SON EKLENENLER
latest

5 Ocak 2022 Çarşamba

Görüp de inkâr edenler | İman edip de görmeyenler

 

İnkâr edenler görmedi mi: Gökler ve yer bitişik iken Biz onları birbirinden ayırdık.

Enbiyâ Sûresi, 21:30


Kur'ân'ın yüzyıllar sonrasına hitap ettiği en ziyade aşikâr olan ifadelerinden biri de bu âyetin şu cümlesidir. Zira zamanımızın bilgilerinden yoksun bir şekilde yapılacak açıklamalar, burada tasvir edilen manzarayı izah etmekte o kadar başarılı olamamaktadır.

“Birbirine bitişik gökler ve yer” düşüncesi bugün bize yabancı gelmiyor. Fakat yirminci yüzyıla gelinceye kadar böyle bir kavramın zihinlerden geçme şansının bulunmadığını unutmayalım. Hele Kur’ân’ın indiği çağda bir beşerin elinde bir kitapla ortaya çıkıp da “Ey insanlar, bu gördüğünüz gökler ile yer birbirine bitişikti; sonra Allah onları ayırdı” şeklinde bir hitapta bulunabileceğini tasavvur etmek mümkün değildir.

Ancak, akıllara gelmeyen şey vukua gelmiş ve Âhirzaman Peygamberinin getirdiği kitapta aynen böyle bir kâinat tasviri yer almıştır.

Derken yüzyıllar geçmiş, sonra yüzyıllar bin yılı aşmış; nihayet bilim dünyası, elde ettiği verilere ve yaptığı hesaplara bakarak, bu kâinatın geçmişte birbirine bitişik, kaynaşık, tekdüze bir varlık olduğu, sonra galaksilere, yıldızlara, gezegenlere ayrıldığı sonucuna varmıştır. Bugün gerek teorik çalışmalar, gerekse optik ve radyo teleskoplar ile uzaya gönderilen gözlem araçları gibi teknolojik imkânlar vasıtasıyla erişilen bilgiler, bilim dünyasını birkaç noktada kesin sonuçlara ulaştırmıştır:

- Bu kâinat sonradan var olmuştur; onun bir başlangıcı vardır. Bu hakikatin kâinattaki genişleme, entropi, radyoaktif bozulma, kâinattaki element dağılımı gibi birçok açık ve kesin kanıtı bulunmaktadır.

- Yıldızların ve gezegenlerin nasıl yaratıldığı da artık bilinmektedir. Gökyüzünün çeşitli köşelerinde, yıldız yaratılışının çeşitli aşamalarını temsil eden gaz ve toz bulutları (bulutsu, nebula), bu konuda son derece önemli birer bilgi kaynağıdır.

- Kâinatın ilk yaratılış aşamalarından kalan yankılanmalar, uzayın her tarafından gelen “kozmik fon radyasyonu” şeklinde tespit edilmiş bulunuyor. 1989 yılında COBE uydusunun topladığı verilerle çıkarılan radyasyon haritası ise, adeta kâinatın bebeklik çağında çekilmiş bir fotoğraf gibi, galaksilerin yaratılmaya başladığı dönemdeki manzarayı gözlerimizin önüne seriyor. Burada, kâinatı teşkil eden maddenin yer yer kümeleşmeye başladığı görülüyor. Bilim adamları buna “yaratılışın resmi,” “Tanrının el yazısı” gibi isimler yakıştırıyorlar.

Böylece, Samanyolu içinden teleskoplarımıza yansıyan rengârenk bulutsularda Güneş Sistemi benzeri yıldız ve gezegenlerin yaratılışını izlediğimiz gibi, tüm uzayın fon radyasyonu haritasında da bu yaratılışı çok daha geniş bir çapta gözleyebiliyoruz. Her ikisinde de okunan, bizim dünyamızın geçmişinden başka birşey değildir. Bundan çıkan sonuç:

Dünyanın yaratılışına dönecek olursak, bizi uzayda büyük bir bulutsu karşılar. Burada güneş, gezegenler, aylar, asteroidler bir aradadır. Yüz milyonlarca yıl süren yoğurulmalar sırasında bunlar birbirinden ayrılır; o koca bulutsu, ortada bir güneş ile onu çevreleyen gezegenlerden meydana gelen bir sisteme dönüşür.

Tüm göklerin yaratılışı da böyledir. Onların da geçmişi, bir arada, birbiriyle kaynaşmış haldedir. Sonra, “Ol” emriyle birlikte o hamurdan yıldızlar açılır, galaksiler parlamaya başlar.

Kur’ân’ın bu durumu “İnkâr edenler görmedi mi?” şeklindeki bir sunuşla hatırlatması, iki yönden ilgi çekicidir.

Birincisi: Âyet, kesin olarak görülecek bir manzaradan haber vermektedir. Tıpkı kıyamet gününün hadiselerinden geçmiş zaman kipiyle söz edişi gibi, bu istikbal olayından da aynı şekilde söz etmiş, böylece, geçmiş ve gelecek tüm zamanları kuşatan bir ezelî bakış açısından bize hitap ettiğini bir kere daha göstermiştir.

İkincisi: Bu âyette biz mü’minlere bir serzenişin bulunduğunu da fark etmemiz gerekiyor. Zira göklerin ve yerin bitişik iken ayrıldığını görmek, maalesef, Kur’ân’ı okuyanlara değil de, inkâr ehline nasip olmuştur. Bu ve benzeri âyetleriyle Kur’ân dikkatlerimizi kâinata yöneltip durduğu halde, biz bu konulardan uzaklaşmaya devam ediyoruz.

Kur’ân, apaçık bir şekilde zamanımıza hitap ederek, “İnkâr edenler görmedi mi?” diye soruyor.

Onlar görüyor; yine de inkârlarında diretip duruyorlar.

Biz ise iman ediyoruz. Fakat görmemekte diretiyoruz.

--ÜMİT ŞİMŞEK

« SONRAKİ
ÖNCEKİ »

Facebook Comments APPID