6 Temmuz 2008 Pazar

Ayetler ve İbretler: 125

İLMİN ADRESİ
Ümit Şimşek



Bilmiyorsanız ilim ehline sorun.
Nahl Sûresi, 16:43; Enbiyâ Sûresi, 21:7

SORUYU bir ilim anahtarı olarak gösteren ve bizi ilmin peşine düşüren âyet-i kerime, bir yandan da, sorunun kime sorulacağını öğretiyor, ilmin nerede aranacağını gösteriyor.

“İlim ehli” olarak tercüme ettiğimiz deyimin âyetteki aslı “zikir ehli”dir. Zikir ise, Kur’ân’da çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. Öğüt, ibret, tefekkür, ilim, şeref, kitap, Kur’ân, bu anlamlar arasındadır. Söz konusu âyetin akışı ise, “kitap ehli” veya “ilim ehli” mânâlarını ön plana çıkarmaktadır. Bu durumda, en genel anlamıyla, âyet, “Bilmediğiniz şeyi bilenlerden öğrenin; ilmi, ilim ehlinin yanında arayın” mânâsını dile getirmiş olur.

Tabii, bu anlamın muhalif şıkkı da konuyu iyice açıklığa kavuşturuyor:

“İlim ehli olmayandan birşey sormayın; ilmi, ehli olanlardan başkasının kapısında aramayın.”

İşte, şu vurgularıyla, âyet, zamanımız insanının en ziyade muhtaç olduğu öğütlerden birini içeriyor. Her taraftan bilgi bombardımanına tutulmuş ve kimin sözüne itibar edeceğini şaşırmış durumda bulunan günümüz insanına, şaşkınlıktan kurtulma yolunu gösteriyor:

“Sadece ilim ehline sor! İlmi, ehil olan ve ilim sahibi olan kimselerin yanında ara!”

Bu emir, hiç kuşkusuz, ilmin her türlüsünü kapsayan bir emirdir. İnsan hangi konuda bilgiye muhtaç ise, o konunun ehli olan ilmin sahibine başvurmalıdır. Yoksa, bahçıvanlığı astronomi uzmanından, hekimlik bilgisini kasaptan öğrenmeye teşebbüs eden kimse, araştırdığı konuda doğru yoldan sapmak için gerekli şartları kendi eliyle hazırlamış demektir. Bu sapmaların en vahimi ise, inanç konusundaki sapmalardır; çünkü bunun ebedî hayatı ilgilendiren sonuçları vardır. Ne gariptir ki, insanların en ziyade dikkat göstermesi gereken inanç konuları, telkinlere en ziyade açık oldukları ve en çok aldandıkları bir alandır. Ve kitlelerin bu zaafı, bir kısım medya tarafından çok iyi değerlendirilmektedir.

Zaman zaman belirli konuların gündeme getirildiğini ve hararetli tartışmaları tetiklediğini görürüz. Lâkin bu tartışmaların amacı, bilinmeyen birşeyi öğretmek, karanlıkta kalmış bir konuyu aydınlığa kavuşturmak değildir. Eğer öyle olsaydı, bu tartışmalar tamamen ilim ehli olan, vakar ve ciddiyet sahibi kimseler arasında cereyan ederdi. Oysa böyle kimselere öyle tartışmalarda pek rastlanmaz; yanlışlıkla onların yolu bu tür bir tartışma ortamına düşecek olsa bile, kendilerine göz açtırılmaz. Gelin görün ki, bu oyun yüz bin defa tekrarlanacak olsa, sonucunu bile bile insanların çoğunluğu yine tekrar tekrar bu oyuna gelmekten usanmaz. Halbuki Kur’ân’ın şu apaçık emri, insanın tek bir defa olsun böyle bir tuzağa düşmesine meydan vermeyecek şekilde, sapasağlam bir ilkeyi bize öğretiyor.

Hadiste de aynı yönde öğütler vardır. Bunlardan birinde, Sevgili Peygamberimiz, “Zancılardan önce ilim öğrenin” buyurur.[1]

Yani, bilgi yerine zanna ve tahmine dayanan, keyfine ve heveslerine göre konuşan kimseler sizin kafanızı karıştırmadan önce, siz bilgi edinmeye, ilim sahibi olmaya bakın!

Edineceğimiz bilgiyi nerede arayacağımızı ise âyet bize gösteriyor:

“İlim ehlinden sorun.”

İlim ehlini nerede bulacağımıza gelince:Bundan sonrası, ilmin peşine düşen kimseye kalmıştır. Dünyaya ait bir menfaatin peşine düştüğü zaman onu nerede arayacağını bilen ve dünya işinin ehli olanları arayıp bulmaktan âciz kalmayan insanlar, ilmin nerede aranacağını öğrenmekten ve onun ehli olan kimseleri de arayıp bulmaktan da geri kalmamalıdırlar. Eğer “İlim ehlinden sorun” buyuran bir kitabı okuyup duran insanlar hâlâ ilimle ve ilim kaynaklarıyla sorunlar yaşıyorsa, bunun sebebi herhalde kitaplarında değil, kitaplarını okuyuşlarında olsa gerektir.

[1] Buharî, Feraiz: 2.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Artık, ''ilim; nereye kadar? ''sorusunun vakti gelmedi mi?