10 Temmuz 2005 Pazar

Yirmi İkinci Söz / İkinci Makam: 1

Mukaddime

ERKÂN-I İMANİYENİN kutb-u âzamı olan iman-ı billâha dair Katre Risalesinde, şu mevcudatın herbirisi, elli beş lisanla Cenâb-ı Hakkın vücub-u vücuduna ve vahdâniyetine delâlet ve şehadetlerini icmâlen beyan etmişiz. Hem Nokta Risalesinde, Cenâb-ı Hakkın delâil-i vücub ve vahdâniyetinden, herbirisi bin burhan kuvvetinde dört burhan-ı küllîyi zikretmişiz. Hem on iki kadar Arabî risalelerimde, Cenâb-ı Hakkın vücub-u vücudunu ve vahdâniyetini gösteren yüzler kat’î burhanları zikrettiğimizden, şimdi onlara iktifâen derin tetkikata girişmeyeceğiz. Yalnız şu Yirmi İkinci Sözde, Risaletü’n-Nur’da icmâlen yazdığım On İki Lem’ayı, iman-ı billâh güneşinden göstermeye çalışacağız.

erkân rükünler, temeller, direkler
erkân-ı imaniye iman esasları
âzam en büyük
kutb-u âzam en büyük kutup
katre damla
mevcudat varlıklar
vücub gereklilik, zorunluluk
vücud varlık
vücub-u vücud Allah’ın varlığının zorunlu olması
vahdâniyet Allah’ın birliği
delâlet delil teşkil etme, kanıtama
şehadet tanıklık
icmâlen kısaca, özetle
beyan etmek açıklamak
delâil deliller, kanıtlar
delâil-i vücub ve vahdâniyet Allah’ın varlık ve birliğinin delilleri
burhan kanıt
küllî kapsamlı
Arabî Arapça
kat’î kesin
zikretmek anmak, sözünü etmek
iktifâ etmek yetinmek
iktifâen yetinerek
tetkikat incelemeler, araştırmalar
lem’a parıltı
iman-ı billâh Allah’a iman

Risale-i Nur’un temel konusunu teşkil eden iman, Âmentü’de sayılan esaslar üzerine kurulmuştur ki, bunlar “erkân-ı imaniye,” yani imanın rükünleri, esasları olarak anılırlar. Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, âhiret gününe ve kadere inanmayı öngören bu esaslar, ayrılmaz bir bütün teşkil etmektedirler. Bediüzzaman, imanı, “bu altı rükünden çıkan bir vahdânî hakikat” olarak tanımlar ve bu rükünlerin birbirini ispat ettiğini anlatır.[5] Bu rükünlerin de temeli ve en önemlisi, hiç şüphe yok ki, Allah’a imandır. Zira diğer rükünlerin bilinmesi de, onlara inanılması da, Allah’a imanın doğru ve sağlam bir şekilde yerleşmesine bağlıdır. Bu bakımdan, Allah’a iman, erkân-ı imaniyenin en büyük kutbu olarak nitelendirilmiştir ki, Bediüzzaman, Risale-i Nur’un çekirdekleri denebilecek ilk eserlerinden itibaren, kendi orijinal yaklaşımıyla, ağırlıklı olarak bu konu üzerinde durmaktadır.

Burada kendilerine gönderme yapılan eserlerden Nokta Risalesi[6] 1919’da, Katre[7] ise 1922’de telif edilmiştir. Bunlardan Katre, metinde de belirtildiği gibi, Allah’ın varlık ve birliğine dair kâinattaki varlık ve olaylardan elli beş ayrı lisanın tanıklığını içermekte ve elli beş ayrı tefekkür kapısını okuyucunun önüne açmaktadır. Nokta ise, daha geniş bir ölçekte konuya yaklaşarak dört kapsamlı delilin tanıklığını dile getirmektedir ki, bunlar (1) kâinat kitabı, (2) kâinat kitabındaki düzen ve âhenk, (3) Kur’ân, (4) vicdandır. Tevhid ve tefekkür konuları, Bediüzzaman’ın bunlardan başka eserlerinde de ele alınmış ve bu eserler, daha sonraki yıllarda telif edilecek Risale-i Nur Külliyatının bir bakıma temelini teşkil etmiştir. Bunlar arasında, Mesnevî-i Nuriye’nin “Lem’alar” başlıklı kısmı,[8] Yirmi İkinci Sözle aynı tertip üzerine yazılmıştır. Aynı ders, Risale-i Nur Külliyatının ilk olarak telif edilen risalelerinden Nurun İlk Kapısı’nda, On Dördüncü Ders olarak yer almıştır.[9] Risale-i Nur’un doğumuyla sonuçlanan bir süreç içinde kaleme alınan bu eserler arasında, Yirmi İkinci Sözün gerek içerik, gerekse üslûp ve düzen açısından önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Yirmi İkinci Sözün Birinci Makamında, dünyamıza henüz ayak basmış bir konuk olarak herşeye yeni bir gözle bakmaya ve gördüğümüz hlerşeyi çeşitli ölçeklerde ve çeşitli açılardan inceleyerek bütün bu olup bitenlerin anlamını çözmeye çalışmıştık. On İki Burhan halinde ele alınan bu gözlemler, İkinci Makamda ilkeler düzeyinde incelenecektir. On İki Lem’a, yani, iman güneşinden on iki parıltı halinde gerçekleşecek olan bu incelemeler önemli bir akaid dersi teşkil etmekte, hiçbir saldırının zaafa uğratamayacağı kadar güçlü bir imanı sağlam temeller üzerinde inşa etmekte, kâinatı bir kitap gibi okuyacak ve hayatın her ânını bir tefekkür ziyafetine ve ibadete dönüştürecek yöntemler içermektedir.


[1] “Allah herşeyin yaratıcısıdır. Ve O herşeyin üzerinde görüp gözetici olan Vekildir.” Zümer Sûresi, 39:62.
[2] “Her türlü kusurdan ve ortaktan uzaktır o Allah ki, herşeyin egemenliği elindedir; siz de Ona döneceksiniz.” Yâsin Sûresi, 36:84.
[3] “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim katımızda olmasın. Biz onu ancak belirli bir miktar ile indiririz.” Hicr Sûresi, 15:21.
[4] “Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onu alnından yakalamış olmasın. Benim Rabbimin her işi hikmet ve adalet iledir.” Hûd Sûresi, 11:56.
[5] On Birinci Şua, Altıncı Mesele, Risale-i Nur Külliyatı, c. 1, s. 969-971.
[6] A.g.e., c. 2, s. 1368.
[7] A.g.e., c. 2, s. 1298.
[8] A.g.e., c. 2, s. 1278.
[9] A.g.e., c. 2, s. 1396.
Previous Post
Next Post

About Author

0 yorum: