10 Ağustos 2005 Çarşamba

Tefekkür Penceresi: 5

ÖMÜR HORTUMLARI
Ümit Şimşek


ADAMCAĞIZ, seyretmediği maçlar ve programlar için, abonesi olduğu televizyon kanalına biraz para kaptırmış. Ayrıntısına girmeyelim; fakat bu oyunun, kanalın pazarlamacıları ile abone arasında geçen bir telefon konuşmasındaki lâf cambazlıklarına dayandığı anlaşılıyor. Nasıl olmuşsa olmuş, adam istemediği programlara “kendi isteğiyle” abone olmuş. Çok geçmeden de aybaşı gelmiş; aybaşıyla birlikte kredi kartının ekstresi de gelmiş. Böylece, vatandaşımızın hesabından bir miktar paranın televizyon kanalına pompalandığı ortaya çıkmış. Mağdur vatandaşımız, hakkını arayacak bir merci bulamayınca, internet yoluyla ulaşabildiği herkese ulaşmaya çalışarak, hiç değilse başkalarının canı yanmasın diye uyarılarda bulunuyor. Onun iletisini alan diğer yurttaşlarımız da önemli bir kamu hizmetinden geri kalmış olmamak için bunu birbirlerine aktarıyorlar.


İşin garip tarafı şurada ki, onlar bu millî görevi yerine getirirken, kendileri de mağdur vatandaşla birlikte hortumlanmaya devam ediyorlar. Üstelik bundan kimsenin şikâyet ettiği de yok!

Son istatistikler, insanımızın günde dört saatini televizyon başında geçirdiğini gösteriyor.
[1] Bu ise yılda 1500 saate yakın bir rakam eder; o da iki öğretim yılının ders saatleri toplamını bulur. Sonuç ise ortada: Ülkemizin insanı, her yıl, iki öğretim yılına denk bir zamanı, bütün âzâlarıyla huşû içinde televizyon ekranına yönelmiş olarak geçiriyor. Bu rakam, daha net bir hesapla, insan ömrünün altıda biri eder. Şöyle de söyleyebiliriz: Altı kişilik bir aile, elbirliğiyle ömürlerinden arttırdıkları bu saatlerle, tam olarak bir insan ömrünü televizyona kurban veriyor!

Fakat ömründen her yıl 1500 saatinin çalınması, günümüz insanının ölçülerinde büyük bir kayıp sayılmaz. Çünkü o, 1500 saatlik bir ömrü ne yapacağını bilmez. Eline fazladan bir o kadar daha zaman verilecek olsa, onu da aynen böyle saçıp savurur; sonra, alışageldiği şekilde, zaman yokluğundan yakınmaya devam eder.

İnsanın gerçekten pek çok tuhaflıkları vardır. Ölüme hiçbir zaman razı olmaz; fakat elindeki zamanı bir an önce tüketip ondan kurtulmak ister. Ömürlerine büyük işler sığdıran kimselere imrenerek bakar; halbuki kendi hayatında da yıllar 365 gün, günler 24 saattir. Sonsuza kadar yaşamak ister; ama kendisine sonsuzluğu kazandıracak olan sermayesine, bir akşam yemeği için harcadığı para kadar değer vermez. Televizyon kanalları, eğer izleyicilerin ömürleri yerine cüzdanlarından birşeyler alıp götürseydi, her akşam dört saatini televizyona verecek pek az adam bulunurdu.

Nereye kadar sürer gider bu iş?

Birgün gerçekten insanın zamanı yok oluncaya kadar!

O gün defter ortaya konur. Ve defter sahibi, defterinde ömrünü bulamaz; bulsa da, on binlerce saati hortumlanmış şekilde bulur. Oysa neler sığmazdı on binlerce saatin içine! Neler yapılmaz, neler kazanılmazdı ki!

“O gün insan herşeyi hatırlar; lâkin neye yarar hatırlamak?

“ ‘Eyvah,’ der, ‘keşke bu hayat için bir hazırlık yapsaydım!’ ”
[2]

Niye yapmadın?

Vaktim olmadı.

Sana vakit verilmedi mi?

Elimden aldılar.

Zorla mı aldılar?

Hayır, kendim verdim.

Onlar sana ne verdiler?

……

Böylece sürüp gidecek bir hesaptan kaç kişi kendisini kurtarabilir dersiniz?İyisi mi, gelin, şu 1500 saatin hesabını baştan alalım.

[1] Bu konuyu ele alan daha önceki bir yazımızda, günlük seyir ortalamasını 3 saat olarak hesaplamış ve o yazıya “1095 Saat” başlığını atmıştık. Maalesef, aradan geçen zaman, bu hesabı fazlaca iyimser çıkardı.
[2] Fecr Sûresi, 23-24.

Hiç yorum yok: