15 Mayıs 2006 Pazartesi

Ayetler ve İbretler / 34

Şeytanların kardeşleri
Ümit Şimşek


Akrabaya, yoksullara, yolculara hakkını ver; israfla saçıp savurma.
Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.
İsrâ Sûresi, 17:26-27

KUR’ÂN-I KERİM çeşitli âyetlerinde bizi israftan sakındırır, tutumlu olmayı iman eden insanların bir özelliği olarak bize gösterir. Bu âyette ise, israf, son derece dikkat çekici bir biçimde, şeytanlarla irtibatlandırılıyor ve saçıp savuranlara “şeytan kardeşliği” gibi oldukça ağır bir sıfat yakıştırılıyor. Bu da bizi, “israf” ile “şeytanlık” kavramları arasındaki ilişki üzerinde uzun uzadıya düşünmeye sevk ediyor.

Aslında, bugün revaçta bulunan kavram ve eğilimlere bu âyetin ışığında baktığımız zaman, bu ilişkiyi bulmakta çok da zorlanmıyoruz. Söz konusu iki kavram arasındaki bağlantıyı, zamanımızın en gözde kavramlarından biri, hemen getirip gözümüzün önüne seriveriyor:

Tüketim.

Batı uygarlığı, tüketimi bize bir hayat modeli olarak benimsetmiş bulunuyor. Bu hayat modelinin tasarlayıcıları, onu daha işin başında iken “yeni bir din” olarak ortaya atmışlar, “Mal satın almayı düzenli bir dinsel tören haline getirmeli, ruhlarımızın doyumunu tüketimde aramalıyız” demişlerdi.[1] Apaçık bir şekilde, bu yeni din, hak dine temelinden meydan okuyor ve insanları vermekten alıkoyup kendi bencil duygularına tutsak eden bir anlayışı ders veriyor; Kur’ân’ın emrettiğini yasaklıyor, yasakladığını ise kutsal bir emir haline getiriyordu.

Böylece, modern insanın önüne birbirinden câzip dünya hedefleri kondu. İnsanlar, uygarlığın alımlı ve oyalayıcı oyuncaklarına sahip olabilmek için birbirleriyle yarışa girdiler. Bir yandan kazandılar, bir yandan da saçıp savurdular. Derken, kazandıklarından daha fazlasını saçıp savurur oldular. Ama aradıkları ruhsal doyumu, huzuru, mutluluğu bir türlü bulamadılar. Git gide, insanların gelirleri ile ihtiyaçları arasındaki mesafe büyüdü. Böylece, insanlar kazandıkça daha da yoksullaştılar.

Onların saçıp savurdukları, kendilerini doyuma ulaştıramadı; fakat onları bu yola itenlerin ceplerini sürekli olarak şişirmeye yaradı.

Sonuçta, yoksullara ayırmaları gereken miktardan çok daha fazlasını, kendilerini sömürenleri semirtmek için harcar hale geldiler. Açıkçası:

Önlerine dünya hayatını asıl amaç olarak koyup kendilerini doğru yoldan saptıranların bütün masraflarını onlar böylece ödedikten başka, kuracakları yeni tuzaklar için de onlara sürekli olarak kredi açtılar ve onları ödüllendirdiler. Yahut, bir başka deyişle:

Hemcinslerine göstermekle yükümlü oldukları şefkati onlardan esirgediler; bunun yerine, kendilerini yoldan çıkaran şeytanlarla dayanışma içine girdiler.

Veya, Kur’ân’ın tabirleriyle bu durumu ifade edecek olursak:

Akrabaya, yoksula, yolcuya kardeş olmayı kabul etmeyenler, şeytanlara kardeş oldular.

Belki çok keskin ifadeler bunlar; belki çok ağır ithamlar…

Fakat Kur’ân’ın şu iki âyetteki emir ve yasaklarının ışığında bugünün dünyasını anlamaya çalıştığınızda, başka türlü bir yorum aklınıza geliyor mu?

Evet, Kur’ân da insanları kardeşliğe çağırıyor. Ama bu, insana yaraşan ve insanlığa huzur vaad eden bir kardeşlik… Ne var ki, böyle bir kardeşlik, bir de fiyat istiyor:

Bencil olmamak, hemcinslerine şefkat ve muhabbet beslemek, Allah’ın bağışladığı nimetlerde onların da bir payı bulunduğunu asla unutmamak gibi bir fiyat…

Bu fiyatı lâyık olanlara ödemekten kaçınanların, bundan daha büyüğünü, ona asla lâyık olmayanlara ödemek ve kendi kazancıyla şeytan beslemek gibi bir duruma düştüğüne ise, hal-i âlem bütün canlılığıyla şahittir.


Kitap hakkında bilgi için:

[1] Bkz. Ümit Şimşek, Sade Hayat (İstanbul: Zafer Yayınları, 2005), s. 36.

2 yorum:

Emine dedi ki...

Şeytanın tahribâtının büyüklüğünü,küçük sıradan tercihlerde aramak gerek,demek..

Adsız dedi ki...

Esselamu aleyküm...
bismillâh,

22 ve 39. ayetler ışığında aradaki ayetleri bir daha gözden geçirmekte fayda olsa gerek. Ama asıl demek istediğim şudur ki, 29. ayetin ikinci ikazı (eğer yaşadıklarım bir sanrı değildi ve de ben gerçekten delirmemiş (!) isem) BİZİM GİBİ MÜMİN OLUP DA KALBİNDE KÖTÜ NİYETİ OLMADIĞINI DÜŞÜNEN -ki kötü niyetli olmadığımızı hüsnüzan ediyor ve zaten buna kendimiz inanıyoruz- VE GERÇEKTEN DE ALLAH RIZASINI KAZANMAK İÇİN BU ŞEKİLDE DAVRANAN İNSANLAR İÇİN, şeytanın tuzağına İYİ NİYETLE DE OLSA düşmememiz için Yegane terbiyecimiz ve ilahımız tarafından YAPILMIŞ çok dostane BİR UYARIDIR. Hikmet demekle haddimi aşmak istemem ama 39. ayet ortada. Direkt olarak konuyla bağlantılı başka ayetlere bakıp -konunuz hakkında ahkam kesen bir ukalaya dönmek istemediğimden dolayı sadece bu suredeki bu bağlantıları dikkatinize sunmak istedim. Ruhbanlığı icad eden hristiyanlar örneğinde de farklı bir paralellik olabilir.
bilgilerinize,
not: sizin bu kadar Kur'an ile haşır neşir biri olduğunuzu bilseydim (sizi daha önce tanımadığım için) projemden size de bahsederdim ama...

1'le var olup ayakta kalabildiğimiz kadar uzaklara uzanmak dileğiyle..
selamlar

biçare 0
blogcu.com/kuranuniversitesi