19 Ekim 2008 Pazar

Mesnevî-i Nuriye: 4

TEVHİD GÜNEŞİNDEN LEM'ALAR: 3

Dokuzuncu Lem’a

Cüz’iyat üzerinde, arz üzerinde ve âlem üzerinde ehadiyet hâtemini gördün. Şimdi bak, aynı şeyi âleme yayılmış neviler ve muhît unsurlar üzerinde de göreceksin.

Bir tarlaya tohum ekilmesi gösterir ki, o tarla, tohum sahibinin tasarrufundadır, tohum da tarlanın mutasarrıfına aittir; bu ona, o da buna şehadet eder. Aynen öyle de,

- masnûâtın tarlası olan şu unsurlar, ilimle tayin edilmiş bir tarz ve hikmetle tahkim edilmiş bir suretteki külliyet ve ihâtalarında görünen birlik ve basitliklerinin lisanıyla,

- rahmet semereleri, kudret mucizeleri ve hikmet kelimeleri olan şu mahlûkat, teşahhuslarındaki misliyetle beraber hikmetli bir şekilde intişarlarının lisanıyla, efradının benzerliğiyle beraber birbirinden uzak yerleri yurt edinmelerinin ve acib ve hikmetli bir şekilde tevzi’ olunmalarının lisanıyla

şehadet eder ki, ihâta edenler de, ihâta edilenler de, tarlalar da, tohumlar da tek bir Sâniin tasarrufundadır.

Böylece, herbir nevi’ ve herbir unsur, diğerlerine hem ferden, hem de hepsine birden der ki: “Siz kimin malı iseniz, ben de Onun malıyım.”

Herbir çiçek, herbir meyve, herbir hayvan ve hayvancık, halindeki intizamın ve mânâsındaki hikmetin diliyle nutka gelen bir sikke, konuşan bir hâtem, dile gelmiş bir turra olur ve der ki: “Bu mekân kimin mülkü ise, ben de Onun mülküyüm; kimin san’atı ise ben de Onun san’atıyım; kimin mektubu ise ben de Onun harfiyim; kimin dokuması ise ben de Onun nakşıyım.”

Buna binaen, en küçük bir mahlûk üzerinde hakikî bir tasarruf ve en zayıf bir mevcud üzerinde rubûbiyet, bütün unsurları birden tasarrufunda bulunduran Zâta mahsustur. Aynı şekilde, kâinatta hangi unsur var ise, onun tedbir ve tedviri, bütün hayvânat ve nebâtâtı birden tedbir ve terbiye eden ve kabza-i rubûbiyetinde tutan, kusurdan münezzeh o Zâta mahsustur. İşte bu dahi gözü perdeli ve kalbi paslı olmayan herkesin göreceği bir tevhid hakikatidir.

Ey firavunluk taslayan adam! Kendini bir tecrübe et bakalım, kâinatta en küçük bir şeye mâlik olabilecek halin var mı? İstersen git, en cüz’î bir ferd ne diyor, dinle. O, misliyetinin lisanıyla diyor ki: “Kim benim nev’imin tamamına mâlik ise, ancak o benim üzerimde mâlikiyet iddia edebilir, başkası asla!”

Sonra da nevilere git; göreceksin ki, herbir nevi’, intişarının lisanıyla şöyle diyor: “Arzın dışına ve içine kim mâlik ise, ancak o benim üzerimde mâlikiyet iddia edebilir, başkası asla!”

Sonra arza git; göreceksin ki, kardeşi olan semâ ile arasındaki tesanüdün lisanıyla şöyle diyor: “Kim kâinatın tamamına mâlik ise, ancak o benim üzerimde mâlikiyet iddia edebilir, başkası asla!”

Onuncu Lem’a

Cüz ve cüz’î, küll ve küllî, küll-i âlem, hayat, zîhayat ve ihyâ üzerindeki tevhid hâtemlerinden bir kısmına işaret ettik, sen de gördün. Şimdi de envâ’ ve külliyat üzerine vurulmuş hesapsız vahdaniyet sikkelerinden birtek sikkeye bak.

Tedbirin vahdeti ve terbiyenin ittihadı sebebiyle, meyveli bir ağacın terbiyesindeki külfet, tek bir meyvenin külfetine müsavi olur. Zira merkezin ittihadı, kanunun vahdeti ve terbiyenin vahdaniyeti, külfeti, meşakkati ve masrafı hafifletir ve öyle kolaylaştırır ki, sayısız meyveleri bulunan bir ağacın bir elden idaresi ile tek bir meyvenin birçok eller altındaki idaresi arasında fark kalmaz. Zira ortaklık, kesret ve birden fazla merkezin işe karışması sebebiyle, bütün bir ağacın meyveleriyle beraber muhtaç olduğu herşeye, tek bir meyvenin terbiyesi için dahi ihtiyaç hasıl olur; bu iş için lâzım olan cihazatın kemiyeti açısından ikisi arasında bir fark bulunmaz; fark ancak keyfiyettedir. Aynı şekilde, büyük bir orduyu donatmak için gereken fabrika ve makinelerin tamamı, tek bir neferin teçhizatı için dahi lâzımdır; aradaki fark yalnız keyfiyetten ibarettir. Senin kitabını basan matbaaya bin nüsha için ödediğin ücret de tek bir nüshaya ödeyeceğin ücret kadar, belki de daha azdır. Ama tek bir matbaayı bırakıp da birçok matbaaya birden gidecek olursan, binlerce misli ücret ödemek zorunda kalırsın.

Elhasıl: Eğer nihayetsiz kesreti bir Vâhide isnad etmezsen, bir şeyi nihayetsiz kesrete isnad etmeye mecbur olursun ki, bu takdirde ferdlerin sayısıyla birlikte külfet de artar. Âleme yayılmış olan nevilerin inşasında görülen harika kolaylık ise, vahdet ve tevhidin kolaylığındandır.

On Birinci Lem’a

Nasıl ki sikkenin ittihadına ve kalemin vahdetine delâlet eden

- bir nev’in bütün ferdleri arasındaki tevafuk

- ve bir cinsin bütün nevilerinde temel âzâların birbirine benzeyişi,

bütün bu tevafuk eden ve birbirine benzeyen şeylerin tek bir Zâtın san’atı olduğuna iki şahiddir.

Öyle de, bu görünen kolaylık ve külfetsizlik, bütün bunların, vücub derecesinde bir kolaylıkla, tek bir Sâniin eseri olmasını gerektirir. Aksi takdirde, eşyanın vücuda gelmesindeki zorluk imtinâ’ derecesine çıkar ve bütün bu cinsleri ve nevileri yokluğa atar. Evet, her türlü kusurdan münezzeh olan Allah’ın zâtında ortağı olamaz; eğer olsaydı âlem intizamdan çıkardı. Aynen öyle de, Onun fiilinde de ortağı hiçbir şekilde mümkün değildir; eğer olsaydı, âlem yokluğa gider ve asla vücud bulmazdı.

[TERCÜME: ÜMİT ŞİMŞEK]
Previous Post
Next Post

About Author

1 yorum:

Enis Toprak dedi ki...

Okudukça ne bulduğumuzu daha iyi idrak ediyoruz.