Çarşamba, Ekim 18, 2006

Ayetler ve İbretler / 63

Tatlı sözlü bozguncular
Ümit Şimşek


İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna gider. Üstelik kalbindekine Allah’ı şahit tutar. Oysa düşmanlıkta o pek yamandır!

Senin yanından ayrıldığında veya iş başına geçtiğinde ise, memlekette fesat çıkarmaya, ürünleri ve nesilleri helâk etmeye koşar. Fakat Allah bozgunculuğu sevmez.

Ona “Allah’tan kork” dendiğinde de kibir ve gururu kabarır ve onu daha çok günaha sürükler. Onu ancak Cehennem paklar. Ne kötü bir yerdir orası!
Bakara Sûresi, 2:204-206


TOPLUM hayatıyla ilgili olarak Kur’ân’ın bize öğrettikleri o kadar sağlam ve şaşmaz ölçülerdir ki, biz Kur’ân’a hayatımızda lâyık olduğu yeri verir ve onun ölçülerini ciddiyetle benimsersek, hiçbir konuda yaş tahtaya basmayız, kimsenin tuzağına düşmez, kimse tarafından aldatılmayız.

İşte bu ölçülerden birini de Bakara Sûresinin 204-206. âyetleri bir ibret levhası halinde önümüze seriyor.

Bu âyetlerde sıralanan nitelikler herhangi bir kimsede, özellikle yönetici durumundaki birisinde bulunduğu takdirde, ondan nelerin beklenebileceğini bize gösteriyor. Daha da önemlisi, bu niteliklere sahip olan kişileri asla sorumlu mevkilere getirmememiz konusunda bizi uyarıyor.

Bu niteliklerin birincisi, dünya hayatına dair hoş sözlerdir. Kişi güzel ve etkili konuşabilir; ağzından bal damlayabilir. Daha da ötesi, Allah adına yeminler ederek, kalbinde iyi niyetten ve muhabbetten başka birşey taşımadığına Allah’ı şahit tutarak, inandırıcılığını bir kat daha arttırabilir. Ancak, âyet açıkça gösteriyor ki, bu, bir insana inanmak için yeterli sebep değildir. Güzel sözler, etkili konuşmalar, Allah adına edilen yeminler bizi aldatmamalıdır; bütün bunlar temelden yalan olabilir. Nitekim Allah Resulü de bizi, özellikle âhir zamanda görülecek olan koyun postuna bürünmüş, sözleri baldan tatlı, kalpleri ise kurt kalbi olan kişilere karşı uyarmıştır.[1]

Bir sonraki âyetin başında yer alan ifade, hem “Senin yanından ayrıldığında,” hem de “Bir iş başına geçtiği zaman” şeklinde anlaşılmaya elverişlidir. Her iki anlamda da ciddî bir uyarı vardır:

Gözün, güzel sözüyle seni etkileyen kimsenin üzerinde olsun; yanından ayrıldığında ne yapacağına bak.

Veya: Üzerinde bir sorumluluk yok iken çok güzel sözlerle bir işin ehli olduğuna seni inandırabilir. Fakat işin başına geçtiği, sorumluluk üstlendiği zaman, bir de bakarsın ki, ettiği yeminleri bir tarafa atmış, kalbinde olan şeyi meydana çıkarmıştır. Artık onun ıslaha değil, ifsada koştuğunu görürsün. Bozduğu şey, yaptığından daha fazladır. Yılların birikimleri, nesillerin emek ve ürünleri hebâ olur, gider.

Bu durum, kişilerin sadece sözlerine bakarak, vaadlerine kanarak, yeminlerine aldanarak onlara bir iş teslim edenlerin hazırlıklı olması gereken bir âkıbettir.

Böyle kimseleri öğütle yola getirmeye çalışmanın da bir sonuç vermeyeceğini âyet açıkça gösteriyor. Düşmanlıkla dolu olan ve yalanına Allah’ı şahit gösteren bir kalpte Allah korkusu ne arar? “Allah’tan kork” dendiği zaman, bu söz onda bir korku uyandırmak şöyle dursun, izzetinefsini galeyana getirir, kibrini azdırır.

Bu, çok dikkat çekici ve hiç şaşmayan bir ölçüdür. Bir kimsenin kalbindekini bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarmak isterseniz, ona hatâlı olduğu, yahut hatâlı olmasının muhtemel bulunduğu bir konuda “Allah’tan kork” deyin, sonra da tepkisine bakın.

Hakikaten Allah’tan korkanlar böyle sözleri ciddîye alırlar. Allah korkusundan nasibi olmayanlar için ise, bu ancak bir öfke, intikam ve azgınlaşma sebebi olur.

Bu âyet-i kerimelerin çok keskin hatlarla çizdiği ibret tablosunda, asla güvenilmemesi ve bir işin başına geçirilmemesi gereken kimseler tanımlanıyor. “Kimlerdir bunlar?” diye sorulacak olursa, işte özellikleri:

- Dünya hayatına dair sözleri etkileyicidir.

- Üstelik sözlerine ve içtenliklerine yemin eder, Allah’ı şahit de gösterebilirler.

- Sözlerinin aksine, kalpleri düşmanlıkla doludur.

- İş başına geçtiklerinde ise bozgunculuk yaparlar, zarar ve ziyan verirler.

- “Allah’tan kork” uyarısı ise onların öfkelerini ve azgınlıklarını arttırmaktan başka bir sonuç vermez.

Bu ölçüler elinde olduktan sonra eğer bir Müslüman hâlâ küçük veya büyük işlerinde aldatılabiliyorsa, artık bunun nedeni, Kur’ân’ın öğüt ve uyarılarına yeterince kulak vermemekten başka birşey değil demektir.

[1] Tirmizî, Zühd: 60.

1 yorum:

fatma dedi ki...

Dikkatimi çeken, üzerinde düşündüğüm bir ayetti.Ama söz konusu kişileri tanılama ve deneme yöntemine ulaşamamıştım.Şimdi oldu..