Pazartesi, Ekim 02, 2006

Ayetler ve İbretler

Peygamber ve şefaat
Ümit Şimşek

[Bu programın Dost TV'deki yayın saatleri, Ramazan süresince 09:40 ve 02:00 olarak değiştirilmiştir]


Kendi günahın için ve mü’min erkeklerle mü’min kadınlar için Allah’tan af dile.
Muhammed Sûresi, 47:19

Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelip Allah’tan af dileseler ve Peygamber de onlar için af dileseydi, Allah’ı, tevbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.
Nisâ Sûresi, 4:64
KUR’ÂN-I KERİM, Peygamberimizi bize karşı çok şefkatli ve merhametli olarak niteler. Fakat bu kadarla da kalmaz; onu, ümmetine karşı şefkat göstermeye bizzat teşvik eder. Böylece, Peygamberimizin bize olan düşkünlüğünün asıl kaynağı da ortaya çıkmış olur.

Onu, ümmetine çok düşkün, mü’minlere çok merhametli ve şefkatli bir peygamber yapan, sonsuz rahmet sahibi Yüce Allah’tır. Bu âlemi saran bütün güzellikler, bütün rahmet ve merhametler Ondan geldiği gibi, Âhirzaman Peygamberinin ümmetine karşı o misilsiz şefkati de yine Ondan gelir.

Peygamberimizin adını taşıyan sûrenin âyeti, Peygamberimizi Allah’ın affına çağırırken, erkek ve kadın bütün mü’minleri de yanına almasını istiyor. Bu emrin bir mü’minlere, bir de Peygambere bakan yönü vardır.

Mü’minlere bakan yönüyle, bu emir bizi de kapsar. “Peygamberiniz nasıl sizin için dua ediyorsa, siz de dualarınızda ve bağışlanma niyazlarınızda birbirinizi unutmayın; kendiniz için istediğinizi, erkek ve kadın bütün mü’min kardeşleriniz için de isteyin” demek olur.

Peygambere bakan yönü ile de bu âyet apaçık bir şefaat emridir. Şefaatten ve şefaat izninden söz eden pek çok âyet-i kerime, zaten birinci derecede şefaat adresi olarak Peygamberimizi göstermektedir. Bu âyet ise, iznin de ötesinde, şefaatin Peygamberimize bir görev olarak tevdi edilmiş bulunduğunu, ümmetine düşkün ve şefkatli bir peygamber olarak ona yakışan şeyin bu olduğunu bildiriyor.

Dahası var:

Âyet, aynı zamanda, Yüce Allah’ın mü’minleri bağışlama yönündeki iradesini de yansıtıyor. Elçisine “Mü’minler için af dile” buyurmak, “Onları senin duan vesilesiyle bağışlayacağım” demekten başka ne anlama gelir?

Nitekim Nisâ Sûresinin âyeti de aynı müjdeyi taşıyor. Bir günah ile kendilerine yazık eden insanlar için, Allah’tan af diledikleri ve Peygamber de onlar için af dilediği takdirde, Allah’ı “tevbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklarını” bildiriyor. Bu, Peygamber şefaatinin sonucunu açıkça müjdeleyen bir beyandır.

Aynı yönde şefaat ve bağışlanma müjdesi içeren daha başka âyetler de vardır.

Âl-i İmrân Sûresinin 159. âyetinde Peygambere itaatte kusur eden kimseler hakkında, Peygamberimize “Onlar için Allah’tan bağışlanma iste” emri vardır.

Nur Sûresinin 62. âyetinde, yine Peygamberimize mü’minler için af dileme emri verilmekte ve arkasından yine aynı ümit kapısı gösterilmektedir:

Şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”

Son derece dikkat çekicidir ki, Mümtehine Sûresinin 12. âyetinde de, benzer bir şekilde, “Onlar için Allah’tan af dile” emri ve hemen arkasında yine aynı müjde, tıpatıp aynı ifadelerle tekrarlanmaktadır:

Şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”

Bu âyetler, bir bütün halinde, herşeyden önce, bize Yer ve Gökler Rabbinin herşeyi kuşatan rahmetinden haber taşıyor ve bizi o rahmetin kucağına çağırıyor.

Aynı zamanda, o Yüce Peygamberin âlemlere rahmet olarak gönderilişine de ışık tutuyor.

Bu arada, şefaat hakikatini bütün parlaklığı ve bütün sıcaklığıyla meydana çıkarıyor.

Ve, o Peygambere şefaatin ne kadar yakıştığını gösteriyor:

Tıpkı güzel kokunun güle yakışması gibi.

Bu arada, âyetten çıkarılacak şu ibretli dersi de unutmayalım:

Peygamber, bize her konuda örnek olduğu gibi, bu konuda da en güzel örnektir. Onu ümmeti için duaya yönlendiren Âlemlerin Rabbi, bizden de birbirimize karşı benzer bir duyarlılık göstermemizi ve dualarla, istiğfarlarla sürekli olarak birbirimizle dayanışma içinde bulunmamızı ister.

4 yorum:

enis dedi ki...

Bir müslüman;
Rabbi katında Efendimizin(a.s.m.) değerini ve hatırını bile bile,
Efendimizin ümmeti hakkındaki şefkatini ve merhametini göre göre,
Kendi ihtiyacını da idrak edebiliyorsa,
Böyle bir şefaat nimetinden kendini neden mahrum etmeye uğraşır ki..

Teşbihte hata olmasın; bir anne bile evlatları arasındaki dayanışmadan hoşnut olur.
Ya Rabbimiz, yukarıdaki ayetlerde de açıkça gözüktüğü gibi, kullarının birbiri için endişelenip, elinden geldiğince heriki dünyada yardımlaşmalarından mı hoşlanır,
Yoksa herkesin ancak kendini kurtarmaya çalışmasından mı?

Allah vâdediyor, emrediyor, birinizi diğerinizin bağışlanmasına vesile edeceğim diyor ama bu çok bilmiş birtakım ilahiyatçılara ne oluyor, anlamıyorum.İyi ki işimiz onlara kalmamış. Diğer peygamberlerin bile Efendimizden(a.s.m.) medet istediği zamanda kendilerinin durumunun ne olacağını ayrıca merak ediyorum.

Rabbimiz Habibinin şefaatini tüm isteyenlere nasip etsin İnşaallah..

judas dedi ki...

Secde Sûresi

4 - Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş’a2 kurulandır. Sizin için ondan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?
daha ne diyim enis bey ve ümt bey .ümit bey tenezzül edip bi cevap verin bana.insanları yanıltmayın vebali büyüktür.kurandan başka hüküm kaynağı aratmayın insanlara...yazıktır günahtır.asli görevin olan allaha kulluk yapmaksa neden şefaate ihtiyacın olsunnn.....

enis dedi ki...

Yukarıdaki yazıyı ve içinde geçen âyetleri okuduğun halde hâlâ saçmalıyabiliyorsan biz sana ne diyelim?

judas dedi ki...

yazdığım kurandan bir ayet.yorumsuz .saçmalama kelimesini daha dikkatli kullanırsan iyi olur.konuşan ben diilim yüce allah....