Pazar, Aralık 03, 2006

Ayetler ve İbretler / 75


EN HAYIRLI ÜMMET
Ümit Şimşek

[Bu program haftanın her günü 7:50'de, hafta içi hergün 07:50 ve 16:40'ta Dost TV'de yayınlanmaktadır]

Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet oldunuz. İyiliği teşvik eder, kötülükten sakındırır, Allah’a hakkıyla iman edersiniz.
Âl-i İmrân Sûresi, 3:110

BU âyet-i kerime, Yüce Allah’ın pek büyük bir iltifatını içeriyor. “Siz,” diyor muhataplarına, “insanlar içinde en hayırlı, en üstün toplumsunuz.” Doğrudan doğruya Âlemlerin Rabbinden gelen bir hitap olduğu için, bu ifade, asla küçümsenmeyecek bir iltifattır.

Peki, kimdir en hayırlı topluluk?

En genel anlamıyla, İslâm ümmeti. İnsan toplulukları içinde, Âhirzaman Peygamberine ümmet olan ve Kur’ân’a tâbi olan insanlar, Allah katında en şerefli bir mevkie erişmiş olan topluluktur.

Diğer yandan, âyetteki “en hayırlı ümmet” sözü, “ümmetin en hayırlısı” şeklinde anlaşılmaya da elverişlidir. Bu takdirde, arkadan gelen iyiliği teşvik, kötülükten sakındırma ve iman niteliklerinde ileri gidenler, hayırda da öne geçmiş ve bu ümmetin en hayırlıları olmuş demektir. Herhangi bir zamanda, herhangi bir toplumda bu özellikleri kendisinde toplayan insanlar, âyetin iltifatına liyakatlerini de göstermiş olurlar.

Daha özel anlamda ise, bu âyetin indiği zamandaki muhatapları hatıra geliyor: Sahâbîler.

İslâm ümmetini insanlık âlemi içinde en hayırlı topluluk olarak niteleyen âyet, bu ümmet içinde de, ilk asır Müslümanlarına özel bir teveccüh göstererek onları “ümmetin en hayırlısı” sayıyor. Bu ise, onların gerçekten de hak ettikleri bir iltifattır.

Sahâbîlerin, özellikle onların ileri gelenlerinin, İslâm içindeki önemli rolünü görmezlikten gelmek mümkün değildir. Zira onlar Hadisin tamamlayıcı unsurudurlar; Hadis ise Kur’ân’ın olmazsa olmaz açıklayıcısıdır. Âlemlerin Rabbi, Kur’ân’ı Peygamber ile birlikte göndermiş ve Peygamberine, onu açıklama görev ve yetkisini vermiştir. Peygamber ise, bu görev ve yetkisini, Sahâbîlerle paylaştığı bir hayat içinde yerine getirmiştir. O kendi başına bir hayat yaşamamıştır. Yüce Allah, onu dünyaya gönderirken, ona muhatap olacak, ona kulak verecek, onunla birlikte bu dini yaşatmak için mücadele edecek, ondan bu dini öğrenip başkalarına öğretecek bir topluluk olarak, Sahâbîlere de bir görev yüklemiş ve onları Peygambere muhatap etmiştir.

Onlar ise, kendilerine İlâhî kaderin yüklediği bu sorumluluğun bilinci içinde bir hayat sürmüşler, Peygamberimize tam bir teslimiyetle itaat ederek bu dine hizmet etmişlerdir. Peygamberimizin vefatından sonra ise din tamamen onların omuzlarında kalmıştır. Bugün biz dönüp geriye baktığımız zaman, geçen on dört asır içinde, Allah’ın ve Resulünün buyruklarına itaatte en ziyade duyarlılık sahibi olan nesil olarak Sahâbîlerin topluluğunu buluyoruz. Allah Resulünün sünneti onlar aracılığıyla bize ulaştığı gibi, Kur’ân’ın tefsirinde de, Peygamberden hemen sonra, Sahâbî tefsiri olarak onların yorum ve açıklamaları bize ışık tutuyor.

“Bu ümmetin en hayırlıları kimdir?” diye sorulacak olursa, bunun aşikâr cevabı “Sahabe” olacaktır ki, Kur’ân’ın hitabında da işte bu hakikate bir işaret vardır. Bu ifade, arkadan gelen niteliklerle birlikte göz önüne alındığında, biz Müslümanlara şöyle bir adres gösteriyor:

“İnsanların en hayırlısı olarak size düşen şey, Allah’a hakkıyla iman etmek, iyiliği yaymak, kötülükten de sakındırmaktır. Bu konuda örnek alacağınız kimseler ise, sizin en hayırlılarınızdır. Referans için sağa sola bakınmak yerine doğrudan doğruya oraya yönelin; bu nitelikler için en güzel nümuneleri onlarda bulacaksınız.”

Bu ümmetin insanlar içinde en hayırlı ümmet olarak nitelenmesi de bir yandan bize Allah’ın verdiği değeri gösterirken, diğer yandan da bu değere lâyık bir sorumluluk yüklüyor. Şöyle ki:

Eğer biz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet isek, bunun nedeni, âyette sayılan özelliklerdir. Bu özelliklerde, yani iyiliği teşvik etmek, kötülükten sakındırmak ve Allah’a hakkıyla iman etmek hususunda ne kadar nasip sahibi isek, bu iltifattan da o kadar payımız var demektir.

Sorumluluğumuza gelince:

İnsanların en hayırlısı olan bir topluluk, artık ne örnek almak için, ne de medet aramak için, başkalarına bakamaz, gözünü başka yerlere dikemez. Onlar eğer bir kuvvete muhtaç ise, bunun kaynağı için âyette sayılan özelliklere başvuracaklardır. Örnek alacak ve bir yol izleyecekler ise, onu da, bu aradıklarını da kendi içlerinde en hayırlı olanlarda bulacaklardır.

Bu âyetten alınabilecek ibretlerden biri de, herhalde bu iltifatın değerini bilmek ve bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek olmalıdır.

1 yorum:

mehmed dedi ki...

İşte sahabelerin bu değerinin ve dini asırlar ötesine taşıma görevinin farkında olmayan nasipsizler; hem dini doğru kaynaklardan öğrenme şansını,
hem bu âyetin iltifâtına mâsadak olma liyâkatini,
hem de sahabelerin şefaatine erme hakkını kaybediyorlar.

Ama ne yapalım zarara rızası ile girenlere merhamet edilmez.

Biz insanların en hayırlılarına tâbi olmaya tâlibiz.