6 Ekim 2006 Cuma

Ayetler ve İbretler / 61

Takvâ elbisesi
Ümit Şimşek


[Bu programın Dost TV'deki yayın saatleri, Ramazan süresince 09:40 ve 02:00 olarak değiştirilmiştir]


Ey Âdem oğulları! Çirkin yerlerinizi örtsün ve sizi süslesin diye Biz size elbise indirdik. Takvâ elbisesine gelince, işte bu en hayırlısıdır. Bunlar Allah’ın âyetleridir ki, düşünüp öğüt alsınlar diye indirilmiştir.
A’râf Sûresi, 7:26

İNSANA ÖZGÜ nimetlerden birisi de elbisedir ki, bu nimetin üstünlüğüne, âyet-i kerimede “İndirdik” sözüyle işaret edilmiştir.

Gerçi elbise, maddesi itibarıyla, yağmur gibi gökten inen birşey değildir. Ancak onun ifade ettiği anlam ve insan için taşıdığı değer o kadar büyüktür ki, insanı bu nimetten mahrum etmek, onu insanlıktan çıkarmak demek olur. İşte bu pek büyük değer, insana Âlemlerin Rabbi tarafından verilmiş ve bu lütuf Onun katından indirilmiştir.

Yüce Allah, insanı, diğer canlılar gibi doğal bir post veya tüyle kaplayarak dünyaya göndermemiş, buna karşılık, yeryüzünün bütün nimetlerini önüne sererek bunlardan dilediği gibi elbiseler biçip örtünmesini ve süslenmesini ona öğretmiştir. Böyle yapmakla da, insanın önüne son derece zengin bir nimet alanı açtığı gibi, onun diğer bütün varlıklar üzerinde bir mevkiinin ve tasarruf hakkının bulunduğunu göstermiştir.

Elbise insanı hem örter, hem süsler. Bunda, çirkinlik ve kötülükleri örten, yarattıklarını onlara lâyık şekilde süsleyen Rabbimizin Settar ve Müzeyyin gibi güzel isimlerinin tecellîleri vardır.

Elbise ile beraber, Allah, insana bir de hayâ, yani utanma duygusu lütfetmiştir ki, âyet buna “takvâ elbisesi” tabiriyle işarette bulunuyor. Bu duygudan nasibi olmayanın elbise nimetinden nasibi de, onu bir inkâr ve isyan vesilesi haline getirmek ve kendi eliyle kendisine acı bir âkıbet hazırlamaktır. Gerçekten de, her nimet gibi, elbise nimetinin de kötüye kullanılması ve bir isyan vesilesi halini alması mümkündür ki, âyet ve hadisler bu konuda son derece ciddî uyarılar içerir.

Kötüye kullanımın bir ucunda gurur ve israf vardır. İnsanlar, iç dünyaları çoraklaştıkça bu yönde bir aşırılığa kaçarlar ve bu çoraklığı, dış yüzlerindeki süs ve gösterişlerle telâfi etmeye çalışırlar. Çağımızın tüketim odakları ise bu beşerî zaafı değerlendirmekte pek beceriklidir:

Bir yandan insanların ruhlarını her türlü maneviyattan soyutlar ve boşaltırlar; sonra da onların önüne, güya aradıkları doyumu orada bulacaklarmış gibi, dünyanın gelip geçici oyuncaklarını, süslü tuzaklarını sererler.

İşte moda denen şey de bu süslü ve en etkili oyuncaklardan birisidir. Ünlü düşünür Thoreau, bu taklit çılgınlığını şu sözleriyle tasvir ediyor:

“Paris’teki baş maymun kafasına seyyah şapkasını geçirdi mi, Amerika’daki bütün maymunlar da aynı şeyi yapar.”

Böylece, her yıl, her mevsim, belki hergün şapkaların biri çıkarılır, diğeri başa geçirilir. Elbiselerin biri atılır, bir başkası giyilir. Gardroplar, bir iki defa giyip kaldırılmış elbiselerle dolar. İnsanlar geceli gündüzlü çalışarak modacıları besler.

Modalar pek çabuk değişir. Demode olan şey, artık bir alay vesilesine dönüşmüştür. Yine Thoreau’nun deyimiyle, insanlar bir gün giydiklerine bir başka gün gülerler. Bugün giydiklerine de yarın güleceklerini bile bile, yine kendilerine gösterileni, adeta bir dinî emri yerine getiriyormuşçasına giyerler.

Elbise nimetinin kötüye kullanımında, giyim israfının tam aksi yönde görünse de, aslında ondan çok uzak düşmeyen bir de açılma ve çıplaklaşma hadisesi vardır ki, bu da yine moda adı altında kendisini kitlelere pek kolay kabul ettirir. Görünmeyen, fakat karşı da konulamayan esrarengiz bir istibdad merkezi “Bu yıl göbekler açılacak” dediği zaman, kimse “Niçin?” diye sormaz. Herkes birbirine bakar ve açılacak yerleri açar. Âyetin vurguladığı “takvâ elbisesi” ihmal edildiği takdirde elbise nimetinin insanı ne hallere düşürebileceğini tahmin etmek hiç de kolay değildir.

Bütün bu manzaralar, insana, en eski ve en yaman düşmanının intikam yeminini hatırlatıyor:


Hani İblis, insan yüzünden lânetlenince, “Ben de onları kuruntularla avutacağım,” diye ahdetmişti. “Ben emredeceğim, onlar hayvanlarının kulaklarını kesecekler. Ben onlara emredeceğim, onlar da Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”[1]

Nitekim konumuz olan âyetin devamındaki âyet-i kerime de bizi bu konuda uyarıyor. Ve “Sakın,” diyor, “anne ve babanızın örtülerini çekip çirkin yerlerini ortaya çıkararak onları Cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de fitneye düşürmesin.”[2]

Yüce Allah’ın insana bağışladığı bütün nimetlerde olduğu gibi, elbise nimetinde de bir orta yol, bir “sırat-ı müstakim” vardır.

Bu yolu tutan kimse Rabbinin ihsanlarıyla süslenir ve güzelleşir.

Fakat bu yolun bir tarafında gurur, kibir ve israf, diğer tarafında ise hayâ elbisesinden soyunarak çirkinleşmek ve şeytana oyuncak olmak gibi aşırılıklar vardır.

Orta yoldan şaşmamamızı sağlayacak formülü ise bize âyet gösteriyor:

“Takvâ elbisesine gelince, işte bu en hayırlısıdır.”




Kitap hakkında bilgi için:
http://morotesi.blogspot.com
[1] Nisâ Sûresi, 4:119.
[2] A’râf Sûresi, 7:27.
Previous Post
Next Post

About Author

1 yorum:

hatice dedi ki...

İstikametli tesettür ile takva elbisesi, iç-dış giyim gibi.Biribirlerine hem zarf, hem mazruf..