14 Kasım 2005 Pazartesi

Yirmi İkinci Söz / İkinci Makam: 17

DÖRDÜNCÜ LEM'A / 7

Fakat memur oldukları vakit çok kolaydır. Nasıl bir sultan-ı azîmin bir âdi neferi, o padişahın namıyla ve onun kuvvetiyle bir memleketi hicret ettirebilir, iki denizi birleştirebilir, bir şahı esir edebilir. Öyle de, Ezel ve Ebed Sultanının emriyle, bir sinek bir Nemrudu yere serer; bir karınca bir Firavunun sarayını harap eder, yere atar; bir incir çekirdeği bir incir ağacını yüklenir.


sultan-ı azîm pek büyük sultan
âdi bayağı, sıradan
nefer er
hicret etmek göçmek
Ezel ve Ebed Sultanı varlığının başlangıcı ve sonu olmayan ve herşeyi egemenliği altında bulunduran Allah



ZERRELERDEN açılan Pencerelerden baktığımızda, bir ters orantı ile karşılaşıyoruz:

Ortaya çıkan iş ne kadar büyük ise, onda rol oynayan sebepler o kadar küçük… Dağ gibi ağaçlar, toz kadar çekirdeklerden çıkıyor; cansız varlıklardan rengârenk hayatlar fışkırıyor; akıllara durgunluk veren işler akıldan ve hayattan en küçük bir nasibi olmayan zerrelerin eliyle yapılıyor.

Bu durumu açıklayabilecek yegâne şey, bütün bu sebeplerin emir altında çalışmalarıdır. Çünkü, Birinci Lem’ada daha ayrıntılı bir şekilde ele alındığı gibi, sebepler, rol oynadıkları hadiselerde eseri görünen ilim, kudret, irade gibi özelliklerin sahibi değil, ilâncısıdır. Onlar, büyük bir sultanın emrindeki bir asker gibidir ki, sultanın adıyla yaptığı işlerdeki başarısı onun kendi gücünden değil, emir aldığı yerin büyüklüğünden ileri gelmektedir. Birinci Sözde bu durum şöyle bir misalle açıklanır:

“Nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder. Öyle de, herşey Cenâb-ı Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç Bismillâh der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.”[1]

Ezel ve Ebed Sultanının emrini alan da Ona dayanarak hareket ediyor demektir. Bu bakımdan, emir altındakinin bir zerre olması ile bir dağ olması arasında fark yoktur. Kime ne görev verilmişse o yerine getirilecektir. O emrin altındaki bir hava zerresi bazan nefes olup bedenlere can taşır, bazan da kasırgaya dönüşür ve şehirleri yerle bir eder. Büyüklüğüyle böbürlenen bir sultan, Yer ve Gökler Rabbinden emir almış bir sineğin yahut bir mikrobun karşısında tamamen çaresizdir. Bir karınca için Onun emriyle bir saray yıkmak, rüzgârın esmesi veya suyun akması kadar kolay bir iştir.[2]

[1] A.g.e., s. 3.
[2] Halk arasında “beyaz karınca” olarak bilinen termitlerin bir gece içinde koca binaları ne hale getirdiklerine dair ibret verici bir hikâyeyi, Hayat Meydan Okuyor adlı kitabımızın “Darwin Taarruzu” başlıklı bölümünde bulabilirsiniz.
Previous Post
Next Post

About Author

0 yorum: