8 Nisan 2007 Pazar

Ayetler ve İbretler / 96


SÜNNETİN DİĞER ADI
Ümit Şimşek

[Bu programın Dost TV'deki yayın saati, hafta içi 9:40 olarak değişmiştir. Dost FM'deki yayın saati ise yine 7:50 olarak devam etmektedir]


Size kendi içinizden bir elçi gönderdik ki, size âyetlerimizi okur, sizi arındırır, size kitabı ve hikmeti öğretir, daha başka bilmediğiniz şeyleri de öğretir.
Bakara Sûresi, 2:151
PEYGAMBERİN görevlerini ve Peygamber vasıtasıyla bize ulaşan İlâhî nimetleri anlatan âyetlerden birisi de bu âyet-i kerimedir. Burada sayılanlar, ayrı ayrı incelenmeyi gerektirecek işlevlerdir. Ancak biz bu yazıda, Peygamberin biz öğrettiği şeyler arasında geçen bir kavram üzerinde duracağız.

Âyet, Peygamberimiz için “Size kitabı ve hikmeti öğretir” buyuruyor.

Kitabı biliyoruz; bu, Rabbimizin bize hitabı olan ve Peygamberimizle bize gönderilmiş bulunan Kur’ân-ı Kerimdir.

Hikmete gelince:

Bu kelime dilimize yerleşmiş olduğu için, az çok anlamına aşina bulunuyoruz. Aslında çok kapsamlı olan bu sözcük, aynı zamanda, Allah’ın sıfatlarından birini de ifade etmekte ve Onun herşeyi yerli yerinde, anlamlı bir şekilde, en uygun bir biçimde, sonsuz ilmiyle, bir amaca uygun ve yararlı bir şekilde yarattığını bildirmektedir. Bunun tersi ise anlamsızlık, amaçsızlık, abesiyettir.

İnsanlar hakkında da bu özellik, doğru ve yararlı bilgi ve kavrayış, fayda ve amaç gözeterek hareket etme, güzel ve doğru işler yapma, bilgisini davranışlarına yansıtma gibi anlamlara gelmektedir.

Hikmet, Kur’ân’ın da sıfatıdır. Bizzat Kur’ân kendisini bu sıfatla tanıtır ve kendisinden “Kur’ân-ı Hakîm” olarak söz eder. Bu söz, onun baştan başa hikmet dolu oluşunu, bütün öğütlerinin, hükümlerinin, buyruk ve yasaklarının hikmetli bir şekilde düzenlenmiş olduğunu anlatır.
Şu kadar var ki, bu âyette, hikmet sözcüğü, Kur’ân’ın yanı sıra, ayrı bir madde halinde sayılmıştır. Öyleyse, burada kastedilen şeyin, yine hikmet özelliğine sahip olan ve Kur’ân ile beraber anılabilecek başka birşey olması gerekir. Bu, Kur’ân gibi, yine Peygamber tarafından öğretilecek, hem de Kur’ân ile beraber öğretilecek ve Kur’ân’ın anlamını hikmetli bir şekilde tamamlayacak birşey olmalıdır.

İmam Şafiî ve bazı müfessirler bu konuda çok güzel bir tevcih yapmakta ve “hikmet” ile kastedilen şeyin Peygamber sünneti olduğunu bildirmektedirler. Bu anlamı doğrulayan hadisler de vardır. Peygamber Efendimiz bu hadislerden birinde şöyle buyurur:



Şunu iyi bilin ki, bana Kur’ân ile beraber, onun bir misli daha verilmiştir.[1]

Zaman zaman temas ettiğimiz gibi, zaten birçok âyet-i kerime, Peygamber sünnetini de Kur’ân’ı açıklayan ve uyulması gereken bir kaynak olarak açıkça göstermektedir. Bu âyet ise, Sünneti “hikmet” sıfatıyla anmak suretiyle, onun hikmet yönünü vurgulamakta ve “Peygamberinizin sünneti, baştan başa hikmetten ibarettir” dersini bize vermektedir. Yani, onun söz ve hareketleri öylesine hikmet doludur ki, sanki o sırf hikmetten ibaret hale gelmiş, yahut hikmet denen şey, sünnet olarak belirmiştir. Bu nitelemede, Sünnetin, Kur’ân’ın hikmetlerini ortaya çıkarma ve yansıtma özelliğine de bir işaret vardır.

Konumuz olan âyet gibi, Peygamberin bize Kur’ân ile beraber hikmeti, yani Sünneti öğrettiğini bildiren daha başka âyetler de vardır. Bakara Sûresinin 129 ve 231. âyetleri, Âl-i İmrân Sûresinin 164. âyeti, Nisâ Sûresinin 113. âyeti ve Cuma Sûresinin 2. âyeti bunlar arasındadır. Bütün bu âyetleri toplu bir şekilde önümüze koyup inceleyecek olursak, şu hususların vurgulanmış olduğunu görürüz:

1. Bize Kur’ân’ı öğretecek olan Peygamberdir. O kitabı bize gönderen, bir elçiyle beraber göndermiş ve elçisini öğretmekle, bizi de öğrenmekle görevlendirmiştir. Bu kadarı da zaten Peygamber sünnetini Kur’ân öğreniminin ana şartı olarak tespit etmeye yeter.

2. Kitabın asıl anlam ve hikmetini, onun öğütlerinin özünü ve hedefini bize öğretecek olan da yine Peygamberdir ve onun sünnetidir.

3. O Peygamberin sünnetinde ne bir eksiklik, ne bir fazlalık, ne de tereddüde yol açacak birşey yoktur. O baştan sona hikmetten ibaret bir sünnettir. Ona sarılan hikmeti bulmuş olur; ondan uzaklaşan da hikmetten yoksun kalmış demektir.İşte, Kur’ân-ı Kerim, gerek “hikmet” olarak nitelemek, gerekse bu vurguyu birçok âyette tekrarlamak suretiyle, Peygamber sünnetinin önem ve değerini böylece ibret nazarlarımıza sunuyor.

[1] Ebû Dâvud, Sünnet: 5.
Previous Post
Next Post

About Author

0 yorum: