29 Aralık 2006 Cuma

Ayetler ve İbretler / 82


GÖKYÜZÜNÜN BURÇLARI
Ümit Şimşek

[Bu program haftanın her günü 7:50'de, hafta içi hergün 07:50 ve 16:40'ta Dost TV'de yayınlanmaktadır]

Biz gökyüzünde burçlar yaptık ve seyredenler için onu süsledik.
Hicr Sûresi, 15:16

KUR’ÂN ÂYETLERİ güneş gibidir. Onun vurduğu yerde rengârenk hidayet çiçekleri açar. Ama, aynı yerde, kokuşup çürüyecek birşey varsa, o da, o güneşten nasibini, kokuşmak ve çürümek şeklinde alır.

Bu konuda verilebilecek en çarpıcı örneklerden biri de işte bu âyet-i kerimedir. Sağlam iman ve istikamet sahibi olanlar bu âyetin gösterdiği yere baktıklarında, Rablerinin birliğine, kudret ve hikmetine tanıklık eden eserler görürler. Fakat aynı âyetin gösterdiği tabloya yanlış yerden bakarak yolunu şaşıran niceleri de vardır.

Birbirine taban tabana zıt olan bu iki anlayış arasındaki fark, âyetteki “burç” sözcüğüne yüklenen anlamdan ileri geliyor.

“Burç” sözcüğü, bir anlamıyla “yüksek köşk, kule, kale” demek olur. Diğer anlamı ise “büyük yıldızlar, yıldız toplulukları” demektir. Gökyüzü ile birlikte anıldığına göre, âyette ikinci anlam aşikâr hale gelmekte, gökyüzünü rengârenk yıldız kümeleriyle, hattâ herbiri yüz milyarlarca yıldız barındıran galaksi adlı yıldız topluluklarıyla dolu, göz kamaştıran bir tablo halinde tasvir etmektedir.


Daha önce, bu yazıların birincisinde,[1] kâinatta muhteşem bir ibret levhası olarak göz attığımız bu resim, gökyüzünde parmak ucu kadar bir bölgeyi gösteriyor. Hubble Uzay Teleskopu tarafından dört ayda çekilen bu resimde on bin kadar galaksi sayılabiliyor—veya, on bin tane burç! Onlardan herbirinin içinde de, milyonlarca, hattâ milyarlarca yıldız kümeleri, yani burçlar var.

Şimdi, bu resmin gökyüzünde sadece parmak ucu kadar bir yeri gösterdiğini dikkate alın ve bütün semânın aynen bu resim gibi milyonlarca resimle baştan başa kaplandığını düşünün.
Sonra da, âyetin “Seyredenler için süsledik” ifadesindeki ihtişamı tasavvur edin!

Âyet “seyredenler için” buyuruyor. Biz, gökyüzünü süsleyen bu muhteşem burçlardan pek azını çıplak gözle görebiliyoruz. Bu fotoğraf ise daha derin bir manzarayı gözlerimizin önüne seriyor—ama gökyüzünün çok küçük bir kısmında. Belki de bizden sonra gelenler gökyüzünde bundan çok daha fazlasını görme imkânını bulacaklar ve çok daha süslü bir semâ seyredecekler.

Ne var ki, bugün biz şehir ışıklarıyla kirlenmiş bir gece semâsında gökyüzünün en parlak yıldızlarını bile görmekte zorlandığımız gibi, Kur’ân’dan uzaklaşarak hurafelere bulanmış şu zamanın atmosferinde de, âyetin bize tasvir ettiği böyle bir muhteşem manzarayı göremiyoruz. Görmek bir yana dursun, hayal bile edemiyoruz. Çünkü “burçlar” denince artık akla yıldız kümeleri veya galaksiler değil, daha başka şeyler geliyor.

Hemen belirtelim ki, Kur’ân’ın indiği dönemde insanlar, bu kelimeden bu mânâyı anlamıyorlardı. Bu anlam, bizim anlayışımıza, daha sonra Yunan biliminin etkisiyle girdi ve yerleşti. Ondan sonra da, beşeriyetin ilk putperestlik döneminden kalma bâtıl inançlar, bu menfezden yol bularak İslâm toplumlarına da sirayet etti.

Oysa gerek bu âyetin, gerekse burçlardan söz eden diğer âyetlerin ifadesi, böyle bir anlamanın yolunu daha işin başında kesmektedir. Furkan Sûresinin 61. âyetinde şöyle buyurulur:

“Şânı ne yücedir Onun ki, gökyüzünde burçlar yaratmış, onda bir kandil ile nurlu bir ay yerleştirmiştir.”

İşte burada gerçek birer varlık olarak burçlardan söz edilmekte ve bu durum, güneş ve ay gibi iki gerçek varlıkla da pekiştirilmektedir.

Aynı şekilde, Burûc Sûresinin ilk âyeti de “burçlarla dolu, burçlar sahibi” olan semâya yemin eder ki, bu da burçların apaçık şekilde hakikî bir varlık olduğunu gösterir.

Bugün “burç” denince akla gelen şey ise, bizim bulunduğumuz yerden bakıldığında varmış gibi görülen izafî sınırlardır: tıpkı yeryüzünün enlem ve boylamları gibi. Ayrıca, kâinatı bir yana bırakın, Samanyolunun herhangi bir yerinden bile semâyı bu şekilde seyretmek imkânsızdır. Açıkçası, bu tür “burçların” var olabileceği tek bir yer vardır; o da insanın muhayyilesidir. Eğer âyet gerçekten de burçlardan bu anlamı kastetmiş olsaydı, bunun, “enlemli ve boylamlı yeryüzüne” yemin etmekten ne farkı kalırdı?

Fakat yanlış yorumlar bu kadarla da kalmıyor. Bir de bu “burçlara” yakıştırılan olağanüstü güçler var ki, onu da bir sonraki yazıda ele alacağız.

[1] Bk. Âyetler ve İbretler: 1, “Âlemlerden Bir Nokta.”

Hiç yorum yok: