5 Kasım 2006 Pazar

Ayetler ve İbretler / 67

Arının ilhamı
Ümit Şimşek

[Bu program hafta içi hergün 07:50, 16:40 ve 03:00'de Dost TV'de yayınlanmaktadır]

Rabbin balarısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan, insanların kurduğu kovanlardan evler edin...
Nahl Sûresi, 16:68
BALARISININ İlâhî bir ilham ile iş gördüğüne, onun her ânı ve her hareketi tanıklık eder. Arının vücut yapısı ve yetenekleri, tamamen onun yaşayışına ve ondan beklenen görevlere uygun şekilde düzenlenmiştir ve bu düzenleme de arının mazhar olduğu ilhamın bir parçasıdır. Fakat herşeyi bu düzenlemelerle, hattâ arının genetik programıyla da açıklamak mümkün değildir. Çünkü balarısının gerçekleştirdiği işler, kendi dışındaki varlık ve olayları da ilgilendiren geniş ve kapsamlı operasyonların bir parçasıdır.

Balarısının ilhamı, daha balarısı olmadan başlar. O, bir peteğin dibinde bir minik tırtıl halindeyken, günü geldiğinde, ağzından incecik iplikler çıkararak bunlarla kendi etrafına bir koza örer. Bu arada, onun bakımından sorumlu olan yetişkin arılar da, tırtılın bulunduğu peteğin ağzını balmumu ile kapatmışlardır.

Bunun zamanını arılar ve tırtıl nasıl belirler, bilinmez. Ama hiçbiri de zamanını şaşmaz. Bir arı kovanında herşey günü gününe, saati saatine, planlı ve programlı bir şekilde yürür.

Günü geldiğinde balarısı kozayı ve peteği deler, dışarı çıkar. Sonra, hiç vakit kaybetmeden işine koyulur. Onun ilk günlerdeki görevi, yeni yumurtaların bırakılacağı bal peteklerini temizlemek ve tükürüğüyle dezenfekte etmektir.

Bu arada, onun gibi yüzlerce arı daha hayata gözünü açmıştır. Onlar da, sanki önceden beri tanıdıkları bir yerde imişçesine, kendilerine ilham edilen görevlere koyulurlar.

Günler geçtikçe görevler de değişir. Henüz birkaç günlük iken, genç arılar, peteklerdeki arı tırtıllarını besler. Onları da, kendilerinden birkaç gün daha yaşlı ablaları besler.

Sonra gün gelir, balarısı, dışarıdan dönen arıların getirdiği çiçek özsuyundan bal yapıp peteklere depolamaya başlar. Daha sonra, yine günü geldiğinde, arının vücudunda balmumu üreten tabakalar faaliyete geçer. Bu tabakaların ürettiği balmumu ile, arılar bir mühendislik harikası olan petekleri inşa ederler.

Daha sonra, belirli bir sıra içinde arı yeni görevlere geçer. Kovan girişinde bekçilik yapar; bunu yaparken kimi içeri alıp kimi almayacağı kendisine bildirilmiştir. Derken dış görevler başlar. Arı, daha önce hiç görmediği yerleri dolaşır, hiç görmediği çiçeklerle buluşur. Fakat gittiği her yerde, kendi evinde gibi dolaşır. Çünkü onu oralara gönderen, orada ne arayacağını ve ne yapacağını da arıya bildirmiştir.

Çiçek tarlalarına balarıları gelişigüzel doluşmaz. Önce oralara keşif kolları gider, nümuneler toplar ve etrafı inceler. Yapılan gözlemler, kovandaki toplantılarda müzakere edilir. Uzaklık, ürün kalitesi, tarlanın kapasitesi gibi ölçütler ışığında, Rablerinin onlara öğrettiği şekilde, balarıları değerlendirmeler yaparlar. Bu arada birbirlerine yol tarif ederler ve çeşitli bilgiler alıp verirler.

Bunlar olup biterken, kovanda sürekli olarak görev değişiklikleri cereyan eder. Hergün yüzlerce, bazan binlerce arı hayata gözünü açar, bir o kadarı da bir görevden diğerine geçer, bir o kadarı daha hayata veda eder. Hiçbir şey sabit kalmaz; herşey baş döndürücü bir hızla , akıl almaz bir kalabalık içinde, bir saat dakikliği ile akıp gider.

Arı kovanında bütün bu olayları kontrol edip düzenleyebilecek hiçbir mekanizma yoktur. Bu, içgüdü gibi isimler ardında saklanabilecek bir hadise de değildir. Çünkü ortada eseri görünen bir irade vardır. Ve bu irade, herbir arının her hareketini, bütün bir kovanın düzeniyle birlikte yönetmekte ve sürekli olarak değiştirmektedir. İçgüdü denen şey, arının içinde olup bitenleri bile açıklamaya yetmezken, onun dışında cereyan eden olağanüstü işleri nasıl açıklasın?

Aslında, bu işleri içgüdü, evrim, tabiat gibi şeylere mal etmeye çalışanlar da, ister istemez, bu saydıkları şeylere tanrısal özellikler yakıştırmaktadırlar. Bundan da kaçınmaları mümkün değildir; çünkü gözlenen işlerde, bütün arıları ve arıların ilişki halinde oldukları herşeyi birden kuşatan bir ilim, hikmet, irade ve kudret eseri vardır. İnanan kimse, bu sıfatların kime lâyık olduğunu bilir; inanmayan ise onları hangi uydurma kavramlar arasında bölüştüreceğini şaşırır. İman ile inkâr arasındaki fark işte bundan ibarettir!

Bu akıllara durgunluk veren manzarayı doğru bir şekilde tasvir edecek birisi varsa, o da Kur’ân’dır. Çünkü o, arıya görevlerini ilham edenin kelâmıdır. O, arıya bal yapmasını öğrettiği gibi, bize de bu ibret tablolarından nasıl ders çıkaracağımızı öğretmektedir:

Arı arılığını, insan da insanlığını bilsin diye.

3 yorum:

şevki dedi ki...

İnsan, arının mazhar olduğu hârika halleri, Rabbisinin öngördüğü vazifeyi yerine getirmedeki titizliğini, âlemde kendisine ayrılan yeri doldurmadaki becerisini görünce tembelliğinden utanıyor.

Arı kendisine verilen istidatları sonuna kadar kullanıyor, ya biz?

fa dedi ki...

syın şimşek,bunları neden yayımlıyorsunuz ?

Fatma dedi ki...

Kör gözlere sokmak için olabilir..