16 Nisan 2008 Çarşamba

Ayetler ve İbretler: 120


BİR MUTLULUK FORMÜLÜ
Ümit Şimşek

Onlardan bir kısmına, kendilerini sınamak için nasip ettiğimiz dünya hayatının gösterişine gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
Tâhâ Sûresi, 20:131
BU DÜNYA hayatında huzur isteyen insanlar, en ziyade muhtaç oldukları öğütlerden birini bu âyette bulacaklardır. Özellikle zamanımız insanının, bu öğütü hergün tekrar tekrar hatırlamasında yarar bulunduğunu söylemek herhalde mübalâğa olmaz.

“Özellikle zamanımız insanı” diyoruz. Zira modern hayatın işleyişi, tamamen bu âyete ters düşecek şekilde programlanmıştır. Bu hayatı yaşayan insanlar, “Gözünü sadece dünya hayatının gösterişine dik” şeklindeki telkinlere hergün tekrar tekrar maruz kalmaktadır.

İsterseniz, sıradan bir günün sıradan bir saatinde sizi dünyanın gösterişine çağıran telkinlerin sayısını bir hesaplamaya çalışın. Belki de bu çok sağlıklı bir hesaplama olmayacaktır; çünkü o tür telkinler öylesine yaygınlaşmış ve hayatımızın bir parçası haline gelmiştir ki, onları bu hayatın içinden bulup çıkarmak, neredeyse çayın içinden şekeri ayırmak kadar imkânsızlaşmıştır.

Meselâ, tutkun olduğunuz bir dizinin mekânları, sizin hiçbir zaman sahip olamayacağınız mekânlardır. Oralarda, sizin hiçbir zaman erişemeyeceğiniz imkânlara sahip olan insanlar yaşar. Siz bir yandan ipe sapa gelmez maceraların peşine takılmış diziyi izliyorken, bir yandan da, önünüze hedef olarak konmuş bir hayat modelini yavaş yavaş benliğinize sindirirsiniz.

Medyanın putlaştırdığı ve özel hayatının en saçma ayrıntıları hakkında kamuoyunu sürekli olarak bilgilendirmeyi görev edindiği starların yaşam düzeyleri de herkesin iştahını kabartan hedefler olarak ortadadır. İnsanlar onların nerede yaşadıklarını, nerelerde dolaştıklarını, ne yiyip ne giydiklerini tatmin olmaz bir merakla izledikçe, “Nerede bizde o talih!” diye iç geçirirler. Oysa onlara o imkânları sağlayan kendilerinden başkası değildir. Onların yaptıkları programları izlemek, onların sundukları ürünlere müşteri olmak gibi otomatik davranışlarıyla onlara dünyanın parasını kazandırırlar; sonra da başkalarına kazandırdıkları şey karşısında parmak ısırırlar.

Bu arada dikkatlerden kaçan iki önemli nokta vardır.

Birincisi: Dünya hayatının göz dikecek gösterişleri hiçbir zaman tükenmez. İnsan bu kısacık ömür içinde dünyanın hangi lüksüne erişecek olsa, önünde daima imrenilecek hedefler bulur.

İkincisi: Yaşanan sayısız deneyimler göstermiştir ki, bu hayatın huzur ve mutluluğu böyle şeylerle ele geçmez. Çünkü insan hangi hayat seviyesine erişecek olsa, gözü daima daha yukarılardadır. Gözünü başkasının elindeki imkânlara dikmiş bir kimsenin ise tatmin, huzur, sükûn, mutluluk gibi kavramlarla arasındaki mesafe asla küçülmez.

İşte, âyet, dünyanın süsüyle başı dönmüş modern insana, hasret kaldığı huzurun reçetesini bir cümle ile sunuyor:

“Dünyanın gösterişine gözünü dikme!”

Çünkü bu onlara bir ödül olarak değil, imtihan için verilmiştir. Belki de o imrenilecek imkânlar, sahipleri için bir pişmanlık sebebi olacaktır.

Bu âyetten, din ehlinin alması gereken pay, dünya ehlinin payından hiç de az değildir. Zira, dine hizmet ediyorum zannıyla dünyaya hizmet edildiğini gösteren nice örnekler vardır. Dünya hayatının sevgisi her taraftan maruz kaldığımız telkinler yüzünden iliklerimize öylesine işlemiştir ki, dünyanın gösterişi olmadan dine hizmet edilemeyeceği, yahut içinde dünyanın gösterişi olmayan bir hizmetin Allah katında da bir değerinin bulunmayacağı sanılmaktadır. Oysa Allah rızasının dünya gösterişiyle kazanılmayacağını herkesten iyi bilmesi gerekenler, dindar ve hizmet ehli olanlardır. Onun için, bu âyetin öğütünü hergün tekrar tekrar hatırlamaya, herkesten ziyade onların ihtiyacı vardır.

Hangi açıdan bakılacak olursa olsun, bu âyetin içerdiği öğütte, bir mutluluk formülü bulunacaktır.

Bu formülün uygulandığı yerde insanlar, erişemedikleri şeyin kıskançlığını değil, eriştikleri şeyin mutluluğunu yaşarlar.

Orada insanlar birbirlerinin elindekine göz dikmez, birbirlerine karşı haset ve düşmanlık beslemezler.

Ve orada insanlar, bir kısa dünya hayatından ibaret sermayelerini, ele geçmeyen şeyler için dövünerek tüketmek yerine, Rablerinin daha hayırlı ve daha sürekli olan ödülüne hak kazanmak için en verimli bir şekilde kullanma imkânını bulurlar.
Previous Post
Next Post

About Author

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Kıssa meşhur: Zengin adam ölmüş. Mirasçısı da yok.Varının yoğunun, kabirdeki ilk gecesini kendisi ile paylaşacak olana verilmesini vasiyet etmiş.

Yük taşıdığı urganından başka varlığı olmayan hamalın biri talip olmuş; bir gece ne ki, nasıl olsa geçer!..

Münker Nekir geldiklerinde bakmışlar fazladan bir kişi. ''Diğeri nasıl olsa bizim, önce bunu hesaba çekelim''

Sorgu sabaha kadar sürmüş:
''Bu urganı nereden buldun, onunla ne kazandın, kazandığını nerede harcadın vs. vs.''
Adam sabah olunca kabirden kendini zor atmış dışarı ve demiş:''ne o malı isterim ne de hesabını''

Özenilecek değil yani..
Allah malı mülkü olanlara da hesabını verebilmek nasip etsin...Yazık!..