26 Mayıs 2006 Cuma

Ayetler ve İbretler / 36

Allah’ın sözlü selâmı
Ümit Şimşek


Onlara, rahmeti bol Rablerinden sözlü selâm vardır.
Yâsin Sûresi, 36:58

MÜ’MİNLERİN Cennete girdikten sonra erişecekleri lütufları anlatan âyetler arasında yer alan bu âyet, o lütuflardan en büyüğünü müjdeliyor:

Rahmeti bol Rablerinden sözlü selâm.

Cennet ehli, o sırada keyif sürmekle meşguldür. Kendileri de, eşleri de, gölgelerdeki koltuklara kurulmuş, Rablerinin onlar için hazırladığı, hiç kimsenin hayalinden geçmemiş, hiçbir gözün görmediği nimetlerle, ebediyen sürecek bir mutluluğu yaşamaktadırlar.

Bu mutluluğu kat kat arttıran şeyler vardır.

Bir defa, sonsuzlukla müjdelenmişlerdir. Girdikleri yerden bir daha asla çıkmayacak, hiçbir korku yaşamadan, üzüntü nedir bilmeden, sevinçleri asla kesintiye uğramadan, orada ebediyen yaşayacaklardır.

Rableri onları sevdiklerine de kavuşturmuştur. Çekilen özlemler bitmiş, ayrılıklar geride kalmıştır. Artık önlerinde sürekli artan bir mutlulukla yaşanacak günler, aylar, yıllar, çağlar ve çağlar ve çağlar vardır, tâ sonsuza kadar…

Hepsinden önemlisi, artık nimetler açıktan açığa gelmekte, kimin gönderdiği ve kim için gönderdiği apaçık belli şekilde kullara ulaşmaktadır. Gerçi onlar bu dünyada iken de nimetlerin kimden geldiğini çok iyi biliyorlardı. Kim kullarını yerden ve gökten rızıklarla besler? Kim yerin yüzünü çiçeklerle süsler? Kim gökyüzünü yıldızlarla yaldızlar? Nağmelerin en tatlısını bülbüle kim ilham eder? Yavruları şefkatle koruyup beslemeyi annelere kim öğretir? Rahmet kimden, muhabbet kimden gelir? İnanan kullar, bunu gözleriyle görmüşçesine bilirlerdi.

Ve bu bilinç içerisinde, iple çekerlerdi peygamberlerin haber verdiği kavuşma gününü.

Ama bir yandan da “Hesabım kötü çıkarsa?” diye korkarlardı.

Nihayet o gün gelmiş, hem de pek çabuk gelivermiştir.

Rableri onları korktukları şeyden emin kılmış, umdukları şeye kavuşturmuştur.

Artık, doğrudan doğruya Âlemlerin Rabbinin bir konuğu olarak Onun Cennetlerine yerleşmiş, ebedî mutluluk diyarını yurt edinmişlerdir.

Derken, o nimetlerin arasında keyif sürmekte iken, bütün bu nimetlerden daha ötede bir mutluluğun bulunabileceğini akıllarından bile geçirmedikleri bir sırada, kendilerine Cenneti unutturan bir sürprizle karşılaşırlar.

Gerisini, Peygamber Efendimizin hadisinden takip edelim:


Cennet ehli nimetler içinde safâ sürüyorken, bir nurun parladığını görürler. Başlarını kaldırıp bakarlar ki, Rableri üstlerinden onları şereflendirmiş, “Selâm üzerinize olsun, ey Cennet halkı!” buyurmaktadır. İşte, “Rahmeti bol Rablerinden sözlü selâm vardır” sözünün mânâsı budur. O onlara bakar, onlar Ona bakar. Ona baktıkları sürece dönüp de Cennet nimetlerine bakmazlar bile. Nihayet O gizlenir; fakat nuru ve bereketi, üzerlerinde ve yurtlarında bâki kalır.[1]
İşte bu âyetin ve onu açıklayan hadisin verdiği müjde, Cennetin bütün lezzetlerinin üzerinde bir mutluluktur ki, Cennet ehline, nerede olduklarını bile unutturur. Zira bir tarafta Cennet varsa, diğer tarafta da Cennetin bütün nimetleriyle rahmet ve muhabbetini gösteren Yüce Rabbin kendisi vardır. Öyle bir Rab ki, bütün dünya ve âhiret güzellikleri Onun cemalinden bir küçücük yansıma, dünya ve âhiretteki bütün sevgiler Onun rahmetinden bir damladır; Onu bizzat görmek ve Ondan sözlerin en tatlısını bizzat işitmek yanında Cennetin ne hükmü kalır?

Zaten Cennet nimetlerine asıl değerini kazandıran şey, bütün bunların, Allah rızasının bir sonucu olması değil midir? Cennet ehli bilir ki, Rableri onlardan hoşnuttur ve bütün lütuflarını, o hoşnutluk içinde bağışlamaktadır. Ama o Cennetten değerli hoşnutluğu, bir de bizzat Ondan işitmeye gelince, dünyada da, âhirette de, onun yerini tutacak hiçbir şey olmaz.

“Cennet mi daha tatlı, yoksa Onun bir sözü mü?” diye sorulacak olsa, cevap işte bu kadar aşikârdır.

Kur’ân’ın insanları çağırdığı şey ise, işte böyle bir selâm yurdu, işte böyle bir selâm sözüdür.

Öyle bir müjde için fiyat olarak bütün dünya verilse, yine de çok ucuz düşmez mi?


Kitap hakkında bilgi için:


[1] İbni Mâce, Mukaddime: 13.
Previous Post
Next Post

About Author

2 yorum:

fatma dedi ki...

Yâ Rab!

Korkumu,korkundan emin olmanın şefaatçisi eyle,

Ümîdimi cennetine basamak eyle,

Sohbetini varlığıma hedef eyle,

Bu müjdeyi vereni,müjdenin mazharı eyle..

yine fatma dedi ki...

Ene, Allah'ın isim ve sıfatlarına vahid-i kıyasî olduğu gibi,

Dünya nimetleri,cennet nimetlerine nümune olduğu gibi,

Allah dostlarıyla sohbet,sohbet-i İlahîye lezzetinin tereşşuhâtı mı ki?

Ondan mı muhtevâsındaki ulvî lezzeti?