23 Ağustos 2005 Salı

Yirmi İkinci Söz / İkinci Makam: 9


ÜÇÜNCÜ LEM’A / 2


İşte, eğer aklın evhamda boğulmamışsa anlarsın ki,

- bir kelime-i kudreti, meselâ balarısını ekser eşyaya bir nevi küçük fihriste yapmak…

evham vehimler, asılsız ve boş düşünceler, yanlış kanılar, kuruntular
ekser çoğunluk, pek çok
fihriste fihrist, içindekiler


HERHANGİ BİR CANLIDA bütün bir âlemin özetini bulmak ve onun üzerinde herşeyin Yaratıcısına ait mührü okumak, aklı başında olan bir kimseyi hiçbir zaman zorlamayacak bir iştir. Ancak pek çok insanın böyle bir akıl yürütmeyi başaramadığı da bir gerçektir. Çünkü zamanın propagandaları, kâinatı tesadüf ve tabiat gibi şeylere bağlamak ve âlemdeki bütün hikmet eserlerini peşin peşin bir başıboşluk ve anlamsızlık temeline yerleştirmek amacını güden birtakım asılsız inançları “bilim” gibi adlar altında sunmaktadır. Bu yaygın propagandaların etkisiyle akılları kuruntular, boş inançlar, temelsiz düşünceler içinde boğulmuş kimselerin—Birinci Makamın temsilî hikâyesindeki ikinci adam gibi—etraflarındaki varlıkları doğru bir şekilde gözlemek ve onların üzerindeki mühürleri okuyabilmek için, herşeyden önce, böyle vehimlerin etkisinden kurtarılmış, salim bir zihne ihtiyaçları vardır.

Takip eden örnekler, Birinci Makamın başındaki bir benzetmeye uygun şekilde,[1] canlıları çeşitli ölçeklerde inceliyor ve onlarda özetlenmiş olan şeylere dikkatleri çekerek, parça-bütün ilişkisi içinde, herbir canlı ile kâinatın tümü arasındaki birlik ve bütünlüğü gözler önüne seriyor.
İşte, bir balarısı, kâinat kitabının içindeki kelimelerden bir kelimedir. Şu kadar var ki, bu kitap da, bu kelime de, kelâm yerine kudret sıfatının eseri olan bir kelimedir. Ve bu kelime, Risale-i Nur’un daha başka yerlerinde verilen br örnekteki gibi, içinde Yâsin Sûresi yazılmış bir Yâsin kelimesine benzer şekilde, ait olduğu âlemin bir özetini içermektedir. Bu hakikati gösteren birkaç örnek:

- Bir balarısı, binlerce hemcinsini barındıran bir kovanın üyesidir. Bu kovanda, hayata gözünü açtığı andan itibaren sürekli değişen görevlerde bulunur. Onun gibi binlerce balarısı hergün bir görevden diğerine geçer. Bunlar birbirinden çok farklı işlerdir: hemşirelik, aşçılık, nöbetçilik, çiçek tarlalarına seferler yapmak, yeni tarlalar keşfetmek gibi. Fakat her arı, her sabah bu görevlerden hangisini yapacağını bilerek işe başlar. Ne bu görevlerin yerine getirilmesinde, ne de nöbet değişmelerinde hiçbir aksaklık yaşanmaz. Bütün bir kovan, tek bir vücut halinde çalışır; çünkü herbir arıda bütün kovanın programı özetlenmiştir.

- Balarısının dolaştığı çiçekler, ona şerbetler sunar; balarısı da onların tozlarını birinden diğerine taşır. Eğer balarısının bu hizmeti olmasaydı, biz pek çok meyve, sebze ve hububat çinsinden yoksun kalacaktır. Zira balarısını ekser eşyaya fihriste yapan, yüzlerce ürünün neslinin devamını, bu minik çalışkan kulunun hizmetine bağlamıştır.

- Balarısına muhtaç şekilde yaratılan bitkilerin çiçekleri balarısının konabileceği ve üzerinde iş görebileceği bir şekilde düzenlenmiş, balarısına da bu tür çiçeklerin renklerini algılayabilecek bir görme duyusu verilmiştir. Bizim göremediğimiz morötesi, bir balarısının gözünde çok çekici bir renktir; arının Rabbi, onu kucağına çağıran çiçeklerin yüzüne bu boyadan bol bol sürmüştür.

- Üzerinde yaşadığımız koca gezegenin yerçekimi hesapları da balarısına öğretilen bilgiler arasındadır. Balarısı, düşey ve yatay durumdaki petekleri—bunlardan herbirinin ayrı bir işlevi vardır—bu hesaba göre yapar.

- Dünyamızın 150 milyon kilometre uzağındaki güneşin pozisyonları da balarısının çiçek tarlalarını arkadaşlarına tarif ederken yahut kendisine arkadaşları tarafından verilen adresi bulmak için başvurduğu bilgiler arasındadır. Üstelik, balarısı güneş ışığına baktığı zaman, bizim gördüğümüz şeyden daha fazlasını görür. Güneş bulut arkasına girmiş bile olsa, gökyüzünün başka bir bölümünden yansıyan ışığın polarizasyon düzlemine bakan balarısı, bu sayede, görmediği güneşin yerini kesin olarak belirleyebilir.

- Arının ürettiği balın insan için taşıdığı değeri ifade edebilmek mümkün değildir. Binlerce yıllık deneyimden sonra tıpta bugün balın şifa özelliğinden yüzlerce şekilde yararlanıldığı gibi, hâlâ da bu mucize besinin yeni yeni tedavi özellikleri keşfedilmeye devam etmektedir.Daha yüzlerce madde halinde uzatılabilecek olan bu listenin şu kadarlık kısmı bile,[2] tek bir balarısında özetlenen bilgilerin bütün balarılarını, çiçekleri, ürün ve meyveleri, insanları, dünyayı ve güneşi kapsadığını ve bu konuda en küçük bir kusur veya hatâya meydan verilmemiş olduğunu açıkça gösteriyor. Evhamda boğulmamış bir akıl, hiç kuşku yok ki, böyle bir mucize yaratığın üzerine Hayy-ı Kayyûm tarafından vurulmuş olan mührü okumakta zorlanmayacaktır.

[1] “Öyle bir âlem ki, kemal-i intizamından bir memleket hükmünde, belki bir şehir hükmünde, belki bir saray hükmündedir” şeklinde başlayan bölüme ve açıklamalarına bakınız. (Risale-i Nur Dersleri: 1, s. 17 v.d.)
[2] Balarısının her ânı mucizelerle dolu hayatının gün gün yaşanan gerçek öyküsünü, Zafer Yayınları arasında yayınlanan Bir Arının Hikâyesi adlı kitapta bulabilirsiniz.
Previous Post
Next Post

About Author

2 yorum:

A ADEMOĞLU dedi ki...

Neden risaleleri bu şekilde kaleme alarak anlaşılır bir dilde yazıp herkesin istifadesine sunan bir yazar çıkmıyor hala anlamış değilim. En azından sözler ve lemalarda olduğu gibi bilinmeyen kelimeler her sayfanın altında verilebilir. Kelimelerin kitabın sonunda olması OKURKEN HEM ZAMAN ALIYOR HEM DE OKUMANIN LEZZETİNİ KAÇIRIYOR

havakızı dedi ki...

Ey Ademoğlu
Manaların direk olarak beynine şırıngalanmasına ne dersin? Hem hiç zaman almaz, hem belki daha da lezzetli olabilir, kimbilir!..