29 Kasım 2005 Salı

Yirmi İkinci Söz / İkinci Makam: 19

DÖRDÜNCÜ LEM'A / 9

[Herbir zerrede, Onun varlık ve birliğine iki şahit bulunduğu gibi, herbir canlıda da, Onun Ehad ve Samed olduğunu gösteren iki delil vardır.]


HERBİR ZERREDE, böylece Onun varlık ve birliğini gösteren iki tanıkla karşılaşırken, herbir canlı varlığın üzerinde de—diğer Lem’alarda gördüğümüz ve göreceğimiz mühürlerden başka—iki mühür buluyoruz: ehadiyet ve samediyet mühürleri.


Evet, herbir zîhayatta, biri ehadiyet sikkesi, diğeri samediyet turrası bulunuyor. Zira bir zîhayat, ekser kâinatta cilveleri görünen esmâyı birden kendi aynasında gösteriyor. Adeta bir nokta-i mihrakiye hükmünde, Hayy-ı Kayyûmun tecellî-i İsm-i Âzamını gösteriyor. İşte, ehadiyet-i Zâtiyeyi, Muhyî perdesi altında bir nevi gölgesini gösterdiğinden, bir sikke-i ehadiyeti taşıyor.


zîhayat canlı
ehadiyet Allah’ın ehad oluşu, herşeydeki birlik tecellîsi
sikke mühür, damga
samediyet Allah’ın samed oluşu, hiçbir şeye muhtaç olmayıp herkesin her ihtiyacına merci oluşu
turra mühür, damga
ekser çoğunluk, pek çok
cilve tecellî, güzel bir şekilde belirme
esmâ isimler; Allah’ın isimleri
nokta-i mihrakiye odak noktası
Hayy ezelî hayat sahibi olan ve bütün canlılara hayat veren Allah
Kayyûm varlığı kendisinden olan, bütün varlıkları yaratan ve varlıklarını devam ettiren Allah
tecellî görünme, belirme, yansıma
İsm-i Âzam en büyük isim; Allah’ın en büyük ismi
ehadiyet-i Zâtiye Allah’ın zâtının ehad oluşu
Muhyî ihyâ eden, can veren



DÜŞÜNEN ve etrafına ibret gözüyle bakan bir mü’minin herbir canlı üzerinde görebileceği bu iki mühürden birincisi olan ehadiyet damgası, o varlığa can veren Yüce Yaratıcıyı pek çok ismiyle, birçok ünvanıyla bize tanıtmaktadır. Bu, incelemekte olduğumuz Dördüncü Lem’anın başlarında “ehadiyet” hakikati olarak açıklanmış ve üzerinde bir miktar ayrıntıya girilmişti. Bu açıklamaların ışığında rahatlıkla söylenebilecek birşey varsa o da şudur:

İhyâ fiili, tek başına, Yüce Yaratanı isim ve sıfatlarının pek çoğuyla bize tanıtacak bir potansiyele sahiptir. Zira, daha önce de 26. Mektuptan nakledildiği gibi, ihyâ fiilinin faili olan Muhyî, yani “hayat verici” ismi birşeye tecellî ettiği vakit, Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzak gibi diğer pek çok isim de onunla birlikte eserini göstermekte ve o Hayat Vericinin aynı zamanda kerem sahibi, hikmetli, merhametli, rızık verici gibi pek çok ünvanlara da sahip olduğunu bize anlatmaktadır. Öyle ki, hayata kavuşan varlık, sanki bütün İlâhî isimler için bir odak noktası olmuş, ihyâ fiili ise, muazzam bir mercek gibi, bütün kâinatta tecellî eden İlâhî isimlerin ışınlarını toplayıp o canlının üzerinde yoğunlaştırmıştır.

Her an bu dünyamızın üzerinde böyle nice odak noktaları belirir; rengârenk parıltılarla İlâhî isimler nice cansızlara can verir. Bütün kâinatı kuşatan tecellîler bu gezegenin dağında, denizinde, ovasında, çölünde her an sayısız odak noktaları üzerinde yoğunlaşır; her yansımadan, her parıltılı noktadan bir hayat fışkırır. Güya koca dünya, güneş ışığı altındaki bir deniz gibi sayısız parıltılarla dalgalanıp durmakta, her parıltıda da bütün renkleriyle bir güneşin eseri okunmaktadır.

Risale-i Nur Müellifi, bu muhteşem tecellîyi İsm-i Âzam ile irtibatlandırmış, ancak İsm-i Âzamın hangi isim olduğu hakkında açık ve net bir söz söylememiştir. Eserlerin daha başka yerlerinde, Bediüzzaman, tıpkı Ramazan’da Kadir Gecesinin ve ömürde ecelin gizlenmesi gibi, İlâhî isimler arasında da İsm-i Âzamın gizlenmiş olduğunu hatırlatır; bu arada, her ismin tecellî yönünden “azamî bir mertebesinin” bulunduğunu bildirir. (Bir zerrenin yaratılışındaki Hâlık isminin tecellîsi ile bütün âlemin yaratılışındaki Hâlık isminin tecellîsi arasındaki fark, işte bu mertebe farkıdır ki, bunlardan ikincisi azamî mertebede bir tecellîyi ifade etmektedir):

“İsm-i Âzam gizlidir. Ömürde ecel, Ramazan'da Leyle-i Kadir gibi, esmâda İsm-i Âzamın istitarı, mühim hikmeti var. Kendi nokta-i nazarımda hakikî İsm-i Âzam gizlidir, havassa [ilimde yüksek mertebe sahibi seçkin kimselere] bildirilir. Fakat her ismin de âzamî bir mertebesi var ki, o mertebe İsm-i Âzam hükmüne geçiyor. Evliyaların İsm-i Âzamı ayrı ayrı bulması bu sırdandır. Hazret-i Ali'nin (r.a.) Ercûza namında bir kasidesi Mecmuatü'l-Ahzab'da var. İsm-i Âzamı altı isimde zikrediyor. İmam-ı Gazâlî onu Cünnetü'l-Esmâ namındaki risalesinde, Hazret-i Ali'nin zikrettiği ve İsm-i Âzamın muhîti olan o esmâ-i sitteyi şerh ve hassalarını beyan etmiştir. O altı isim de Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs'tur.”[1]

Yukarıdaki mektupta sözü geçen altı İlâhî isim, 30. Lem’ada “İsm-i Âzamın altı nuru” olarak ayrı bahisler halinde ve ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir.[2] Nitekim incelemekte olduğumuz bahiste de, ihyâ fiilindeki İsm-i Âzam tecellîsi, bu altı isim içinde yer alan Hayy ve Kayyûm isimleriyle irtibatlandırılmıştır. Bunlardan Hayy ismi Yüce Allah’ın ezelî hayat sahibi olduğunu ve bütün canlıları Onun yarattığını ifade eder. Kayyûm ismi ise, Onun var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmadığını, var olan herşeyin ancak Onun yaratmasıyla vücuda geldiğini ve ancak Onun kudretiyle var olmaya devam ettiğini bildirir. Her iki isim de 30. Lem’ada uzun bir şekilde, pek çok sırlarıyla birlikte ele alınmıştır. Buradaki bahsimizde geçen “Hayy-ı Kayyûmun tecellî-i İsm-i Âzamı” gibi beş kelimelik bir kısa ibarenin ardında nasıl bir tefekkür ve irfan deryasının saklandığını görmek isteyenler o bahisleri inceleyebilirler.

[1] Barla Lâhikası, Risale-i Nur Külliyatı, c.2, s. 1545-6.
[2] A.g.e., s. 797-927.
Previous Post
Next Post

About Author

0 yorum: