23 Eylül 2005 Cuma

Kur'ân'dan bir sayfa: 5

TEVBE SÛRESİ / 1-6
186. sayfa / Kur'ân-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli / Ümit Şimşek (Zafer Yayınları)

Medine’de inmiştir. 129 âyettir. En son inen sûreler arasındadır. İçerik yönüyle Enfâl Sûresinin devamı gibidir. Antlaşmalarını sürekli olarak ihlâl eden müşriklerle her türlü ilişkinin kesildiğine dair ilânla başlar. Müşrikler, Kitap Ehli ve münafıklar üzerinde durur; onlarla ilişkilerin esaslarını belirler. Tebük Savaşından geri kalan Müslümanların tevbelerinden söz eder ve adını da buradan alır. Sûrenin bir diğer adı ise, ilişki kesme ilânı anlamına gelen Berâe’dir ki, bu da ilk âyetin ilk sözcüğüdür. Bu sûreyi diğer bütün sûrelerden ayıran bir özellik, başında Besmelenin yer almayışıdır. Buna da iki sebep sayılmıştır: Sûrenin Enfâl Sûresinin devamı niteliğinde oluşu ve başında müşrikleri muhatap alan ve dolayısıyla Allah’ın rahmet sıfatlarıyla birlikte yer alması uygun düşmeyecek bir ültimatomun bulunması. Bu âyetler, Peygamberimizin Müslümanları Hz. Ebubekir’in emirliği altında hacca gönderdiği bir sırada nazil oldu. Bunun üzerine Peygamberimiz Hz. Ali’yi bu âyetleri tebliğ etmekle görevlendirdi. Hz. Ali de hac için toplanan insanlara bu sûrenin otuz kadar âyetini okuyarak şu dört hususu tebliğ etti: (1) Bu yıldan sonra Kâbe’ye hiçbir müşrik yaklaşmayacak. (2) Hiç kimse çıplak olarak Kâbe’yi tavaf etmeyecek. (3) Mü’minlerden başkası Cennete giremeyecek. (4) Müşrikler tarafından bozulmamış olan antlaşmalar, süreleri doluncaya kadar yürürlükte kalacak.[1] Bu ültimatomun muhataplarının, yirmi iki yıl boyunca İslâmı boğmak için ellerinden geleni ardına koymamış, Müslümanlara her türlü eziyeti reva görmüş ve onlara hayat hakkı tanımamış, Müslümanları tanımak zorunda kaldıklarında da onlarla yaptıkları anlaşmaları daha imzaları kurumadan ihlâl etmeyi alışkanlık haline getirmiş ve her fırsatta Müslümanları arkadan hançerlemiş olan müşrikler olduğunu dikkate almak gerekir. Kur’ân, böyle bir topluluğa, üstelik hak hukuk bilinmeyen ve herkesin istediği zaman herkese saldırabildiği bir çağda, savaş ilân ederken adaleti en ince ayrıntısına kadar gözetmektedir. Geçmişin hıncını çıkarma gibi bir düşüncenin en küçük bir izi bile bu uyarılarda yoktur. Tam tersine, eski hatâlarından dönmek isteyenlere kucak açılmakta, hattâ Allah’ın kelâmını dinlemek isteyenlere, sonunda iman etmeyi kabul etmese bile can güvenliği sağlanmaktadır.

1. Müşriklerden antlaşma yaptığınız kimselere Allah ve Resulünden ihtar:

2. Yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşın. Ancak Allah’ın elinden kurtulamayacağınızı ve kâfirleri Allah’ın mutlaka rezil edeceğini de bilin.

3. Büyük hac gününde Allah ve Resulünden insanlara şunu da duyurun ki, Allah da, Resulü de müşriklerden uzaktır. Tevbe ederseniz bu sizin için hayırlı olur. Yüz çevirirseniz, bilin ki Allah’ın elinden kurtulamazsınız. İnkâr edenleri de acı bir azapla müjdele.

4. Ancak aranızda antlaşma bulunan ve bu antlaşmada kusur etmemiş, size karşı kimseye arka çıkmamış olan müşriklerle olan antlaşmalarınızı, süreleri doluncaya kadar tamamlayın. Muhakkak ki Allah kötülükten sakınanları sever.

5. Haram aylar çıktığında, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, yakalayın, kuşatın, geçecekleri bütün yolları tutun. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar ve zekâtı verirlerse, onlara ilişmeyin. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.[2]

6. Müşriklerden biri senden sığınma hakkı isteyecek olursa, ona bu hakkı ver, tâ ki Allah’ın kelâmını dinlesin. Sonra da[3] onu güvende olacağı yere ulaştır. Çünkü onlar bir bilgisizler güruhudur.

[1] Buhârî, Tefsir 9: 2- 4; Müslim, Hacc: 435; Ebû Davud, Hacc: 66; Tirmizî, Tefsir 9:5-7; Nesâî, Hacc: 161.

[2] Âyetteki emirler, savaş durumunda yapılması gereken şeylerde zaaf gösterilmemesi yolunda emirlerdir ve, antlaşmalarını zaten bozmuş olan ve Müslümanlarla fiilen savaş halinde bulunan müşriklere, kendilerine verilen dört aylık sürenin bitiminden sonra takınılacak tavrı bildirmektedir.

[3] Müslüman olmayı kabul etmezse.
Previous Post
Next Post

About Author

0 yorum: