24 Kasım 2006 Cuma

Ayetler ve İbretler / 72

Ürperten uyarı
Ümit Şimşek

[Bu program haftanın her günü 7:50'de, hafta içi hergün 07:50 ve 16:40'ta Dost TV'de yayınlanmaktadır]

Kitapta Allah size şunu da indirmişti: Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut alaya alındığını işittiğinizde, onlar başka biz söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın. Yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Allah ise münafıkları da, kâfirleri de hep birlikte Cehennemde toplayacaktır.
Nisâ Sûresi, 4:140
ZAMANIMIZ insanının tüylerini ürpertmesi gereken âyetlerden biri de bu âyet-i kerimedir. Bu âyetin uyarısı, insana, imanını bile tehlikeye düşürebilecek kadar büyük bir tehlike karşısında uyanık olma ve sorumluluğuna uygun davranma çağrısı yapmaktadır.

Âyetin emri, herhangi bir yorum veya açıklamaya ihtiyaç bırakmayacak ve herkes tarafından anlaşılacak kadar net ve açıktır:

“Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini yahut alaya alındığını işittiğinizde, onlarla beraber oturmayın.”

Ne zamana kadar?

“Onlar başka bir söze dalıncaya kadar.”

Yani, dininize sataşmadıkları sürece onlarla münasebet kurmanız, ilke itibarıyla yasaklanmış değildir. Ancak dininize, inançlarınıza, dinin emir ve yasaklarına, kutsal değerlerinize, özetle, Allah’ın âyetlerine dil uzatacak olurlarsa, artık onlarla birlikte olamazsınız.

Olursanız ne olur?

“Siz de onlar gibi olursunuz.”

Sizi onlarla görenler, onlardan ayırt edemezler. Siz de onlar gibi görünürsünüz. Sadece görünmekle de kalmaz, orada bulunmakla onların inkâr ve alaylarına sebebiyet vermek, destek olmak, cesaret vermek suretiyle onların suçuna ortak olursunuz. Suçlarına ortak olmak ise, cezalarına da ortak olmak demektir!

Bu şiddetli uyarıdan, bugüne kadar geçmiş olan zamanların tüm hisselerini toplasanız, herhalde bugünün hissesinin onda birini bulmayacaktır. Zira bugün dinî gerçekler inkâr edildiğinde veya alaya alındığında, söz konusu olan topluluklar üçer beşer kişilik ahbap meclisleri değil, milyonlarca kişilik toplumlardır, ülkelerdir, hattâ kıt’alardır.

Asıl ibret alınması gereken nokta ise şurada ki, böyle inkâr ve alaylar, iman ehli olan kimselerin geniş katılım ve destekleriyle mümkün olmaktadır.

Zaman zaman, belirli mihrakların kurcalamasıyla gündeme getirilen dinî konuları düşünün. Bu konulardaki tartışmaların bir dinî gerçeği ortaya çıkardığını, bir meselenin daha iyi anlaşılmasına hizmet ettiğini hatırlayan var mı?

Bazan saatlerce süren horoz dövüşlerinde bu konular güya “masaya yatırılır.” Ekranlarda sözüm ona tartışma programları birbirini izler. Kanallar arasında kıyasıya rekabetler yaşanır. Bu savaşları, konuya açıklık getirenler değil, kavgayı kızıştıranlar kazanır. Kim daha iyi dövüştürürse o daha fazla seyirci çeker. Onun için, bu tür programlarda, konunun çözüme ulaşma ihtimali ufukta görünür görünmez, yönetenlere düşen şey, derhal sözü saptırmak, anlaşılanı anlaşılmaz hale getirmek ve gerilimi yükseltmektir. Dinî gerçeklerin hafife alınması, yozlaştırılması veya düpedüz inkâr edilmesinden daha seri bir şekilde gerilimi hangi şey yükseltebilir? Yayıncının, doğrudan doğruya dine saldırmak gibi bir niyeti olmasa da, en azından gerilimi yükselttiği ve izleyici topladığı için bu yola başvurmaktan hiçbir zaman geri kalmayacağı, gün gibi apaçık ortadadır.

Onlar, kendilerinden bekleneni yapıyor diyelim. Ya biz ne yapıyoruz?

Biz de onlarla beraber oturuyoruz.

Belki onlarla aynı salonda, aynı masa etrafında değiliz. Ama evimizde, televizyonlarımızın başında, onlarla beraber oturuyoruz. Onları izliyoruz.

Yahut onların gazetelerini alıyor, okuyoruz.

Bu suretle, onaylamasak da, onlara destek veriyoruz.

Çünkü bu programlar, diğer bütün programlarda olduğu gibi, seyirci topladıkları için ve seyirci topladıkları sürece var oluyorlar. O yayın organları, okuyucu topladıkları için yayınlanmaya devam ediyorlar.

Bu tür programları yapanlar, o akşam milyonlarca kişinin ekran başına kilitleneceğinden, ertesi gün milyonlarca kişinin—ister öfkeyle, ister taraftar çıkarak olsun—bu programı konuşacağından emin oldukları için bunu yapmaya devam ediyorlar.

Biz ise her seferinde onların beklentilerini haklı çıkarmaya devam ediyoruz.

Hiç şüpheniz olmasın: Eğer dini hafife alan veya inkâr eden programların seyirci toplamayacağını bilseler, onlardan hiçbiri böyle programlar için masraf ve zahmete girmez.

Onun için, “Bu akşam filan konu tartışılacak” diyerek sizi ekran başına çağırdıkları zaman, içinizdeki şeytan sizi ne kadar dürterse dürtsün, eliniz televizyon kumandasına gitmeden önce, kulağınız bu âyetin uyarısına yönelsin.

Bir daha düşünün kimlerle beraber oturacağınızı.

Bir daha düşünün kimler gibi olacağınızı:
Kitapta Allah size şunu da indirmişti: Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut alaya alındığını işittiğinizde, onlar başka biz söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın. Yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Allah ise münafıkları da, kâfirleri de hep birlikte Cehennemde toplayacaktır.

Previous Post
Next Post

About Author

2 yorum:

fatma dedi ki...

M.Ö. bu tür programları izlerken kendimi yer bitirirdim; eli yüzü düzgün, aklıbaşında dindarlar nerede?

Neden sonra anladım ki o evsafta insanların varlığı bu programların amacı ile örtüşmüyor.

Zamanla kimi nerede bulabileceğimi öğrendim

fatma dedi ki...

Ayrıca böyle programları izleyenlerde de bir aydınlanma, bilmediklerini öğrenme talebi yok esâsen..
Onun yerine; ''Birisi çıksın, benim adıma şu falanları ilzam etsin'' türünden bir kolaycı-hazırcı beklenti.

Nerden baksanız lüzumsuz yâni..

Herkes kendi cevaplarını, kendi doğrularını arasın bulsun, dâvâsının savunmasını da hazırlasın bi zahmet!