8 Ağustos 2005 Pazartesi

Yirmi İkinci Söz / İkinci Makam: 7

İKİNCİ LEM'A / 2


EVET, Hâlık-ı Mevt ve Hayat, şu destgâh-ı dünyada, hikmetiyle, hayatı öyle bir kanun-u emriye-i muciznümâ ile idare ediyor ki, o kanunu tatbik ve icra etmek, bütün kâinatı kabza-i tasarrufunda tutan bir Zâta mahsustur.

Hâlık: Yaratan
mevt: ölüm
Hâlık-ı Mevt ve Hayat: ölümü ve hayatı yaratan
destgâh: tezgâh
kanun-u emriye-i muciznümâ: İlâhî emirlerden ibaret olan ve mucizeler gösteren kanun
tatbik: uygulama
icra etmek: yürütmek, uygulamak
kabza: avuç
tasarruf: yönetme, kullanma
kabza-i tasarruf: avucunun içinde tutarcasına dilediği gibi kullanma ve yönetme
mahsus: özgü

TEVHİD-İ HAKİKÎ, bir mü’minin gözüne bu dünyayı bir tezgâh olarak gösteriyor. Bu tezgâh, sürekli olarak ölümün ve hayatın yaratıldığı, birşeyin herşeye ve herşeyin birşeye dönüştüğü, hummâlı hayat faaliyetlerinin her seviyede cereyan ettiği, hiçbir köşesinin hiçbir an bu faaliyetlerden nasipsiz kalmadığı bir tezgâhdır. Dünyanın karalarında ve denizlerinde, dağlarında ve çöllerinde, yerin üstünde ve altında, bir tutam toprak veya bir damla su bile bu tezgâhın bir ölçekte nümunesi demektir. Bu dünyayı böyle bir tezgâh haline çeviren ve onda hikmetli bir şekilde hayatı yöneten ise, ölümün ve hayatın yaratıcısı olan Zattan başkası değildir. Onun bu dünya tezgâhını çekip çevirmesi ve hayatı yönetmesi ise, gelişigüzel bir iş değildir, hikmetli kanunlar vasıtasıyla gerçekleşmektedir. “Kanun-u emriye” deyimi bu konuda bir gerçeğin iki yönüne dikkatimizi çekiyor:

1. Onun emirleri, birer kanun demektir; hikmetli, düzenli ve sürekli bir şekilde işlerler ve bütün varlıkları hükmü altında tutarlar.

2. Bu dünyada kanun olarak işlediğini gördüğümüz ne varsa, Onun emirlerinden ibarettir; çünkü onlarda herşeyi kuşatan bir hikmetin ve kudretin eseri vardır.

Hayat üzerine mührünü vuran bu kanun, aynı zamanda, “muciznümâ” bir kanundur; apaçık mucizeler göstermekte ve bütün varlık âlemine hükmü geçen bir Yaratıcıdan başkalarını, böyle bir kanunu yapmak ve uygulamak konusunda tam bir âcizliğe düşürmektedir.



İşte, eğer aklın sönmemişse, kalbin kör olmamışsa anlarsın ki, birşeyi kemâl-i suhulet ve intizamla herşey yapan ve herşeyi kemâl-i mizan ve intizamla, san’atkârâne birtek şey yapan, herşeyin Sâniine has ve Hâlık-ı Külli Şeye mahsus bir sikkedir.

kemal-i suhulet ve intizam: tam bir kolaylık ve düzenlilik
kemal-i mizan ve intizam: kusursuz bir ölçü ve düzenlilik
Sâni: sanatlı bir şekilde yaratan
Hâlık-ı Külli Şey: herşeyi yaratan
mahsus: özel, özgü
sikke: mühür, damga


GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE ve kendi üzerimizde her an sayısız eserleriyle kendisini okutan böyle bir mührü görmek için sadece başında bir çift göz taşımak yetmez; kişinin aklını da kullanması ve bilinçli bir şekilde olaylara bakması gerekir. Bunun yanı sıra, aklının gösterdiği şeye karşı direnmeyecek ve körlük etmeyecek bir kalp de lâzımdır ki, Kur’ân’ın “Kör olan gözler değil, sinelerdeki kalplerdir”[1] meâlindeki âyeti buna işaret eder. Birinci Makamdaki temsillerde geçen iki bakış açısı, bu konuyu açıklığa kavuşturacak örnekleri içermektedir.

Birşeyin herşeye, herşeyin bir şeye dönüşmesi şeklindeki tevhid mührü burada, söz konusu fiillerin (1) kolaylık, (2) ölçü, (3) düzenlilik, (4) sanat özellikleriyle birlikte anılmakta ve bu Lem’anın başında geçen Hâlık-ı Külli Şey ve Sâni-i Külli Şey isimlerine bağlanmaktadır. Sadece “birşeyi herşey, herşeyi birşey yapmak” demekle kalmayıp bu fiilin özellikleri üzerinde de durulması, daha önce de temas edildiği gibi, Risale-i Nur’un tefekkür sistemi içinde önemli bir yöntem teşkil etmektedir; zira bu özellikler, bizim dikkatimizi, bu işleri yapanın herşeyi kuşatan ilim, hikmet, kudret ve sanatına çekmekte ve mühürde, “herşeyi yaratan ve herşeye sanatlı bir şekilde vücut veren” bir Yaratıcının bu ünvanlarını bize okutmaktadır.



Meselâ görsen, harika-pîşe bir zat, bir dirhem pamuktan, yüz top çuha ve ipek veya patiska gibi mütenevvi sair kumaşları o tek dirhem pamuktan nescetmekle beraber, helva, baklava gibi çok taamları dahi ondan yapıyor. Sonra görsen ki, o zat, demiri ve taşı, balı ve yağı, suyu ve toprağı avucuna alır, bir güzel altın yapar. Elbette kat’iyen hükmedeceksin ki, o zat öyle kendine has bir san’ata mâliktir; bütün anâsır-ı arziye onun emrine musahhar ve bütün mevâlid-i türâbiye onun hükmüne bakar.

harika-pîşe: olağanüstü işler yapan
dirhem: gram düzeyinde eski bir ağırlık ölçüsü
mütenevvi: çeşitli
sair: diğer
nescetmek: dokumak
taam: yiyecek
kat’iyen: kesinlikle
has: özel, özgü
anâsır: unsurlar, elementler
anâsır-ı arziye: yeryüzünün elementleri
musahhar: uysal, boyun eğmiş
mevâlid: ürünler
türab: toprak
mevâlid-i türâbiye: toprağın bitirdikleri


BİTKİLER DÜNYASINI DA içine alan bu örnek, Birinci Makamın İkinci Burhanına bizi götürüyor; temsildeki gizli zâtın mucizelerini hatırlatıyor. Dünyamızın manzarası da aynen temsildekine benzer: Yerden çıkan bitkiler, çiçekler, meyveler; bunlarla beslenen milyonlarca tür canlı, her an gözümüzün önünden gelip geçen böyle mucizelerden başka nedir ki? Bu mucizeler, hiç kuşkusuz, yeryüzünde barınan veya topraktan çıkan herşey üzerinde hükmeden ve herşeyi her hale kolaylıkla sokup çıkaran bir mucizeler yaratıcısından bize haber veriyor, Onun varlığını açıkça gösteriyor. Gerçi Onu biz görmüyoruz; ama yaptıklarını görüyoruz. Gördüğümüz fiiller, göremediğimiz failin varlığını da, özelliklerini de açık ve anlaşılır bir dille bize anlatıyor.



Evet, hayattaki tecellî-i kudret ve hikmet, bu misalden bin derece daha aciptir. İşte, hayat üstündeki çok sikkelerden birtek sikke...

tecellî: yansıma
acip: şaşırtıcı
sikke: mühür, damga

BİRİNCİ MAKAMDA geçen ve burada tekrar hatırlatılan temsil, inanılmayacak kadar şaşırtıcı görünebilir. Ancak gerçek hayat, bundan çok daha hayret verici örnekleri gözlerimizin önüne akıl almaz bir zenginlik içinde sermeye devam ediyor. Bu örnekler ise, sonsuz bir kudretin ve herşeyi kuşatan bir hikmetin yansımaları ile, bize, parlak bir mühür halinde, Yüce Allah’ın isimlerini okutuyor. Hayat dediğimiz esrarengiz varlık üzerinde bunun gibi daha nice mühürler vurulmuştur ki, böyle damgaları okumak isteyen bir kimse için bu Lem’a önemli ipuçları içermektedir. Bu ipuçlarını, incelenen fiilde ve fiilin özelliklerinde bulabiliriz:

Fiil: “Birşeyden herşeyi yapmak, herşeyi birşey yapmak.” Bu, hayat üzerinde hükmünü icra eden ve Yüce Allah’ın emirlerinden ibaret olan bir kanundur.

Fiilin özellikleri: Bütün varlıkları hükmü altına alır, kemal-i suhulet ve intizamla, kemal-i mizanla, sanatkârâne bir şekilde cereyan eder.

Sonuç: Bu özellikler de bizi Yüce Yaratıcının sonsuz ilim ve hikmetine götürür ve hayat üzerindeki bu mühürde, Onun Kadîr-i Külli Şey, Alîm-i Mutlak, Hâlık-ı Mevt ve Hayat, Hâlık-ı Külli Şey, Sâni-i Külli Şey isimlerini okutur.

[1] Hacc Sûresi, 22:46.
Previous Post
Next Post

About Author

0 yorum: