6 Ocak 2007 Cumartesi

Ayetler ve İbretler / 83


GEZEGENLER NE İŞ YAPAR?
Ümit Şimşek

[Bu program haftanın her günü 7:50'de, hafta içi hergün 07:50 ve 16:40'ta Dost TV'de yayınlanmaktadır]


De ki: Gördünüz mü Allah’tan başka yakardıklarınızı? Onlar yeryüzünde ne yaratmışlarsa gösterin bana! Yoksa onların göklerde mi bir ortaklığı var? Veya Biz onlara bir kitap verdik de ondan bir delile mi dayanıyorlar? Doğrusu, o zalimler birbirlerini yalan vaadlerle avutup dururlar.
Fâtır Sûresi, 35:40
SEMÂDAN söz eden âyetlerde “burç” sözcüğünün “yıldız toplulukları” anlamına geldiğini, bundan da yıldız kümeleri ile galaksilerin anlaşılması gerektiğini görmüş bulunuyoruz. Astroloji burçlarıyla bunların hiçbir ilgisi bulunmadığı halde, yaygın anlayış “burç” sözüne sadece astroloji burcu anlamı yüklediği için, pek çok kimse Kur’ân âyetlerinin de bu burçlardan söz ettiğini sanmaktadır.

Sadece bu kadarla kalsaydı, bunu bir yorum hatâsı olarak görüp geçmek mümkün olabilirdi. Fakat burçlar konusundaki yanlış inanışlar hiç de küçümsenecek seviyede değildir. Ve bu yanlış inanışlar, Kur’ân’ın en şiddetli tehditlerinin tam hedefinde yer aldığı halde, “İşte Kur’ân da burçlardan söz ediyor” gibi gerekçelerle, Müslümanların hayatına da nüfuz etme imkânı bulmuştur.

Ancak bu konu bir iman meselesidir. İman meselesi olduğu için de son derece ciddîdir ve hiçbir şekilde hafife alınması mümkün değildir. Burçlara yakıştırılan güçler, insanların yaratılışlarında tesir sahibi olma, kişiliklerinde belirleyici rol oynama, yeryüzünde cereyan eden hadiseleri yönlendirme gibi tanrısal güçlerdir. Ve maalesef, bu iddialar, en dindar olanlarımızın bile dillerinde dolanmakta, inanış ve yaşayışlarını etkileyebilmektedir.

Şu iddialara bir bakın:

Filân burcun yöneticisi filân gezegendir. Filânca tarihler arasında o hükmeder. İnsanlar, doğdukları gün ve saate göre özellikler alırlar. O akılcı mı olacaktır, duygusal mı? Hayalperest mi, inatçı mı, ikiyüzlü mü, açık sözlü mü, dedikoducu mu, meraklı mı, yenilikçi mi, sabırlı mı, lükse düşkün mü, uysal mı? Bunlar gibi yüzlerce özelliği belirleyen, astrolojiye bakılırsa, onun burcu, yükselen burcu, alçalan burcudur! Yani gezegenlerdir! İnsanın doğduğu sırada hangi gezegen onu etkileyebilecek konumda ise, onun kişiliğini de o belirler. Dünyada olup bitenlerde de durum böyledir. Falan ve filan tarihler arasında hangi gezegen olayları yönetiyorsa, onun suyundan gitmek suretiyle işlerinizi yoluna koyabilirsiniz!

Şimdi de bu iddiaları bir kenara koyalım, Kur’ân’ın âyetlerine bakalım:




Rahimlerde size kendi dilediği gibi bir şekil veren Odur. Ondan başka tanrı yoktur. O herşeyin mutlak galibi ve sonsuz hikmet sahibidir.[1]

Rabbin kendi dilediği gibi yaratır ve tercihte bulunur. Onların ise hiçbir tercih hakkı yoktur. Allah onların ortak koştuğu şeylerden münezzeh ve yücedir.[2]

Ey insan, pek lütufkâr olan Rabbine karşı seni aldatan ne?
O Rabbin ki seni yarattı, güzel ve düzgün şekilde biçimlendirdi, dengeli ve ölçülü yaptı.
Kendi dilediği gibi bir suret verdi.[3]

Ve şimdi de, âyetlerin bu açık ve kesin ifadeleriyle, astrolojinin iddialarını karşılaştıralım.

Doğan çocuğun kişiliğini Allah mı belirliyor, yoksa burçlar mı?

Veya Allah belirlerken gezegenler Ona yardım mı ediyor?

Yahut nasıl belirleyeceğini Allah’a gezegenler mi öğretiyor?

Veya Allah, gezegenlerin çizdiği sınırlar içinde mi iradesini kullanıyor?

Yoksa Allah yeryüzünde hükmünü icra ederken gezegenlerine mi danışıyor?

Burçların insan kişiliği veya yeryüzündeki olaylar üzerinde bir etkisinin bulunduğunu ileri sürebilmek için, bu sorulara evet cevabı vermekten başka hiçbir yol yoktur. Zaten astrolojiyi savunanlar da bu konuda bir açıklama yapmak zorunda kaldıkları zaman, söyledikleri netice itibarıyla bu kapıya çıkar. Onlara kalırsa, kimsenin Allah’ı inkâr ettiği yoktur; hattâ onların çizdiği tabloda da Allah en yüksek bir ihtiram makamında bulunabilir; ancak O yalnız başına, dilediği gibi hükmeden bir tanrı değildir. Bir meşrutî hükümdar gibi, gezegenlerinin yardımıyla hareket eden ve onların koyduğu sınırları dışına çıkamayan bir konuma sahiptir.

İşte böyle bir iddia, Kur’ân’ın “şirk” olarak nitelediği ve başından sonuna kadar en şiddetli hücumlarını yönelttiği ve Allah’ın asla bağışlamayacağını bildirdiği[4] en büyük zulmün tâ kendisidir. Eğer Allah’a imandan söz edilecekse, bu iman, ancak Kur’ân’ın tanımladığı şekilde, Allah’a ne mülkünde, ne zât ve sıfâtında, ne fiillerinde hiçbir ortak koşmadan edilen bir iman olabilir. Böyle bir imanda yıldızlara, gezegenlere, yerdeki ve göklerdeki herşeyin payına düşen tek birşey vardır; o da Allah’ın hükmü karşısında tam bir teslimiyetle secdeye kapanmaktan ibarettir:

Gökte olanların, yerde olanların, Güneşin, Ayın, yıldızların, dağların, ağaçların ve bütün canlıların Allah’a secde ettiğini görmedin mi? İnsanların da pek çoğu Ona secde eder; birçoğu ise azabı hak etmiştir. Allah’ın hor kıldığını aziz edecek kimse yoktur. Hiç kuşkusuz, Allah kendi dilediği gibi iş görür.[5]

[1] Âl-i İmrân Sûresi, 3:6.
[2] Kasas Sûresi, 28:68.
[3] İnfitar Sûresi, 82:6-8.
[4] Nisâ Sûresi, 4:48, 116.
[5] Hacc Sûresi, 22:18.
Previous Post
Next Post

About Author

0 yorum: