6 Nisan 2006 Perşembe

Ayetler ve İbretler: 24

Yüce âlemlerdeki dostlarımız
Ümit Şimşek



Arş’ı taşıyan ve onun etrafında bulunan melekler Rablerini hamd ile tesbih eder, Ona iman eder ve mü’minlerin bağışlanmaları için dua ederler. “Rabbimiz, Senin rahmetin de, ilmin de herşeyi kuşatmıştır. Tevbe edip Senin yolunu izleyenleri bağışla ve Cehennem azabından koru.

“Rabbimiz! Onları ve atalarından, eşlerinden ve nesillerinden salih olanları, kendilerine vaad ettiğin Adn Cennetlerine yerleştir. Şüphe yok ki Sen üstün kudret ve sonsuz hikmet sahibisin.

“Onları kötülüklerden koru. O gün Sen kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmişsindir. Asıl büyük bahtiyarlık da işte budur.”

Mü’min Sûresi, 40:7-9

BU ÂYET-İ KERİMELER, içinde yaşadığımız âlemin hakikatleriyle bizi yüz yüze getiriyor. Daha doğrusu, bizim bu âlemde geçerli sandığımız değerleri tümüyle bir kenara atıyor, dünyamızı çevreleyen gaflet perdesini yırtıyor ve bu âlemde gerçekten bir anlam ifade eden asıl değerleri gözlerimizin önüne seriyor.

Bu âyetlerin çizdiği tabloya baktığımızda, varlık âleminin en üstün, en şerefli, en göz kamaştırıcı manzaralarını hayal etmeye başlıyoruz. Daha doğrusu, öyle bir manzarayı hayal bile edemediğimizi fark ediyoruz.

Gökleri ve yeri kuşatan sınırsız bir egemenlik nasıl birşeydir? Öyle bir egemenliğin tecellî mahalli nasıl bir Arş’tır? Öyle bir Arş’ı taşıyan melekler nice varlıklardır? Ya onların etrafındakiler? Kâinat içinde bir toz zerresi kadar cirmi olmayan bir gezegenin üzerindeki bu âciz varlıklar, kâinatın tümü üzerindeki bir egemenliğin haşmetini ortaya koyan öyle bir manzarayı nasıl hayal edebilir ki?

Fakat bu manzaranın bizim açımızdan önemini bir kat daha arttıran birşey var:

Oralarda bizimle ilgili birşeyler olup bitiyor.

Oralardaki meleklerin dillerinde, bizimle ilgili dualar dolaşıyor.

Âlemlerin en üst mevkilerinde, en itibarlı melekler arasında bizim bahsimiz geçiyor.

Besbelli ki, oralarda olanların, yeryüzünde olup bitenlere karşı yakın bir ilgisi var. Ama onlar, bizim burada ilgilendiğimiz şeylere hiç mi hiç ilgi duymuyorlar. Burada gazete manşetlerine çıkan, televizyon ekranlarını dolduran, dilden dile dolaşan şeyler, yüce âlemlerde hiçbir değer taşımıyor. Orada haber değeri taşıyan birşey var:

İman.

Âyet, “Arş’ı taşıyan ve onun etrafında bulunan meleklerin iman ettiğini” bildiriyor. Sonra da, onların, yeryüzündeki iman edenler için ettikleri duayı naklediyor.

Demek ki, iman denen o muazzam güç, bizi, varlık âleminin en üst mertebelerindeki meleklere, Allah’ın en şerefli kullarına bağlıyor.

Ve o bağ sayesinde, göktekiler ve yerdekiler birbirlerine dost oluyor, birbirine sevgi besliyor, birbirinin duacısı oluveriyor.

Kısacası, “Rabbim Allah’tır” dedi mi insan, bütün kâinat onun için bir dost meclisine dönüyor. Yer veya gök, dünya veya âhiret arasındaki uzaklıklar kalkıyor, farklar yok oluyor. İnsan her ânında ve ayak bastığı her yerde, kendisiyle aynı imanı paylaşan dostlarla çevrili buluyor.

Yüce âlemlerde bizimle ilgili, üstelik bireyler olarak herbirimizi ayrı ayrı ilgilendiren şeylerin cereyan etmekte olduğunu, daha başka âyet ve hadislerden de anlayabiliyoruz.

Bir başka âyet, “Güzel sözler Ona yükselir”[1] buyuruyor. Ağzımızdan çıkan bir güzel zikir, hamd veya tesbih sözünün Yer ve Gökler Rabbine sunuluşu, herhalde, o âlemlerin şânına yakışır bir merasim içinde olmalıdır.

Bir hadis-i kudsîde ise Yüce Allah, “Kulum Beni bir topluluk içinde andığı zaman, Ben onu daha da hayırlı bir topluluk içinde anarım”[2] müjdesini veriyor. Bundan da, Allah’ı halis bir kalple anışımızın sıklığına paralel olarak, yüce âlemlerde gündeme geldiğimiz sonucuna varabiliriz. Bu ise, bizim dünyamızda manşetlere çıkmaktan hem daha kolay, hem de daha hayırlıdır. Şan ve şöhret peşinde koşanlara önemle duyurulur!

Bu âyetlerin verdiği bir başka önemli ders de, Allah’ın rahmetiyle ilgilidir. Meleklerin duasındaki “Senin rahmetin de, ilmin de herşeyi kuşatmıştır” sözü bunu dile getirdiği gibi, bizatihî bu dua da İlâhî rahmetin eserinden başka birşey değildir. Göktekilere, yerdekiler için rahmet duası etmeyi ilham eden, hiç kuşku yok ki, onları rahmetine eriştirmeyi irade ettiği için böyle yapmaktadır.

Artık yerdekilere düşen, o rahmete bütün kalpleriyle yönelmekten başka ne olabilir?

Kitap hakkında bilgi için:


[1] Fâtır Sûresi, 35:10.
[2] Buhârî, Tevhid: 15; Müslim, Zikir: 2.

1 yorum:

Şeyma dedi ki...

Hadsiz hamd gerekçelerine bir yenisi eklendi;dost melekler..

(lâtif bir tevâfuk:bu yazıyı,bu sabah önce kitapta,sonra blogda okudum..)