14 Ekim 2006 Cumartesi

Ayetler ve İbretler / 62


GÖKYÜZÜNÜN âyetleri, Kur’ân âyetlerinin sık sık dikkatimizi çektiği âyetlerdendir. Kur’ân’da göklerin ve yerin yaratılışı, güneş, ay, gezegenler, yıldızlar, semânın korunmuş bir tavan halinde düzenlenmesi gibi pek çok varlık ve hadise, kâinatın ibret levhaları halinde gözlerimizin önüne serilir.

Bu ibret levhaları, tıpkı Kur’ân âyetleri gibi okunacak ve tefekkür edilecek âyetlerdir. Onlar, yine Kur’ân âyetleri gibi, Yer ve Gökler Rabbinin varlığına, birliğine, herşeyi kuşatan kudret ve hikmetine tanıklık ederler.

Fakat Rabbine karşı inkâr ve isyan içinde olanlar, Kur’ân âyetlerinden yüz çevirdikleri gibi, göklerin âyetlerinden de yüz çevirmişlerdir. Enbiyâ Sûresinin âyeti, işte insanın bu gaflet ve nankörlüğüne işaret ediyor.

Gerçi âyetin hedefinde inkârcılar var. Ama şehirleşme ile birlikte doğadan, özellikle gece semâsının ışıklarından uzaklaşan bizler de bu uyarının kapsama alanından pek uzak düşmüyoruz.

İsterseniz şöyle soralım:

Bulutsuz ve mehtapsız bir gecede, şehir ışıklarından tamamen uzak bir yerde en son ne zaman gökyüzünü seyretmiştiniz?

Böyle bir geceyi hatırlayanlar, hiç şüphesiz, onu ürpertiyle hatırlayacaklardır.

Gerçekten de gece semâsı, bu dünya üzerinde seyredilebilen başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak kadar muhteşem bir manzaradır. İnsan, başını kaldırdığı anda, kendisini ışıl ışıl bir sonsuzlukla kuşatılmış bulur. Neredeyse bir parmak kadar boşluk bırakmayacak bir zenginlik içinde her renkten yıldızlar insanın yüzüne gülümsemekte, son derece fasih bir lisanla konuşmaktadır.

Yıldızlar güler, insan seyreder.

Yıldızlar konuşur, insan dinler.

Dünya küçülür. Dünyanın dertleri yok olur.

Sadece gökler ve yıldızlar kalır.

Herşey bir sonsuzluk olur.

İnsan ürpertiyle dolar.

Ve sormaya başlar:

Nedir bütün bunlar? Niçin bütün bunlar? Biz neyiz, kimiz? Ne oluyoruz? Nereden gelip nereye gidiyoruz? Kim bizi getiren? Kim bu yıldızları göklere dizen? Kim bizi ve yıldızları konuşturan?

Bunlar, gece semâsıyla baş başa kalan bir insanın mutlaka soracağı sorular, hiç kuşkusuz yaşayacağı anılardır.

Fakat şehir hayatı bize bu imkânı vermez.

Uygarlığın ışıkları gökyüzünü kalın bir gaflet perdesiyle örter.

Yıldızlar görünmez.

Sonsuzluk bilinmez.

Herşey insandan ve onun küçücük dünyasından ibaret kalır.

Dört duvar arasında yaşananlar, kâinatın en büyük sorunlarına dönüşür.

İnsanlar çocuk kavgalarıyla ömür tüketirler.

Gökler ışıl ışıl yıldızların tesbihatıyla yankılanırken, yerde, küçücük insanlar, bir anlık hevesler için birbiriyle boğuşur.

Küçük sevdalara kapılan, küçük kavgalarda boğulan insanlara, bir adım ötelerindeki istikbal çok uzak görünür. Ebedî âlemler, ebedî hakikatler, sonsuzluk gibi kavramlar zihinlere sığışmaz.

Öyle topluluklar içinde Kur’ân’ın mesajına kulak verebilen pek az kimse bulunur. Çünkü Kur’ân ve kâinat, birbirinden ayrı düşünülmeyecek iki kitaptır. Onlardan birinin hayatımızdan çıkması, diğeriyle de bağlarımızın büyük ölçüde zayıflaması anlamına gelir. Kâinat kitabının en göz kamaştırıcı sayfası olan göklere dönüp de bakmayan, baksa da birşey göremeyen insan, Kur’ân derslerinde başarılı olma şansını büyük ölçüde yitirmiş demektir. Belki alışageldiğimiz hayat tarzı içinde insan böyle bir durumun farkına varmayabilir. Fakat gece semâsı altında geçirilecek birkaç saatten sonra, bu ihtiyaç kendisini bütün şiddetiyle hissettirecektir.

Gökyüzünü seyretmek için şehirleri karanlığa gömmek elbette ki mümkün değildir. Ancak eldeki fırsatları da değerlendirmek gerekir. Turistik seyahatler için zaman ve imkân ayıran insanlar, Yer ve Gökler Rabbinin ışıl ışıl eserleriyle dolu muhteşem bir tabloyu doya doya seyredecek zemini de, zamanı da, isterlerse bulabilirler. Meselâ, hiç değilse senede bir veya birkaç defa, gece semâsının bütün ihtişamıyla seyredilebileceği yerlere geziler düzenlenebilir.

Bunun dışında, şehir hayatının elverdiği ölçüde de olsa, yine göklerle irtibat kesilmemelidir. Hilâl, dolunay, gezegenler, en azından bir kısım yıldızlar, hemen hemen her türlü şartlar altında zevkle izlenebilecek tablolar çizmektedirler. Yeter ki bizde gökyüzüne karşı bir alâka bulunsun.

Veya, Kur’ân’ın tabiriyle, gökyüzünün âyetlerine sırt çevirmiş olmayalım.

Şurası bir gerçek ki, gözlerimiz göklerin âyetlerine odaklanmış bir şekilde geçireceğimiz her dakika, bizi Rabbimize biraz daha yaklaştıracaktır.

1 yorum:

ayşe dedi ki...

Berrak bir gecede yıldızları izlemeye meftun olanlar,arada şehir elektiriğinin kesilmesini temenni ederler..
Bazı böyle şanslı gecelerde gözlerimin ne kadar uzağı görebildiğini düşünürüm.
Ya hayal! Ne kadar uzağa gidebilir?
Bu akıllara sığışmayacak sayıdaki yıldızlar neye hazırlıktır?
Eskimiş yuvalarından çıkan ruhlar nerelerde gezerler?
Yıldızlı gecelerde insan hayaline sonsuz kapılar açılır,hislerine sonsuz neşeler..