
Ümit Şimşek


[Bu program hergün 7:50, 16:40 ve 3:00'de Dost TV'de yayınlanmaktadır]

Ona “Cennete gir” dendi. O ise “Keşke,” diyordu, “kavmim bilseydi, “Rabbimin beni bağışladığını ve ikramlarıyla ağırladığını.”
Yâsin Sûresi, 36:26-27

BU SÖZLER, Yâsin Sûresinde kıssası anlatılan zâtın şehit edilirken ağzından dökülen sözler.

O zâtın kim olduğunu bilmiyoruz. Gerçi bu konuda birtakım rivayetler, yorumlar, yaygınlaşmış kanaatler var; ancak bunların hiçbiri kesinlik ifade etmiyor. Zaten Kur’ân da bu konuda bize bir bilgi vermiyor. Onun için, kıssada yer alan kişilerin kimler oldukları veya olmadıkları konusundaki tartışmalarla vakit harcamak yerine, kıssanın ruhuna eğilmek ve ondan kendimize hangi ibret derslerini çıkarabileceğimize bakmak en doğru yoldur. Bu sözler ise, kıssaya ibret gözüyle bakanlar için, gerçekten pek büyük dersler içeriyor.

Önce kıssanın tümüne kısaca göz atalım.

Yâsin Sûresinin 13’üncü âyetiyle başlayan kıssa, bir şehre gönderilen elçilerin yalanlandığını ve tehditlere maruz kaldığını anlatıyor. Elçiler önce iki kişi iken daha sonra bir üçüncüsüyle takviye edilmiş, ancak yine yalanlanmaktan ve tehdit edilmekten kurtulamamışlardı.

Bu sırada, şehrin uzak taraflarından koşarak bir adam gelir ki, kahramanımız işte bu adamdır. Kur’ân “bir adam” diyor—herhangi bir adam; muhtemelen büyük bir mevkii, şanı şöhreti olmayan, bizim gibi sıradan bir insan.

Ama onu sıra dışı yapan bir hamiyeti var. Bu hamiyet onu şehrin tâ diğer ucundan almış, buraya getirmiştir. Anlaşıldığına göre, o, elçilere reva görülen muameleyi bir şekilde haber almış; bunu haber alınca da “Neme lâzım” dememiş, “Bu iş benim gücümü aşar” dememiş, dönüp kendi işine bakmamış, kalkmış, koşa koşa elçilerin yardımına gelmiştir.

Onun, elçileri destekleyen sözlerinde de büyük ibretler var; bu sözler de son derece değerli yöntemleri ders veriyor. Ancak bunlar ayrıca incelenecek bir konu teşkil ettiği için, biz burada, onun hamiyetinin bir başka yönünü yansıtan son sözleri üzerinde duracağız.

Bu hamiyetli adamın sözleri de şehir halkında bir insaf duygusu uyandırmıyor. Gerçi âyet açıkça onun öldürüldüğünden söz etmiyor; ama onun Cennetle müjdelendiğini ve Allah’ın ikramlarına eriştiğini bildirmesinden de, şehit edildiği anlaşılıyor.

Ve işte, burada, kahramanımızın o yüce ruh haletini yansıtan sözleri:

“Keşke kavmim bilseydi, Rabbimin beni bağışladığını ve ikramlarıyla ağırladığını.”

Bu sözlerde kin yok, düşmanlık yok, öfke yok, intikam duygusu yok.

Oysa haksız yere öldürülen bir adamın ağzından, kendisine böyle bir düşmanlığı reva görenler hakkında, bundan çok daha farklı sözlerin dökülmesi beklenirdi. Fakat o sözler, bu dünya hayatının daracık sınırları içinden olaya bakan, bu dünyanın sıkıntılarıyla üzülüp bu dünyanın sevinçleriyle ferahlanan bir adamın sözleri olurdu.

O zat ise, Rabbinin ikramlarına eriştiği yerden seslenmektedir.

Oradan bakıldığı zaman dünyanın hangi musibeti bir sinek vızıltısından daha önemli görünebilir?

Kahramanımız da artık dünya sıkıntılarını geride bırakmış, Cennet müjdesi ve Rabbinin ikramlarıyla baş başa kalmış halde iken, dönüp de dünyada başından geçmiş olan şeye bakmıyor. Onun yerine, bu küçücük dünyanın hiçbir şeye değmeyen inatlaşmaları yüzünden imandan ve ebedî mutluluktan yoksun kalan kavminin durumuna acıyor. Keşke, diyor, kavmim de bilseydi bu durumu. Keşke onlar da kendilerine hakkı getiren kimselerin sözüne kulak verselerdi de Rablerinden bir bağışlanmaya erişebilselerdi!

İşte bu, pek yüce bir ruh halidir ki, onda nefsin bir payı olmaz, dünyanın hiçbir garazı yer bulamaz. Öyle bir mertebede sadece Allah rızası düşünülür ve Allah’ın rahmetini Allah’ın kullarına ulaştırmak yegâne gaye olur.

Bediüzzaman’ın Kur’ân talebesini anlatan satırlarında yer alan “ehl-i imanın manevî yaralarını tedavi etmek iştiyakını yüksek bir derece-i şefkatte hissetmek” şeklindeki tanımları da bu haleti yansıtıyor.

Onun talebesi Hulûsi Yahyagil’in “Ben muhtaç olan kardeşlerime bu hakikatleri yetiştireyim de, Allah da şanına nasıl yaraşırsa bana öyle muamele eylesin diyorum, kendimi düşünmüyorum” şeklindeki sözlerinde de yine aynı yüce ruh halinin eseri okunuyor.

Bunlar da, Kur’ân’ın kıssalarından nasıl ibret çıkarmak gerektiğini bize pek güzel bir şekilde gösteren örnekler…


Kitap hakkında bilgi için:
http://morotesi.blogspot.com

2 yorum:

aliye dedi ki...

Bu kıssa, bu ibret dersi, bu tespit;
insan gibi insan olmaya ve Allah'ın rahmetine kavuşmaya dâir ne hoş duygular, ne güzel umutlar yeşertiyor..

gaykedi dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.