23 Kasım 2008 Pazar

Mesnevî-i Nuriye: 10



Peygamberi (s.a.v.) bize tanıtan marifet deryasından
REŞHALAR: 5


On İkinci Reşha

Acaba Âdem oğullarının en faziletlilerini arkasına alıp arz üzerinde duran, Arş-ı Âzama müteveccihen ellerini kaldırıp duâ eden ve duâsına bütün ins ve cinne âmin dedirten, hal ve hareketlerinden insanlığın şerefi, bütün zaman ve mekânların en mümtaz şahsiyeti ve bu kâinatın her zaman iftihar vesilesi olduğu anlaşılan şu zat ne istiyor? Öyle ki, istediğini, mevcudat aynalarında tecellî eden bütün esmâ-i kudsiye-i İlâhiyeyi şefaatçi yaparak istiyor; ve o esmâ dahi, onun istediği şeyin aynını icab ettiriyor ve istiyor.

İşte, dinle bak: Bekà istiyor, kavuşma istiyor, Cennet istiyor, rıza istiyor. Eğer gözümüzle gördüğümüz rahmet, inâyet, hikmet ve adalet gibi—ki bunların rahmet, inâyet, hikmet ve adalet olması ancak âhiret ile mümkündür—saadet-i ebediyenin verilmesini gerektiren hesapsız sebeblerden hiçbiri olmasaydı ve bütün kudsî esmâ dahi yine saadet-i ebediyeyi icab ettiren birer sebeb olmasaydı, şu nuranî zâtın tek duâsı buna yeterdi. Zira o zâtın Rabbi, nasıl bizim için her baharda masnûâtının mucizeleriyle süslü bahçeleri inşa ediyorsa, o zât ve hemcinsleri için de Cenneti öyle kolaylıkla bina eder. Evet, nasıl onun risaleti imtihan ve ubudiyet yurdu olan bu dünyanın açılmasına sebebiyet vermişse, onun ubudiyetindeki duâsı dahi mükâfat ve mücazat için âhiret yurdunun açılmasına sebebdir.

Hiç mümkün müdür ki, şu üstün intizama, şu geniş rahmete, şu kusursuz güzel san’ata, şu kubuhsuz cemâle—ki Gazâlî gibi zatlara “Var olandan daha güzeli mümkün değil” dedirtmiştir—benzeri görülmedik bir çirkinlik ve misli olmayan bir kusur karışsın da, bu hakikatleri haşin bir çirkinliğe, vahşetli bir zulme, büyük bir intizamsızlığa döndürsün; öyle ki, en küçük bir mahlûkun en küçük bir hâcetine dair en küçük bir sesini işitsin ve duâsını büyük bir ehemmiyetle kabul etsin de, en şiddetli ihtiyaca dair en gür sesi işitmesin, isteklerin en güzelini ve emel ve ümitlerin en şirinini kabul etmesin? Hâşâ, sümme hâşâ ve kellâ! Bu görünen kusursuz cemal, böyle bir çirkinliği kabul etmez. Aksi takdirde, hüsn-ü zâtînin kubh-u zâtîye inkılâbı gibi, hakikatlerin zıtlarına inkılâbı gerekir.

On Üçüncü Reşha

Ey bu acib seyahatteki yol arkadaşım, gördüklerin sana yetmez mi? Eğer herşeyi birden göreyim diyorsan, bu mümkün olmaz; zira şu adada yüz sene kalsak, onun vazifesindeki acâibin ve icraatındaki garâibin yüzde birini ihâta edip seyrine doyamayız. Şimdi gel, asır be asır geri gidelim ve herbir asır onun asrından nasıl feyiz alarak yeşermiş, görelim.

Evet, görüyoruz ki, o asra doğru geri giderken üzerinden geçtiğimiz her asır, o Saadet Asrının güneşiyle çiçeklerini açmış ve herbir asır, Ebu Hanife, Şafiî, Bayezid-i Bistamî, Cüneyd-i Bağdadî, Şeyh Abdülkadir-i Geylânî, İmam-ı Gazalî, Muhyiddin ibni Arabî, Ebu Hasen-i Şazelî, Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Rabbanî gibi binlerce nurlu meyveyi, o nuranî zâtın feyz-i hidayetiyle vermiş.

Şimdi, bu seyahatimizde gördüklerimizin tafsilâtını başka zamana bırakıp bu mucizeli nuranî zâta, yani seyyidimiz olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma bir salât ü selâm getirelim.

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى هٰذَا الذَّاتِ النُّورَانِىِّ الَّذِى اُنْزِلَ عَلَيْهِ الْقُرْاٰنُ اْلحَكِيمُ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ مِنَ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ اَعْنِى سَيِّدَنَا مُحَمَّدً اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَاَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ بِعَدَدِ حَسَنَاتِ اُمَّتِهِ.
عَلٰى مَنْ بَشَّرَ بِرِسَالَتِهِ التَّوْرَاةُ وَاْلاِنْجِيلُ وَالزَّبوُرُ وَبَشَّرَ بِنُبُوَّتِهِ اْلاِرْهَاصَاتُ وَهَوَاتِفُ الْجِنِّ وَاَوْلِيَاءُ اْلاِنْسِ وَكَوَاهِنُ الْبَشَرِ وَانْشَقَّ بِاِشَارَتِهِ الْقَمَرُ.. سَيِّدِنَا وَمْوْلاٰنَا مُحَمَّدٍ اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَاَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ بِعَدَدِ اَنْفَاسِ اُمَّتِهِ.
عَلٰى مَنْ جَاءَتْ لِدَعْوَتِهِ الشَّجَرُ، وَنَزَلَ سُرْعَةً بِدُعَائِهِ الْمَطَرُ، وَاَظَلَّتْهُ الْغَمَامَةُ مِنَ الْحَرِّ، وَشَبِعَ مِنْ صَاعٍ مِنْ طَعَامِهِ مِاٰتٌ مِنَ الْبَشَرِ، وَنَبَعَ الْمَاۤءُ مِنْ بَيْنِ اَصَابِعِهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ كَالْكَوْثَرِ وَسَبَّحَ فِى كَفَّيْهِ اْلحَصَاةُ وَالْمَدَرُ، وَاَنْطَقَ اللهُ لَهُ الضَّبَّ وَالظَّبْىَ وَالذِّئْبَ وَالْجِذْعَ وَالذِّرَاعَ وَالْجَمَلَ وَالْجَبَلَ وَالْحَجَرَ وَالشَّجَرَ صَاحِبِ الْمِعْرَاجِ وَمَا زَاغَ الْبَصَرُ... سَيِّدِنَا وَمَوْلاَنَا وَشَفِيعِنَا مُحَمَّدٍ اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَاَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ بِعَدَدِ كُلِّ الْحُرُوفِ الْمُتَشَكِّلَةِ فِى اْلكَلِمَاتِ الْمُتَمَثِّلَةِ بِاِذْنِ الرَّحْمٰنِ فِى مَرَايَا تَمَوُّجَاتِ الْهَوَاۤءِ عِنْدَ قِرَاۤءَةِ كُلِّ كَلِمَةٍ مِنَ الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ قَارِئٍ مِنْ اَوَّلِ النُّزُولِ اِلٰى اٰخِرِ الزَّماَنِ وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا يَاۤ اِلٰهَنَا بِكُلِّ صَلاَةٍ مِنْهَا اٰمِينَ اٰمِينَ اٰمِينَ.

Allahım! Salât ve selâm et o nuranî zâta ki, Rahmânü'r-Rahîmden, Arş-ı Âzamdan gelen Kur’ân-ı Hakîmin ona inmiştir.

Evet, o zat ki, seyyidimiz Muhammed’dir; ona, ümmetinin hasenatı kadar, milyonlarca salât ve selâm olsun.

Risaleti Tevrat, İncil ve Zebur ile suhuflarda müjdelenen; nübüvveti irhâsâtla, cinlerin hâtifleriyle, insanlık âleminin evliyalarıyla, beşerin kâhinleriyle müjdelenen; bir işaretiyle Ay parçalanan efendimiz ve mevlâmız Muhammed'e, ümmetinin nefesleri kadar, milyonlarca salât ve selâm olsun.

Davetine ağaçların koşup geldiği, duâsıyla yağmurun hemen iniverdiği, sıcaktan korumak için bulutların ona gölge yaptığı, bir ölçek taamıyla yüzlerce insanın doyduğu, parmaklarının arasından üç defa kevser gibi suların çağladığı, onun hürmetine Allah’ın, kertenkeleyi, ceylânı, kurdu, ağaç kütüğünü, zehirli keçinin kolunu, deveyi, dağı, taşı, toprağı ve ağacı konuşturduğu, Miracın sahibi ve gözünün asla şaşmadığı o mucize-i kübrâda ruyetullaha mazhar olan Efendimiz ve Şefîimiz Muhammed’e, Kur’ân’ın bidâyet-i nüzulünden zamanın nihayetine kadar onu okuyan herbir okuyucunun okuduğu herbir kelimenin temevvücât-ı havâiye aynalarında Rahmân’ın izniyle temessül eden bütün kelimelerinin bütün harfleri kadar, milyonlarca salât ve selâm olsun.

Bütün bu salâvatlardan herbiri hürmetine bizi mağfiret et, ey İlâhımız, bize merhamet et. Âmin. Âmin. Âmin.

[TERCÜME: ÜMİT ŞİMŞEK]

2 yorum:

Bir Halil dedi ki...

Gidişâta bakarak altı günde bir yeni bölüm bulabileceğimizi ummuştuk?

şeyda nur dedi ki...

s.a. haddim olmayarak yazıyorum ama mesnevi i nuriye 10 diye geçen bölümünüzde 12.reşha yazıyor 12.reşha diye yazdığınız 11.reşhanın devamı oluyor.13. reşha ise 12. reşha oluor.ayrıca 13.reşha yok.12ye kadar var. selametle..