11 Şubat 2007 Pazar

Ayetler ve İbretler / 89


SEYAHAT EDENLER
Ümit Şimşek

[Bu program haftanın her günü 7:50'de, hafta içi hergün 07:50 ve 16:40'ta Dost TV'de yayınlanmaktadır]


Onlar tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat edenler, rükûa varanlar, secdeye kapananlar, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındıran ve Allah’ın koyduğu sınırlara riayet edenlerdir. Müjdele o mü’minleri!
Tevbe Sûresi, 9:112
BU ÂYETİN bir öncesinde, mü’minlerin Allah ile yaptıkları alışveriş anlatılıyor. Orada anlatıldığına göre, Allah mü’minlerden canlarını ve mallarını satın almış, karşılığında da onlara Cenneti vaad etmiştir. Bu alışverişi tebrik eden 111’inci âyetten sonra, “Kimdir o bahtiyar mü’minler?” sorusunun cevabını bu âyet veriyor. Ve bu âyet de yine o mü’minlere müjde ile son buluyor.

Âyette sayılan nitelikler arasında, bir tanesi özellikle dikkat çekicidir:

Seyahat edenler.

Diğer özelliklerin insana bir Cennet kazandırmasında şaşılacak bir taraf görmüyoruz; ancak seyahat edenleri Kur’ân niçin böyle büyük bir müjdeye lâyık görmüş olabilir?

Bunun cevabını yine Kur’ân’da buluyoruz.

Çünkü bize seyahat emrini veren de yine Kur’ân’dır. Bir düzineden fazla âyetinde, Kur’ân bize “Yeryüzünü gezin, dolaşın” der. Tabii, bu âyetlerde kastedilen, ibret gezileridir. Yahut, gezip dolaşırken ibret nazarlarımızı açık tutmak ve etrafta görülmesi gereken şeyleri atlamamaktır.

Bu konudaki âyetlerin büyük çoğunluğu, dünya hayatının mahiyetini ve sonucunu görmemiz için bizden yeryüzünde gezip dolaşmamızı ister. “Gezin de görün, sizden öncekilerin âkıbeti nice olmuş, Allah’ın âyetlerini yalanlayanlar ne olmuş” der. Bu uyarılar, bizi, bulunduğumuz coğrafî mevkiin ve yaşamakta olduğumuz ânın daracık sınırlarından çıkarır, büyük dünyanın gerçekleriyle yüz yüze getirir ve bu gerçeklere sebep ve sonuçlarıyla birlikte, geniş bir açıdan bakmamızı sağlar.

Şurası da asla hatırdan çıkarılmamalıdır: Kur’ân’ın dersleri, oturduğumuz yerden anlaşılabilecek dersler değildir. Bu dersler, yaşanan hayatın dersleridir; yaşanarak görülmek ve görülerek yaşanmak ister.

Geçmiş kavimlerin başlarına gelenleri anlatan kıssalar ise, bu derslerin can damarıdır. Fakat oturduğumuz yerde bu kıssaları okuyup geçtiğimiz zaman, bunlar bizde pek zayıf bir iz bırakır. Hattâ, çoğu zaman, iz de bırakmadan, birer masal gibi bir kulağımızdan girer, diğerinden çıkar. Sanki o kıssalar başka bir âlemden, başka dünyalardan bahsediyormuş gibi, onların anlattıklarını hiç üzerimize almayız.

Bizi bu uyuşukluktan kurtaracak birşey varsa, o da, Kur’ân kıssalarında anlatılan gerçeklerin somut tanıklarıyla yüzleşmektir. Yani, o kıssaların ve benzerlerinin yaşandığı, bizden evvelkilerin gelip geçtiği yerleri dolaşmaktır.

O yerleri dolaşırken, insan, hayalen yüzyıllar öncesine gider.

Bizim gibi, hiç ölmeyeceklerini sanan eski zaman insanlarıyla beraber olur bir süreliğine.

Şimdi kalıntılarını gördüğü binaları onlarla beraber diker.

O binaların arasında kasılarak dolaşır. Yaptıklarını övünerek seyreder.

O günlerin pek çabuk gelip geçeceğini söyleyenlere güler, geçer.

Çetin bir hesapla karşılaşacağını aklına bile getirmez. Hoş, karşılaşacak olsa bile o hesap günü çok uzaklardadır!

Hesap günü uzakta, dünyanın tantanası ise yanı başındadır. Toplum, çevre, dünyaca büyük adamlar, görenekler, mevkiler, şanlar, şöhretler bütün bir dünyayı kaplar.

Ve insan, bu güzel rüyanın tam ortasındayken…

Birden bire bugüne geliverir.

Karşısında kalıntıları görür.

Şu sütun, bu sokak, öteki oda, o mezar—herbiri en tatlı yerinde keskin bıçakla biçilmiş bir rüyadır.

“Gezin de görün, sizden öncekilerin âkıbeti ne olmuş!”

Eğer insan görmek için gezerse, adımını attığı her yerde böyle ibretler bulur.

O ibret derslerinde de kendi istikbalini bulur.

Sadece “kendisinden öncekileri” değil, kendisini ve sonrakileri de o ibret derslerinin halkasında beraberce bulur.

İbret alan için, o geziler bir uyanış olur:

Uyanış ve hayatın en temel gerçekleriyle yüz yüze geliş.

Bu geziler, bir bakıma, Kur’ân derslerinin laboratuar uygulamalarıdır.

Onun için, Kur’ân bizi sık sık yeryüzünde dolaşmaya çağırdığı gibi, konumuz olan âyette de, seyahat edenleri müjdelenecek kullar arasında sayar.Fakat seyahatin hikmetleri bu kadarla da bitmez. Onun daha başka yararları ve başka açılardan taşıdığı önemler de vardır ki, bu konuya da bir sonraki yazıda temas edilecektir.
Previous Post
Next Post

About Author

0 yorum: