28 Ekim 2008 Salı

Mesnevî-i Nuriye: 6



Peygamberi (s.a.v.) bize tanıtan marifet deryasından
REŞHALAR: 1

بسم الله الرحمن الرحيم

Tenbih

BİZE RABBİMİZİ TANITAN burhanlar had ve hesaba gelmez. Lâkin onların en büyükleri ve küllî hüccetler üç tanedir.

Birincisi şu kâinattır ki, bu büyük kitabın bazı âyetlerini işitmiş bulunuyorsun.

İkincisi bu kitabın âyetü’l-kübrâsıdır ki, Nübüvvet divanının hâtemi ve saklı hazinelerin anahtarı olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır.

Üçüncüsü de âlem kitabının müfessiri ve mahlûkata karşı Allah’ın hücceti olan Kur’ân-ı Hakîmdir.

Şimdi şu ikinci burhan-ı nâtıkı tanımalı, sonra da ona kulak vermeliyiz. İşte, onu tanıtan marifet deryasından bazı reşhaları zikrediyoruz.

Birinci Reşha

İ’lem: Şu burhan-ı nâtıkın pek büyük bir manevî şahsiyeti vardır.

Eğer “O kimdir, mahiyeti nedir?” diye soracak olursan deriz ki:

O öyle bir zattır ki, azamet-i maneviyesiyle yeryüzü onun mescidi, Mekke mihrabı, Medine minberi olmuştur. O, arkasında saf tutan bütün mü’minlerin imamıdır. Ve bütün beşerin hatibidir; onlara saadetlerini temin edecek olan düsturları açıklıyor. Ve bütün enbiyanın reisidir; onların dinlerinin bütün esaslarını kendisinde toplayan diniyle onları tezkiye ve tasdik ediyor. Ve bütün evliyanın seyyididir; risaletinin güneşiyle onları irşad ve terbiye ediyor. Ve enbiya, ahyar, sıddıkîn ve ebrardan teşekkül etmiş bir zikir halkasının merkezinde bir kutuptur ki, bütün bunlar, ittifakla onun sözlerini söylüyorlar. Ve öyle bir nuranî ağaçtır ki, sağlam ve hayattar kökleri, bütün enbiyanın vahye dayanan esasat-ı semâviyesidir; taze ve yeşil dalları ile lâtif ve nuranî meyveleri ise, evliyanın maarif-i ilhamiyesidir.

O hangi bir dâvâyı ileri sürecek olsa, bütün enbiya mucizelerine dayanarak, bütün evliya da kerametlerine dayanarak ona şahidlik eder. Öyle ki, onun dâvâlarından herbir dâvâ üzerinde bütün kâmillerin mühürleri vardır. Zira görüyorsun ki, o “Lâ ilâhe illâllah” der, tevhidi dâvâ eder; ve biz de mazi ve müstakbelin o nuranî saflarından—yani o zikir halkasında yer alan insanlık âleminin güneş ve yıldızlarından—işitiriz ki, hepsi aynı sözü tekrarlamakta, meslek ve meşreblerindeki farklılıklara rağmen hepsi onun sözünde ittifak etmekte, sanki hep bir ağızdan “Sadakte ve bilhakkı natakte” (Doğru konuştun, hakkı söyledin) demektedirler.
Hangi vehmin haddi var ki, onu mucize ve kerametleriyle tezkiye eden böyle hesapsız şahidlerin şahidlikleriyle teyid edilmiş bir dâvâyı reddetmek için ona el uzatabilsin?

İkinci Reşha

İ’lem: Tevhide delil olan ve beşeri ona irşad eden şu nuranî burhan, her iki cenahın kuvvetiyle teyid edilmiştir ki, bunlar nübüvvetin ve velâyetin icmâ ve tevatürüdür.

Aynı şekilde, semâvî kitapların işaretleri; Tevrat, İncil, Zebur ve suhufların beşaretleri onu tasdik ediyor. Keza, meşhud olan pek çok irhasatın rumuzatı onu tasdik ediyor. Keza, birçok hâtifin şöhret bulmuş beşaratı onu tasdik ediyor. Keza, kâhinlerden tevatürle nakledilen şehadetler onu tasdik ediyor. Keza, Ayın yarılması, parmaklarından kevser gibi suyun akması, çağırdığı ağaçların ona gelmesi, duâ ettiği anda yağmurun yağması, pek az bir yemekle pek çok kimsenin doyması; kertenkele, kurt, ceylan, deve ve taşların konuşması gibi, güvenilir râvilerin ve muhakkik hadisçilerin bildirdiği, sayısı bine ulaşan mucizeleri onu tasdik ediyor. Ve keza, iki cihan saadetini tazammun eden şeriatı da onu tasdik ediyor.

Geçmiş derslerde, onun iki cihan saadetini neşreden şeriatının güneşinden bazı şuâları görüp işitmiş bulunuyorsun. Eğer gözün perdeli ve kalbin paslı değilse bu kadarı sana yeter; onun için kısa kesiyoruz.

Üçüncü Reşha

İ’lem: Âfâkî deliller onu tasdik ettiği gibi, kendi kendisine delil olan Güneş misali, enfüsî deliller de yine onu tasdik eder. Zira güzel ahlâkın tamamı bilittifak en yüksek seviyede onda toplanmıştır. Keza, vazifesindeki manevî şahsiyeti, en yüce seciyeleri ve en nezih hasletleri cem’ etmiştir. Bunun gibi, zühd, takvâ ve ubudiyetteki kuvvetinin şehadetiyle kuvvet-i imanı; tarih-i hayatının şehadetiyle kemâl-i vüsuku, ciddiyet ve metaneti; kuvvet-i itmi’nânının şehadetiyle harekâtındaki kuvvet-i emniyeti, onun hakka bağlı ve hakikat yolunda olduğunu tasdik eder—tıpkı ağacın canlılığını tasdik eden yemyeşil yapraklar, yeni açmış çiçekler ve taze meyveler gibi.

[TERCÜME: ÜMİT ŞİMŞEK]


Hiç yorum yok: