6 Ekim 2008 Pazartesi

Mesnevî-i Nuriye: 1


TENBİH, İHTAR, İTİZAR

İ’lem: Bu risale bazı Kur’ân âyetlerinin şuhudî bir nevi tefsiridir. İçindeki meseleler ise, Furkan-ı Hakîmin bahçelerinden koparılmış çiçeklerdir. Onun için, ibarelerindeki işkâl, icmal ve icaz seni ürkütmesin. Onları tekrar tekrar mütalâa edecek olursan, Kur’ân’daki لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ [1] gibi tekrarların sırrı sana açılır.

Nefsin temerrüdünden de korkun olmasın. Zira benim mütemerrid ve zorba nefs-i emmârem, bu risaledeki hakikatlerin gücü karşısında tezellül ile boyun eğdiği gibi, şeytan-ı racîmim de pes ederek sinmek zorunda kaldı. Kim olursan ol, senin nefsin benimkinden daha âsi ve azgın, şeytanın da benim şeytanımdan daha aldatıcı ve şakî olamaz.

Ey okuyucu! Birinci Babdaki[2] tevhidin burhan ve mazharlarının birbirine ihtiyaç bırakmayacağını sakın zannetme. Ben onlardan herbirine ayrı bir makamda ihtiyaç gördüm. Zira cihad manevraları esnasında, açık olan diğer kapılara yönelmek o an için kolay olmadığından, kurtuluş için her defasında belirli bir yerde ayrı bir kapı açmak icab ediyordu.

Keza, bu risaleyi isteyerek zorlaştırdığımı da sanma. Zira bu risale, dehşetli bir vakitte, âni olarak nefsimle aramda cereyan eden konuşmalardan ibarettir. Ve bu sözler, nur ile nârın beraberce yeryüzüne düştüğü bir kasırga misali o korkunç mücadele sırasında doğmuş kelimelerdir—öyle bir mücadele ki, başım bir anda gökten yere yuvarlanıyor, yerden göğe ve serâdan Süreyya’ya fırlıyordu. Çünkü akıl ile kalb arasında, sülûk edilmemiş bir yola girmiştim; dehşetli düşüş ve yükselişler de başımı döndürüyordu. O düşüş ve yükselişler sırasında ne zaman bir nura rastlayacak olsam, daha sonra hatırlamak için üzerine bir işaret bırakıyordum. Bıraktığım o kelimeler ise, ekseriyetle, tabir edemediğim şeylerdi ki, bir mânâyı açıklamak için değil, sadece hatırlatmak için oraya konulmuşlardı. Çoğu zaman da, pek büyük bir nurun üzerine tek bir kelime bırakıp geçmişim.

Daha sonra gördüm ki, o karanlık dünyaların derinliklerinde imdadıma yetişen o hayattar nurlar, bana misbahlar suretinde görünen Kur’ân güneşinin şuâları imiş.

Allahım! Kur’ân’ı akıllarımıza, kalblerimize ve ruhlarımıza nur, nefislerimize mürşid eyle. Âmin.

Ey kitabıma nazar eden kişi! Eğer ondan bir fayda gördüysen, senin de beni bir Fatiha veya Allah için bir halis duâ ile faydalandırman icab eder.


بسم الله الرحمن الرحيم
سُبْحانَكَ يا مَنْ تُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ هذِهِ الْكائِناتُ السَّيَّالَةُ بِتَسْبِيْحاتِ لِسانِ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلاةُ وَالسَّلامُ؛ إذْ هُوَ الَّذِي تَتَمَوَّجُ أَصْدِيَةُ تَسْبِيْحاتِهِ لَكَ، عَلٰى أَمْواجِ الْأَجْيالِ، وَأَفْواجِ الْأَعْصارِ، بِمَرِّ الْفُصُوْلِ وَالْعُصُوْرِ وَالْأَدْوارِ.
اَلْلّهُمَّ فَأَبِّدْ عَلٰى صَفَحاتِ الْكائِناتِ وَعَلٰى أوْراقِ الْأَوْقاتِ، أَصْدِيَةَ تَسْبيْحاتِهِ عَلَيْهِ الصَّلاةُ وَالسَّلامُ إِلَى يَوْمِ الْقِيامَةِ وَالْعَرَصَاتِ.
سُبْحانَكَ يامَن تُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ الْأَرْضُ، ساجِدَةً تَحْتَ عَرْشِ عَظَمَةِ قُدْرَتِكَ بِلِسانِ مُحَمَّدِها عَلَيْهِ أَفْضَلُ صَلَواتِكَ وَأَجْمَلُ تَسْلِيْماتِكَ؛ إِذْ هُوَ النّاطِقُ وَالْمُتَرْجِمُ لِتَسْبِيْحاتِ الْأَرْضِ لَكَ بِأَلْسِنَةِ أَحْوالِها. وَبِرِسالَتِهِ اسْتَقَرَّتِ الْأَرْضُ فِيْ مُسْتَقَرِّها فِيْ مَدَارِها.
اَلْلّهُمَّ فَأَنْطِقِ الْأَرْضَ بِأقْطارِها إِلَى نِهايَةِ عُمُرِها بِتَسْبِيْحاتِ لِسانِه عَلَيْهِ الصَّلاةُ وَالسَّلامُ.
سُبْحانَكَ يا مَنْ يُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ جَمِيْعُ الْمُؤْمِنِيْنَ وَالْمُؤْمِناتِ، فِيْ جَمِيعِ الْأَمْكِنَةِ وَالْأَوْقاتِ، بِلِسانِ مُحَمَّدِهِمْ عَلَيْهِ أَكْمَلُ الصَّلَواتِ وَأتَمُّ التَّسْلِيْماتِ؛ إذْ هُوَ الْذِيْ تَتَظاهَرُ أَنْوارُ تَسبِيْحاتِهِ لَكَ مِنْ أَفْواهِ أَهْلِ الْإِيْمانِ.
اَلْلّهُمَّ فَأَنْطِقِ بَنِيْ آدَمَ إِلَى آخِرِ عُمُرِ الْبَشَرِ بِتَسْبِيْحاتِ مُحَمَّدِكَ لَكَ، عَلَيْهِ صَلاتُكَ وَسَلامُكَ كَما يَلِيْقُ بِحُرْمَتِهِ وَبِرَحْمَتِكَ وَارْحَمْنا وَارْحَمْ أُمَّتَهُ. آمِيْنَ..

Sen aczden, kusurdan, şerikten münezzeh öyle bir Zât-ı Zülcelâlsin ki, şu akıp gitmekte olan kâinat, lisan-ı Muhammedînin (aleyhissalâtü vesselâm) tesbihatıyla Seni hamd ile tesbih edip duruyor. Zira, mevsimlerin, asırların ve devirlerin değişmesiyle bütün zamanların ve nesillerin üzerinde dalga dalga yankılanan sadâlar onun tesbih sözleridir. Allahım! Sen onun (aleyhissalâtü vesselâm) tesbih sadâlarını, kâinat sayfalarında ve zaman yapraklarında, kıyamet ve arasat gününe kadar daim eyle.

Sen aczden, kusurdan, şerikten münezzeh öyle bir Zât-ı Zülcelâlsin ki, azamet-i kudretinin arşı altında secdeye kapanmış olan arz, Muhammed’inin (salâvatın ekmeli ve selâmların etemmi ona olsun) lisanıyla, Seni hamdin ile tesbih ediyor. Zira arzın lisan-ı halleriyle yapmakta olduğu tesbihatları dile getiren ve tercüme eden o olduğu gibi, arzın medârında istikrar bulması da yine onun risaleti sayesindedir. Allahım! Arzı bütün aktarıyla, ömrünün nihayetine kadar Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) lisanıyla hep böyle konuştur.

Sen aczden, kusurdan, şerikten münezzeh öyle bir Zât-ı Zülcelâlsin ki, bütün zaman ve mekânlardaki erkek ve kadın bütün mü’minler, Muhammed’lerinin (salâvatın ekmeli ve selâmların etemmi ona olsun) lisanıyla, Seni hamdin ile tesbih ediyor. Zira ehl-i imanın ağızlarından çıkan o mübarek sözlerde zâhir olan, onun tesbihatının nurlarıdır.

Allahım! Beşer ömrünün sonuna kadar Âdem oğullarını Senin Muhammed’inin tesbihatıyla böyle konuşturmaya devam et. Ve onun hürmetine ve Senin rahmetine nasıl yaraşıyorsa ona öylece salât ve selâm et, bize ve ümmetine de rahmet et. Âmin.

[TERCÜME: ÜMİT ŞİMŞEK]

[1] “Göklerin ve yerin mülkü Onundur.” Bu ifade, aynen bu lâfızla Kur’ân’ın on ayrı âyetinde geçmektedir.
[2] Katre Risalesinin Birinci Babı.

1 yorum:

Şeyma Gür dedi ki...

Mesnevi-i Nuriye tercümenizin rızâ-i İlahîye, Bediüzzaman'ın beğenisine mazhar, mü'minlerin istifâdesine medar olmasını niyaz ile tebrik ederim.

Fasih bir tercüme olmakla birlikte, Risale-i Nur üslûbuna, lisanına ''yaban'' düşmemiş.