Perşembe, Haziran 14, 2007

Ayetler ve İbretler: 104

ORTAKLARIN PİŞMANLIĞI
Ümit Şimşek


İnkâr edenler, “Ne bu Kur’ân’a inanırız, ne de ondan öncekilere” dediler. Sen o zalimleri Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman bir görsen! Birbirlerine söz yetiştirmektedirler. Güçsüz olanlar, büyüklük taslayanlara derler ki: “Siz olmasaydınız biz mü’min olmuştuk.”

Büyüklük taslayanlar da güçsüzlere derler ki: “Siz doğru yolu buldunuz da biz mi sizi yoldan çevirdik? Siz kendiniz mücrim olup çıkmıştınız.”

Güçsüzler ise büyüklük taslayanlara “Gece gündüz işiniz düzenbazlıktı,” derler. “Böylece, Allah’a nankörlük edip de başkalarını ona denk tutmamızı emrediyordunuz.” Azabı gördüklerinde, için için pişmanlık duymaktadırlar. Biz ise o kâfirlerin boyunlarına boyundurukları geçirmişizdir. Onlar yaptıklarından başka birşeyle mi cezalanıyorlar?

Sebe’ Sûresi, 34:31-33

KUR’ÂN, geçmiş kavimlerin kıssalarını birer ibret levhası olarak bize sunduğu kadar, gelecekten de ibretler sunar. Bunların her ikisi de hayattan gerçek kesitlerdir. Bizim nazarımızda biri geçmiş, biri henüz gelmemiş olsa da, Kur’ân’ın ezelî bakışında geçmiş ile gelecek arasında bir fark yoktur. O, âhiret hadiselerini de olup bitmiş gibi bize anlatır; biz de gözümüzle görmüş gibi onun anlattıklarına iman ederiz.

Bu âyetlerde tasvir edilen tablo da, aslında, bu dünyada sayısız defalar yaşanan ve halen de yaşanmakta olan birtakım hadiselerin devamından başka birşey değildir. Orada, Allah huzurunda çekişenler, buradaki dostlardır. Onlardan bir kısmı, diğerlerini peşlerine takan güçlüler, diğerleri ise, kendilerini azdıranları izleyen güçsüzlerdir. Âyetin tasvirlerinden çıkarılabilecek dersler arasında, şu iki husus özellikle dikkat çekiyor:

(1) Buradaki dostluk ve yardımlaşmalar, eğer doğru yol üzerinde kurulmamışsa, orada düşmanlığa dönüşecektir.

(2) Kendisini azdıranların peşine takılan kimsenin, Allah huzurunda ardına sığınabileceği bir mazereti yoktur.

Bu dünyada yapılan herşey gibi, kurulan dostluklar da ebedî âlemde sonuçlar verir. Allah için dost olanlar ve Allah’ın hoşnut olduğu işlerde yardımlaşanlar, orada da dost olarak kalacaklardır. Bu dostluğun, birbiri için duacı olma, birbirine şefaat etme gibi sonuçları da vardır.

İnkâr ehlinin dostluklarında ise vefa aranmaz. Bu dünyada birbirlerini kışkırtanlar, Allah’ın huzuruna çıktıkları zaman birbirine düşman kesilirler. O gün hepsi kendi derdine düşmüş, hiç kimsenin diğerinden bir yardım bekleyecek hali kalmamıştır.

En ibret verici olanı ise, zorbalıkla halkı peşlerine takarak isyana sürükleyenler kadar, onların peşine takılanların da yaptıklarından sorumlu tutulmalarıdır. Gerçi onları yoldan çıkaranlar, iktidar sahibi olan azgınlardır. Nice düzenlerle, baskılarla, hilelerle onları sindirmiş, kandırmış, peşlerine takmışlar; onlar da kendilerini çaresiz bilerek veya “Madem büyüklerimiz bize bu yolu gösteriyor; öyleyse doğru olan budur” gibi zanlarla, kendilerini helâke atmışlardır. Kıyamet gününde ise, peşlerinden gittikleri büyüklerinin hiç de vefalı dostlar olmadıklarını, hüsranların en büyüğü içinde öğrenirler.

Büyüklük taslayanlarda vefa olmadığı gibi, onları izleyenlerin elinde de, onlarla aynı âkıbeti paylaşmaktan kendilerini koruyabilecek bir mazeretleri yoktur. İşin aslına bakılırsa, her iki taraf da birbirini yoldan çıkarmıştır. Büyüklük taslayanlar güçsüzleri yoldan çıkarmak için gece gündüz düzen kurmuşlarsa, güçsüz olanlar da onlara uymak suretiyle, onların eline bir güç vermişlerdir. Eğer peşine takacak birilerini bulmasaydı, dünyada kim büyüklük taslayabilirdi? Bütün çağlarda ve bütün toplumlarda, zorbalar, daima kendilerine kölelik etmeye razı olan topluluklar sayesinde iktidarlarını devam ettirmiş, zulümlerini icra edebilmişlerdir. Onun için, İlâhî adalet de, güçlü olsun, güçsüz olsun, zorbaların peşine takılanları, zorbaların cezasına ortak etmiştir.

Âyet-i kerimenin tasvir ettiği manzara, dünyanın her yerinde her zaman görülebilecek olan bir durumun sonucunu bize göstermektedir. Şu veya bu şekilde büyüklük taslayarak halkı Allah yolundan saptırmak için gece gündüz tuzaklar kuranların hiçbir zaman yokluğu çekilmez. Kişiler değişebilir, yöntemler değişebilir, kılıklar değişebilir. Onlar bazan bir hükümdar olur, bazan da günün egemen değerlerini belirleyen ve bir moda halinde piyasaya süren görünmez mahfiller kılığına bürünebilirler. Toplumlar ve koşullar değiştikçe onların kılıkları ve yöntemleri de değişir. Ama “saptıranlar” ve “saptırılanlar” şeklindeki roller, tarihin hiçbir döneminde sahipsiz kalmaz.

Büyüklük taslayanların oyununa gelmemek için insanın güçlü bir iradeye sahip olması gerektiğinde şüphe yoktur. Zira onlara karşı durabilmek, her zaman için bir fiyat ister. Fakat Yer ve Gökler Rabbinin aziz bir varlık olarak yarattığı ve bir değer verdiği insan, bu değerli konumunu korumak için öyle bir fiyatı ödemek zorundadır.

Aksi takdirde, o büyük pişmanlık gününde ödenecek fiyat çok daha büyük olacaktır.

Hiç yorum yok: