SON EKLENENLER
latest

Güncel

Güncel

468x60

randomposts3

NOT DEFTERİ

Not defteri/block-7

HAYATIN İÇİNDEN

Hayatın içinden/block-1

Kur'an Buluşmaları

Kur'an Buluşmaları/block-4/

Kur'an

Kur'an/block-2

Sünnet

Hadis-Sünnet/block-2

Tefekkür

Tefekkür/block-3

Kültür-Sanat

Kültür-Sanat/block-7

BASINDA

Basın/block-8

KİTAPLARDAN

Kitaplar/block-9

YAZI TEKNİKLERİ

Yazı teknikleri/block-8

DOĞRU YAZALIM

Doğru yazıp doğru konuşalım/block-9

SON YAZILAR

28 Kasım 2022 Pazartesi

Göklerin ve yerin melekutunu İbrahim aleyhisselam gibi okumak


  
En'am sûresinin 75. âyetini okuduğumuz 370. Kur'an Buluşmasının özeti ve video kaydı
   

UTESAV’ın Kur’an Buluşmalarında geçtiğimiz haftanın konusu yine İbrahim aleyhisselâm idi. Bu defa okuduğumuz En’âm sûresinin şu mealdeki 75. âyeti, bizi “melekût” ve “yakîn” kavramlarıyla tanıştırıyor ve İbrahim aleyhisselâm gibi kesin bir imana sahip olmanın yolunu gösteriyordu:

Kesin bir imana erişmesi için, İbrahim’e Biz böylece göklerin ve yerin melekûtunu  gösterdik.

Allah’ın bütün kâinatı kuşatan mutlak egemenliğini ifade eden “melekût” kavramı üzerinde durarak Kur’ân’ın bu kavramı hangi anlamda kullandığını gördükten sonra, böyle bir imanı elde etmenin yolu ve İbrahim aleyhisselâmın bizim için örnek alınacak bir nümune teşkil edişi üzerinde durduk ve anahatlarıyla şu tesbitleri yaptık:

·

         Göklerde ve yerde, insanlara kesin bir imana ulaşmanın yolunu gösterecek deliller fazlasıyla mevcuttur ve her an herkesin gözleri önünde sergilenmektedir. Kur’ân’ın âyetleri, göklerin ve yerin âyetlerine de atıfta bulunarak insanları kâinatın bütün varlıklarıyla birlikte muhteşem bir hükümranlığa tâbi olarak yaratılıp yaşatıldığını ilân eden bu âyetleri okumaya çağırmaktadır.

·         İnsanların çoğunluğunun bu âyetleri okumaktan geri kalması, âyetlerin zayıflığından değil, insanların inkârı veya gafleti sebebiyledir ve bunun sorumluluğu da kendilerine aittir.

·         İbrahim aleyhisselâm ise, kâinatı ve hayatı okumak, tefekkür etmek, onların anlamlarını çözmek, İlâhî hakikatlere şahitliklerini anlamak gibi hususlarda Allah’ın kendisine verdiği beşerî kabiliyetleri yerli yerince kullanmak suretiyle bütün beşeriyete örnek teşkil etmiş ve aynı zamanda Allah’ın rahmetini celb ederek daha nice İlâhî ikramlara mazhar olmasını sonuç vermiştir. Doğru yolu gösterecek ve ona iletecek olan, hiç şüphesiz, Allah’tır. Ancak kulun bunu niyet ve çabasıyla hak ettiğini göstermesi gerekir.

·         Makbul olan iman, kesin olan, yakîn derecesinde imandır. Zaten Allah’ın varlığı, kâinatın varlığı kadar kesin bir gerçek olarak karşımızdadır. Bütün varlıklar, düzenli ve hikmetli yaratılış ve yaşayışlarıyla, kendilerini sonsuz ilim, hikmet, irade ve kudret sahibi bir Yaratıcıya şahitlik ederler ki, kendi maddî ve manevî varlığımız da bu şahitlerin içinde, hattâ en başındadır. “Yaratan bilmez mi?” (Mülk, 67:14) hükmünce, Allah’a kesin olarak iman etmek, Onun bildirdiklerine de aynı kesinlikle iman etmek demektir. İman ile ilgili herhangi bir konuda tereddüt söz konusu ise mutlaka bu konu samimî ve ciddî bir şekilde araştırılarak sonuca bağlanmalıdır.

·         Kur’ân-ı Kerim İbrahim aleyhisselâmı nümune-i imtisal olarak göstermiş olması, beraberinde bir yükümlülük de getirir. Bu, İbrahim aleyhisselâmı tanıma yükümlülüğüdür. Lâkin onu tanımak, onun hakkında biyografik bilgiler edinmekten çok daha başka birşeydir. Zaten Kur’ân da onun biyografisi üzerinde durmaz, onu örnek insan yapan özelliklerini bize tanıtır. Kur’ân’ın hangi âyetinde onun ismini görsek, orada bizim kendi nefsimize çıkarmamız gereken bir ders ve bizi Allah’ın dostluğuna ulaştıracak bir iz vardır. O izi takip etmek bir hayat gayesi olmalıdır.

·         Kur’ân bize örnek gösterdiğine göre, bu örneği takip edebilmek için İbrahim aleyhisselâmı iyi tanımak gerekir. Fakat bu konuda bize fayda vermeyecek bilginin değil, bize yarayacak ve yol gösterecek olan bilginin peşine düşmek gerekir. Bunun başta gelen şartı da Kur’ân ile sahih hadislerin dışına çıkmamaktır.

En’âm sûresinin 75. âyetini okuduğumuz 370. Kur’an Buluşmasına ait video kaydını buradan izleyebilirsiniz:

  

Kur’an Buluşmaları Cumartesi sabahları MÜSİAD’ın Çobançeşme’deki genel merkezinde gerçekleşiyor. Buluşmalar, sabah namazını takiben 7:00-7:30 arasında simit, peynir ve çaydan meydana gelen kahvaltı ikramından sonra 7:40-8:40 arasında sunum ve 8:30-9:00 arasında soru-cevap şeklinde cereyan ediyor ve canlı olarak https://www.youtube.com/erdemlihayat adresinden yayınlanıyor.

26 Kasım 2022 Cumartesi

Meslektaşım ve oda arkadaşım Raşit Hoca (v. 22 Kasım 2022)

    
İSMAİL LÜTFİ ÇAKAN

Yapmakta olduğum bir kitap çalışması dolayısıyla Abdülkays Elçileri ile ilgili hadis-i şerifleri mütalaa ederken aldım vefat haberini Raşit Hoca’nın. Hicri 8. Yılda Bahreyn taraflarından Müslüman olup İslâm hakkında bilgi almak ve o bilgiyi hem yaşayıp hem de çevrelerindeki insanlara ulaştırmak maksadıyla kendi istekleriyle Medine’ye gelen bu heyet içinde, bu yolculuktan sonra Eşeccü Abdilkays diye ünlenecek asıl adı el-Münzir olan sahâbî de vardı. Heyettekiler Medine’ye ulaşınca doğruca Hz. Peygamber’e koştular. Eşecc ise, hayvanların yanında kaldı, eşyalarını derleyip toparladı devesini bağladı. Güzel ve temiz elbiselerini giydi. Daha sonra Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna çıktı. Efendimiz onu yanına oturttu. Tanışma ve niyet beyanı konuşmalarından sonra Hz. Peygamber bu zâta “Sende Allah’ın sevdiği iki haslet, özellik ve güzellik var: Hilim ve Enât” buyurdu. Hilim, akıl, vakar ve sabır; Enât ise, sükûnet ve teennî ile hareket etmek, acelesizlik, sekinet demekti.

Benim kendisine hitap cümlem olan “Raşit Hoca”nın vefat haberi üzerine, yıllarca oda arkadaşlığı ve mesâi birlikteliği sonucunda hakkında edindiğim intibaya tam denk düşen bu hadis-i şerifi, bir yerde söz düşerse söylemek üzere hemen bir kağıda kaydettim. Bana söz düşmedi ama tabutu başında tezkiye konuşması yapan önceki Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Bey, ilim ilavesiyle aynı hadis-i şerifi hatırlatarak söze başladı. İçimden “Raşit hoca”yı tanıyan kim olsa, hadisten haberi olmasa bile aynı sözleri söyler; ilim, vakar ve teenni kelimeleri ile hocayı anar ve gerçeği dile getirmiş olurdu” diye geçirdim.

On yılı aşkın oda arkadaşlığı süresince bir kez olsun acele edip telaşla koştuğunu, sesini yükseltip bağırdığını, herhangi biri hakkında –başkalarından naklettiği sözler dışında- hakaret anlamına gelecek cümleler kullandığını hatırlamıyorum. İslâm ve ümmet-i Muhammed hakkında fevkalâde duyarlı, bilinçli ve dinamik bir iman hassasiyetine sahip olmasına rağmen tepkilerinde de aynı hassasiyete sahip çıkar, aşırıya kaçacak bir söz söylemez ve tavır göstermezdi. Hep aynı vakar içinde kalırdı. İtiraf etmeliyim ki kendisiyle ayrıştığım belki en belli başlı nokta bu idi.

Yaptığı bir iyilikten ya da farklı halden bahsetmek zorunda kaldığında “söylemesi ayıp” diye söze başlama âdetini, “Raşit Hoca”ya ait bir edep olarak hatırlamaktayım.

Hoca bildiğim kadarıyla aileden zengin biri değildi. Resmi veya özel herhangi bir kurum veya kuruluşa ortaklığı, senedi sepeti de yoktu. Maaşı yegâne gelir kaynağı idi. Fakat çevresindekileri ve tanıdığı servet ü sâman sahiplerini teşvik etmek suretiyle vesile olduğu hayır-hasenât müessese ve teşkilatları açısından fevkalâde zengin biriydi. Bu açıdan mal sahibi birçok zenginden çok çok daha zengindi. Raşit hocaya “yaptırdıklarıyla zengin” demek yerinde bir tespit olur. Yaptıklarının sayım ve dökümünü kirâmen kâtibinin kayıtlarına havale etmek en isabetli yoldur.

İlmî, fikri, idari, ticari ve siyasi çevreler ve faaliyetlerle hep bilgili, bilinçli ve etkili bir hoca ve yönlendirici olarak birlikte olmuş ve fitneyi uyandırmadan hakka ve halka hizmet etme başarısını göstermiştir. Gösterişe ve reklama kesinlikle kaçmadan resmi görevine ek olarak sosyal, bilimsel ve kurumsal faaliyetlerini sürdürmüş ve bu yönüyle akademi dünyasının dışında ve fakat hayatın içinde olmayı başarmıştır.

Öyle sanıyorum ki, 1982 ihtilalinden sonra onu Erzurum’da içeri alıp sorgulayan sonra da İstanbul’a sürgün eden dönemin idarecileri, hocanın İstanbul’da vereceği hizmetleri hayal edebilmiş; “cezalandırma diye uygulamaya konulan işlemlerde büyük ikramların saklı olabileceği” gerçeğini sezebilmiş olsalardı, kesinlikle böyle bir işlemi yapmazlar, hocayı İstanbul’a kendi iradeleriyle göndermezlerdi. Ne demiş koca Erzurumlu; “Hak şerleri hayr eyler, Neylerse güzel eyler.”

“Raşit Hoca”nın İstanbul’daki hayatında gözlemlediğim iki temel tavrı; Peygamberlerin iki ortak sünneti olan “İnananlara kol-kanat germek ve inançlı (muvahhid) nesiller yetiştirmek” eylemine gücü ölçüsünde sahip çıkmak diye tanımlayabilirim. Bunu yaparken de Kitap ve Sünnet’ten başka bir ölçü tanımamak ve ne pahasına olursa olsun din kardeşliğini öncelemeye özen göstermek, onun yakınlarına, meslektaşlarına ve dostlarına örnek gösterilecek karakteristik temel mirasıdır, diye düşünüyorum.

Yetîm-i akrân, yetîm-i ahbâb ve yetîm-i ashâb’tan biri olarak Raşit Hoca’dan şikâyetçi olduğum bir konuyu da zikretmeden geçemeyeceğim. Özellikle Riyazu’s-sâlihin Tercüme Şerhi üzerinde çalışırken bir araya geldiğimiz anlarda cep telefonunun çalmadığı; akıl danışan, medeni, ailevi, ticari, siyasi ve dini bir konuda kendisiyle istişare etmek isteyen bir arayanın olmadığı on dakikalık bir zaman bulamazdık. O günlerde cep telefonu olmayan M. Yaşar Kandemir hoca ve bendeniz çareyi hocaya telefonunu kapattırmakta bulmuştuk.

Taziye maksadıyla arayan bir meslektaş telefonda; “Hocam, öyle insanlar vardır, geriden büyük bilinir. Yakınlaşıp tanıdıkça küçülür. Öyleleri de vardır ki tanıdıkça büyür. Raşit hoca, biz Ankara’da kendisini tanıdıkça gözümüzde büyüdü” dedi. Ben de kendisine “Raşit Hoca’nın soyadı Küçük’tü” dedim, Meslektaşım cümleyi, “Evet, soyadı küçük, kendi büyük hocaydı” diye tamamladı.

Benim de artık söyleyecek bir şeyim kalmadı. Raşit Hoca, Allah sana gani gani rahmet eylesin. Bizleri cennetü’l-firdevs’inde buluştursun.

(26 Kasım 2022)



25 Kasım 2022 Cuma

Kur'an Buluşmalarında İbrahim aleyhisselâm ve melekût



Önemli not: Kış döneminde sabah namazı da Buluşma zamanına denk geldiği için, Kur’an Buluşmaları bir müddet 7:40’ta başlayacaktır.

 

UTESAV’ın Kur’an Buluşmalarında bu hafta Hz. İbrahim aleyhisselâm ile ilgili âyetleri okumaya devam ediyoruz.

26 Kasım Cumartesi sabahı MÜSİAD Genel Merkezinde gerçekleşecek ve YouTube üzerinden canlı olarak yayınlanacak olan programda “melekût” ve “yakîn” kavramları üzerinde de durulacak.

Buluşmada En’am sûresinin şu mealdeki 75. âyetini okuyacağız:

Kesin bir imana erişmesi için, İbrahim’e Biz böylece göklerin ve yerin melekûtunu  gösterdik.

Kur’an Buluşmaları Cumartesi sabahları MÜSİAD’ın Çobançeşme’deki genel merkezinde gerçekleşiyor. Buluşmalar, sabah namazını takiben 7:00-7:30 arasında simit, peynir ve çaydan meydana gelen kahvaltı ikramından sonra 7:40-8:40 arasında sunum ve 8:30-9:00 arasında soru-cevap şeklinde cereyan ediyor ve canlı olarak https://www.youtube.com/erdemlihayat adresinden yayınlanıyor.

22 Kasım 2022 Salı

İbrahim aleyhisselâmdan bütün zamanlara tevhid dersleri

   

En'am sûresinin 74. âyetini okuduğumuz 369. Kur'an Buluşmasının özeti ve video kaydı

    

Kur’an Buluşmalarının 369. bölümünde, İbrahim aleyhisselâmın Tevhid mücadelesini ve bu mücadelede kullandığı delil ve yöntemleri ele alan âyet kümesinin ilk âyetini okuduk.

UTESAV organizasyonuyla gerçekleşen Buluşmada okuduğumuz En’am sûresinin 74. âyeti şu mealde idi:

Bir zaman İbrahim babası Âzer’e “Sen gerçekten putları tanrı mı ediniyorsun?” demişti. “Ben seni de, kavmini de düpedüz sapıklıkta görüyorum.”

Bir peygamberin müşrik babası ile olan tartışması, birçok yönlerden dersler ve hikmetler içeren bir bahis teşkil ediyordu. Ve bu dersler, zamanımızın şartları altında düşünüldüğünde, bizi de hatâlardan koruyacak ve en doğru yola yönlendirecek ilkeleri bize öğretiyordu.

Konuyla ilgili diğer âyet ve hadislerin ışığında yaptığımız değerlendirmeleri şu noktalarda özetledik:

  • ·         Uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderilen peygamberlerin tebliğlerine en yakınlarından başladıkları görülüyor. Peygamberimize de bu emredilmişti.
  • ·         İbrahim aleyhisselâm da kavminin içinde bulunduğu dalâlet karşısında sakındırma görevine en yakınından başlamış, bu görevini yerine getirirken son derece saygılı ve şefkatli bir dil kullanmış, ama hem mesajını net bir şekilde verirken hem de kendi duruşuğunu açıkça belli etmiştir.
  • ·         Ancak bütün gayretlerine rağmen kavminin İbrahim aleyhisselâma kulak vermediğini, bununla da kalmayıp ona açıkça düşmanlık ettiğini Kur’ân’ın beyanlarından anlıyoruz. Bütün bunlara rağmen İbrahim aleyhisselâm tebliğinden ve kavmine karşı hakikati çeşitli şekillerde açıklamaktan geri durmamıştır. Bu arada onun dilinin de gerek babasına, gerek kavmine karşı daha keskinleştiğini, ama hiçbir zaman hakaret, sövüp sayma, bağırıp çağırma şeklinde ciddiyetten uzak bir tavra bürünmediğini görüyoruz:
  • ·         Bu arada İbrahim aleyhisselâmın durumunu son derece zorlaştıran bir gerçek söz konusuydu: Kavmi gibi babasının da inkârda direttiği ve iman etmeyeceği artık belli olmuştu. Allah Tealâ ise Kendisine şirk koşan ve müşrik olarak ölen kimseleri bağışlamayacağını açıkça bildirmiş olduğu için, bu durumun, son derece şefkatli ve halim-selim bir yaratılışta olan İbrahim aleyhisselâmı fevkalâde üzdüğünde şüphe yoktu. Ancak Allah Teâlânın kanunu kesindi ve peygamber babası, evlâdı veya akrabası da olsa hiç kimseyi bu kanundan müstesna tutmayacağını Kur’an-ı Kerim en büyük peygamberlerinin üzerinden bütün insanlığa ders veriyordu.

19 Kasım Cumartesi sabahı gerçekleşen 369. Kur’an Buluşmasına ait video kaydını buradan izleyebilirsiniz:

 

Kur’an Buluşmaları Cumartesi sabahları MÜSİAD’ın Çobançeşme’deki genel merkezinde gerçekleşiyor. Buluşmalar, sabah namazını takiben 7:00-7:30 arasında simit, peynir ve çaydan meydana gelen kahvaltı ikramından sonra 7:30-8:30 arasında sunum ve 8:30-9:00 arasında soru-cevap şeklinde cereyan ediyor ve canlı olarak https://www.youtube.com/erdemlihayat adresinden yayınlanıyor.

15 Kasım 2022 Salı

Hastalar Risalesi ilacım oldu

   
   

MUSTAFA ÇALIŞAN

 

ŞİMDİ anlatacaklarım, benim kısa ama uzun hikayemin mütemmim cüzüdür.

Hayatımın son yıllarında önemli denebilecek hastalıklara muhatap oldum. Halen tedavi sürecinde olduğum parkinsonizm ile tanıştım. Sahip olduğumu sandığım nimetler elimden gidince bazı şeyleri daha iyi idrak etmeye başladım. Bunlardan en önemlisi konuşma kabiliyetimi yitirmemdi.

Kendimde en çok güvendiğim, hatta gurur duyduğum beceriydi güzel konuşmak. Bu konuda dersler ve eğitimler verirdim. Mikrofonu elime alınca adeta bülbül gibi şakırdım. Her zeminde ve mecliste çok rahatlıkla konuştum. Bilenler bilir, bir çok toplantının sunumunu ve yönetimini yaptım ve bu sahada hep takdir topladım, tebrikler aldım, aranan isim oldum.

Ne zaman ki bu hastalıkla imtihan olmaya başladım, işte o zaman benim olmayan şeylerin sahibi gibi davranmanın kaç bucak olduğunu anladım! Sahibim olan Yaratıcı bana adeta ders verdi; “Ey insan, sen kendine malik değilsin” dedi.

Ve o güzelim sesim soluğum, konuşmam gitti!

Ve hamd olsun ki aklım başıma geldi.

Dahası da var.

Bir zamanlar merdivenleri ikişer üçer çıkan, gece gündüz koşan ve koşturan bir adamken, muhatap olduğum bu hastalıkla neredeyse yürüyemez hale geldim. Yine Yaradanıma döndüm ve nihayetsiz şükrettim aklımı yeniden başıma toplama imkânı verdiği için..

Kendime bir çare ve rehber aramaya başladığımda, sağlığımda olduğu gibi, hastalığımda da imdadıma üstadım Bediüzzaman'ın Hastalar Risalesi yetişti. Bu risale öyle muhteşem bir eser ki, Üstad Hazretleri sadece Hastalar Risalesini yazsa idi yine de onun Bediüzzaman olmasına yeterdi.

Aman ya Rabbi! Bu ne büyük hazine, ne müthiş bir reçete, o ne harika bir eser ki, tüm dertlere derman oluyor!

Yıl 1995, bundan 25 sene öncesi, Cerrahpaşa Üniversitesinin unutulmaz psikiyatri hocalarından Prof. Dr. Ayhan Songar merhumla çok iyi diyaloğumuz vardı. Kendisi merhum Bekir Berk ağabeyin yakın dostu ve arkadaşıydı.

Geceleri geç vakte kadar Laleli’deki muayenehanesinde hastalarla meşguldü.

Bir ziyaretimde masasının çekmecesinde çokça Hastalar Risalesi gördüm. Sordum, “Hocam bunlar nedir?” diye.

“Bunları ben reçete olarak veriyorum bazı hastalarıma,” dedi. “Özellikle çaresiz kalanlara ilaç yerine bunları veriyorum. Ve çok olumlu neticesini aldım.”

Evet, Hastalar Risalesi tam da bana göre imiş. Bu gerçeği 25 sene sonrasında ancak anlayabildim: ancak başıma bu sıkıntılar gelince.

Üstad Hazretleri bu eseri 90 yıl öncesinde 1930’da telif etmiş. Ama ben iddia ediyorum ki, Hastalar Risalesi kadar hiçbir eser insana hastalığı böylesine sevdirmez! O incecik kitaptan aldığım kocaman derse binaen hastalık hakkındaki düşüncelerimi özetle şöyle beyan edebilirim:

HASTALIK, insan ruhu için bir büyük şifadır. Dertlere dermandır. Rahmettir.

Eğitimdir. Arınmadır. Sabırdır. Şükürdür. Dikkatle bakan için nimettir.

Anlamadır. Algıdır. Bulmadır. Buluşmadır. Temizlenmedir. Hakikati bulma çabasıdır.

Ölümü idraktir. Ölümle yüzleşebilmek, onu sevimli görebilmektir.

Sabır ve tahammüldür. Şikayet sarmalından çıkmaktır.

Gurur ve kibri, gafleti, enaniyeti, benliği sıfırlama şansıdır.

Cüz’i iradeden külli iradeye yol almaktır.

“Bu da geçer ya Hu!” diyebilmek ve hastalığın yüzüne gülebilmektir.

“Neden ben? Ben bunu hak etmedim” duygusunu SABIR ve ŞÜKÜR anahtarı ile yenerek ruhumuzu manevi detoks ve arınma yolunda günahlardan temizlenme fırsatıdır.

Milyarlara hükmeden, ya da onlarca otomobili olup da bunu kullanamayan, bir tansiyona hükmedemeyen acizlerin, kudreti ve zenginliği yüceler yücesi Yaratıcı’da bulma haritasıdır.

İşte bu sebeplerle ben hastalığımdan razıyım. Tıpkı sağlığımda olduğu gibi hastalığımda da beni nimetlerine boğan, açık bir zihin, halen çalışan bir hafıza, kendi ihtiyacımı görebilme dirayeti, çoluk çocuğuma da sıhhat ve afiyet veren Rabbimden razıyım. Bunları neden anlatıyorsun diyeceksiniz. İsterdim ki Rabbimin nimetlerini fark etmek için bu kadar gecikmemiş olayım. Belki sizler de kendi hayatınıza dönüp bakar, nelerden razı olduğunuzu bir kez daha gözden geçirmek ihtiyacı duyarsınız…

***

Mustafa Çalışan'ın bundan önceki yazısı: 

13 Kasım 2022 Pazar

Hayatın en büyük gerçeğiyle bir yüzleşme




Bizi hayatın en önemli gerçeği ile yüzleştiren âyetlerden biri daha 368. Kur’an Buluşmasının gündemindeydi.

UTESAV organizasyonuyla 12 Kasım Cumartesi sabahı gerçekleşen Buluşmada, En’âm sûresinin şu mealdeki 73. âyetini okuduk:

Gökleri ve yeri hak ile yaratan Odur. O “Ol” dediği gün herşey olur. Onun sözü haktır. Sûrun üflendiği gün de egemenlik Onundur. O görüneni de, görünmeyeni de bilendir. O Hakîm ve Habîr’dir.

Günlük hayatın koşuşturmaları arasında pek seyrek olarak hatırımıza gelen, ancak uzak olmayan bir gelecekte her birimizin adım atacağı âhiret âlemi, bu âyetleri okurken gözlerimizin önünde âdeta canlanıverdi.

Konuyla ilgili olan diğer âyetlerle beraber okuduğumuzda, bu âyetin her bir cümlesi bir başka âlemin kapısını açıyor ve imanlarımızı tazelendiriyordu.

Konuyla ilgili olarak yaptığımız incelemeler bizi özetle şu tesbitlere ulaştırdı:

Kâinatın ve içindekilerin yaratılış ve yaşayışları, hepsinin de sonsuz bir kudret ve hikmetle yaratılmakta olduklarını gösteriyor.

Sonsuzun karşısında ise herşey eşittir; büyük-küçük, kolay-zor söz konusu olmaz. Allah Teâlâ için bir şeyi yaratmak da, bütün âlemleri yaratmak da sadece onun yaratılışını dilemek kadar kolaydır. Kur’ân-ı Kerim bu kolaylığı “göz açıp kapamak, ol demek” gibi ifadelerle belirtmiştir:

Gayb ve şehadet âlemlerini herşeyiyle bilmesi, Onun ilminden hiçbir şeyin gizli kalmaması anlamını taşır. Diğer sıfatları gibi Allah’ın ilim sıfatı da sonsuz olduğu için, büyük-küçük, gizli-açık, olmuş-olacak hiçbir şeyin Ondan gizli kalamayacağı açıktır.

Ancak bizim bu konudaki bilgimiz, bir ansiklopedik bilgi gibi kitap raflarında saklanacak bir bilgi değildir. En gizli hallerimizin dahi Onun ilmi dahilinde cereyan ettiğini bilmek başka, bu bilginin şuurunda olarak yaşamak başka şeylerdir. Kur’ân-ı Kerim, diğer iman konuları gibi bu konuyu da tekrar tekrar ve çeşitli yönlerden dikkatimizi sunmak suretiyle, onu dikkatle okuyanlarda işte böyle bir şuuru bizde yerleştiriyor.

Sûr ile ilgili olarak âyet ve hadislerde fazla ayrıntı olmayışının sebebi, bizim için gerekli olan bilgilerin bu ayrıntılarda olmayışıdır. Ne kadar tasvir de edilse, benzeri olmadığı için bu tasvirler bizim için çok fazla anlam taşımayacağı gibi, konunun en hayatî yönlerinden dikkatlerimizi uzaklaştıracağında da şüphe yoktur. Bu konudaki âyetleri ve sahih rivayetleri okurken dikkatimizi yoğunlaştırmamız gereken şey, o günü mutlaka yaşayacak olmamız ve o gün için her an hazırlıklı bulunmak olacaktır. Ayrıntıların bu hedeften bizi uzaklaştırmasına müsaade etmemeliyiz.

Hakîm olan ve herşeyi hikmetli bir şekilde yaratan Allah’ın insanları ebediyete yönelik yeteneklerle donatılmış bir halde bu fâni âleme göndermesi, yolculuğumuzun asıl hedefinin bu dünya değil, ebedî bir âlem olduğunu gösterir.

Allah’ın Habîr olması, Onun gizli-açık, büyük küçük, olmuş-olacak herşeyden haberdar olduğunu bildirir. Alîm isminden farkı, gizli ve batınî şeyleri vurgulaması olarak açıklanmıştır (İmam Gazalî). Ancak bu bir başkasının Ona haber vermesi suretiyle edinilen bir bilgi olmadığı gibi, değişen bir bilgi de değildir. Bilâkis, O, kullarına dilediği şeyi haber verir; bu da Habîr isminin bir tecellîsi olarak tarif edilmiştir (Fahreddin Razi).

En’âm sûresinin 73. âyetini okuduğumuz 368. Kur’an Buluşmasına ait video kaydını buradan izleyebilirsiniz:


  

Kur’an Buluşmaları Cumartesi sabahları MÜSİAD’ın Çobançeşme’deki genel merkezinde gerçekleşiyor. Buluşmalar, sabah 7:00-7:30 arasında simit, peynir ve çaydan meydana gelen kahvaltı ikramından sonra 7:30-8:30 arasında sunum ve 8:30-9:00 arasında soru-cevap şeklinde cereyan ediyor ve canlı olarak https://www.youtube.com/erdemlihayat adresinden yayınlanıyor.


6 Kasım 2022 Pazar

Hayra ve şerre çağıranların ortasındaki insan

 

 

En'am sûresinin 71-72. âyetlerini okuduğumuz 367. Kur'an Buluşmasının özeti ve video kaydı


İyiliğe ve kötülüğe çağıranların arasında sürekli olarak bir tercih yapmak zorunda olan herkes için bir pusula işlevini görecek Kur’ân uyarıları, 367. Kur’an Buluşmasının gündemindeydi.

UTESAV organizasyonuyla düzenlenmekte olan buluşmaların bu bölümünde En’am sûresinin şu mealdeki 71-72. âyetlerini okuduk:

De ki: Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize ne yararı, ne zararı dokunmayan, Allah’tan başka şeylere yalvarıp da gerisin geri mi dönelim? Şeytanların kandırdığı şu kimsenin hali gibi ki, arkadaşları “Bize gel” diye onu doğru yola çağırırken, o yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşmaktadır. De ki: Doğru yol Allah’ın hidayetidir. Biz ise Âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.

Bir de namazı dosdoğru kılmamız, Allah’a karşı gelmekten sakınmamız emredildi. Çünkü sonunda toplanacağımız yer Onun huzurudur.

Konuyla ilgili diğer âyet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin ışığındaki incelerimizde özetle şu tesbitler ortaya çıktı:

Kendisine fayda verecek şeyi talep etmek ve zarar verecek şeyden kaçınmak, sadece insanların değil, akıldan nasibi olmayan diğer canlıların da en önemli bir özelliğidir. Bunu ayırt edememek, şuursuzluktan da ötede, hayattan dahi nasipsiz olmak anlamına gelir.

Fayda veya zarar veremeyecek olan şeye yakarmak ise, şuursuzluktan da ötede, insanı hayvanatın bile aşağısına düşürecek bir utanç sebebidir.

Bunun üzerine bir de kendisine her türlü fayda ve zararı vermeye kadir olan, ayrıca Kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamayacağını bildirmiş bulunan Âlemlerin Rabbine isyan etmek ve açıkça meydan okumak anlamına gelen bir davranış eklendiğinde, akıl ve şuurdan nasipsizlik her türlü tasavvurun ötesinde bir mertebeye ulaşmış demektir.

Bir hatırlatma: İnsanları her iki taraftan da çağıranların bulunduğunu bildirmekle, Kur’ân-ı Kerim, hayra çağıranları ihmal ve gevşekliğe düşmemek hususunda uyarmaktadır. Hiçbir hakka dayanmayan şerre çağıranlar bu kadar çaba gösterirken, insanları hakka, hakikate, ebedî kurtuluşa çağıranlar onlardan aşağı kalmamalıdır. Hayra çağıranlara âyet-i kerimede o kimsenin “arkadaşları” olarak nitelenmesinde bu incelik vardır: Uçurumun kenarında, Cehennem alevleri arasına düşmek üzere olan arkadaşınızı bu halde terk edemezsiniz, etmemelisiniz.

Kur’ân-ı Kerimin bize verdiği dersin özeti şudur: Nerede olursanız olun, ne zaman olursa olsun, ne yaparsanız yapın, bütün yaptıklarınız, siz farkında olsanız da olmasanız da çok büyük bir hedefe doğru attığınız adımlardır ve bu dünyaya gönderilişimizin sebebi de budur. Bizim elimizde olan şey, bu adımları bizim lehimizde veya aleyhimizde sonuçlar doğuracak şekilde bir tercih yapmaktır.

Bu tercih ise, bir defa yapıldıktan sonra bitecek bir iş değildir. Dünya hayatı, sürekli şekilde insanı yoldan çıkaracak tuzaklarla doludur. Bu tuzaklardan kurtulmanın çaresi ise Allah ile sürekli irtibat halinde bulunmaktır.  Bunun vasıtası da namazdır.

En’am sûresinin 71-72. âyetlerini okuduğumuz 367. Kur’an Buluşmasına ait video kaydını buradan izleyebilirsiniz:

Kur’an Buluşmaları Cumartesi sabahları MÜSİAD’ın Çobançeşme’deki genel merkezinde gerçekleşiyor. Buluşmalar, sabah 7:00-7:30 arasında simit, peynir ve çaydan meydana gelen kahvaltı ikramından sonra 7:30-8:30 arasında sunum ve 8:30-9:00 arasında soru-cevap şeklinde cereyan ediyor ve canlı olarak https://www.youtube.com/erdemlihayat adresinden yayınlanıyor.

4 Kasım 2022 Cuma

Bize neler emredildi?


   

ÖNEMLİ NOT: 

5 Kasım Cumartesi günkü Kur'an Buluşması, bu haftaya mahsus olmak üzere, sadece YouTube üzerinden gerçekleştirilecektir.

Bu hafta sonu gerçekleşecek olan 367. Kur’an Buluşmasında, En’âm sûresinin önemli Tevhid derslerinden birisini daha okuyacağız.

UTESAV organizasyonuyla https://www.youtube.com/erdemlihayat kanalından canlı olarak yayınlanacak olan Buluşmada okuyacağımız En’âm sûresi 71-72. âyetlerinin meâli şöyle:

De ki: Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize ne yararı, ne zararı dokunmayan, Allah’tan başka şeylere yalvarıp da gerisin geri mi dönelim? Şeytanların kandırdığı şu kimsenin hali gibi ki, arkadaşları “Bize gel” diye onu doğru yola çağırırken, o yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşmaktadır. De ki: Doğru yol Allah’ın hidayetidir. Biz ise Âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.

Bir de namazı dosdoğru kılmamız, Allah’a karşı gelmekten sakınmamız emredildi. Çünkü sonunda toplanacağınız yer Onun huzurudur.

Kur’an Buluşmaları Cumartesi sabahları MÜSİAD’ın Çobançeşme’deki genel merkezinde gerçekleşiyor. Buluşmalar, sabah 7:00-7:30 arasında simit, peynir ve çaydan meydana gelen kahvaltı ikramından sonra 7:30-8:30 arasında sunum ve 8:30-9:00 arasında soru-cevap şeklinde cereyan ediyor ve canlı olarak https://www.youtube.com/erdemlihayat adresinden yayınlanıyor.

30 Ekim 2022 Pazar

Alaycılara aldırma, Kur'an ile öğüt ver


    

Dünya hayatına aldanarak dinlerini oyun ve eğlence edinen kimseler, 366. Kur’an Buluşmasının gündemini teşkil etti.

UTESAV tarafından düzenlenmekte olan Kur’an Buluşmalarının 366. bölümünde, En’am sûresinin bu kimseler hakkında mü’minleri uyaran 70. âyetini okuduk:

Dinlerini oyun ve eğlence edinen, dünya hayatına aldanmış kimseleri bırak. Fakat sen Kur’ân ile öğüt ver ki, kimse kazandığı günahlarla helâke sürüklenmesin.  O zaman kişinin Allah’tan başka ne bir dostu olur, ne bir şefaatçisi. Her türlü fidyeyi verse de yine kabul edilmez. İşte onlar, kazandıkları günahlarla helâke düşmüş olanlardır. İnkâr edip durmaları yüzünden onlara kaynar sudan bir içecek ve acı bir azap vardır.

Bu konudaki diğer âyetlerin ışığında yaptığımız değerlendirmeyi ise başlıca şu noktalarda özetledik:

·         Dinlerini keyiflerine göre değiştirerek hükümler ve ritüeller icad ettiler; böylece dinlerini oyuncak haline getirdiler.

·         Oyun ve eğlenceyi din edindiler.

·         Ne dünyada, ne de âhirette kendilerine hiçbir zarar veya fayda veremeyen şeylere kulluk etmek gibi abes şeylerle oynuyor ve oyalanıyorlar.

·         Dünya hayatı bütün gaye ve meşguliyetlerini işgal ediyor, onunla oyalanıp duruyorlar. Dünya hayatı ise Kur’ân’da “oyun ve eğlence” olarak nitelenmiştir.

·         “Onları bırak” emri, her türlü münasebeti keserek tamamen uzaklaşma mânâsına değildir. Yani:

·         Onların peşine takılma. Onlar Allah’ın âyetleriyle eğlenirken veya inkâr ederken onlarla beraber oturma. Fakat onlara Allah için nasihatte bulunmaktan da vazgeçme. Onlara Kur’ân ile öğüt ver.

·         “Onunla öğüt ver” ifadesindeki zamirin Kur’ân’a ait olduğunda ittifak vardır. Zaten Kur’ân da kendisine birçok âyetinde “zikir = öğüt” olarak atıfta bulunmaktadır.

·         İşledikleri iyilik ve kötülüklerin âkıbetini kendileri gibi bir kuldan değil, bizzat Allah’ın kelâmından işitsinler.

·         Ödüllendirecek, cezalandıracak, bağışlayacak olan Allah’tır; hiçbir istisnası bulunmamak üzere herkes hakkında hükmü O verecektir.

En’âm sûresinin 70. âyetini okuduğumuz 366. Kur’an Buluşmasına ait tam video kaydını buradan izleyebilirsiniz:

Kur’an Buluşmaları Cumartesi sabahları MÜSİAD’ın Çobançeşme’deki genel merkezinde gerçekleşiyor. Buluşmalar, sabah 7:00-7:30 arasında simit, peynir ve çaydan meydana gelen kahvaltı ikramından sonra 7:30-8:30 arasında sunum ve 8:30-9:00 arasında soru-cevap şeklinde cereyan ediyor ve canlı olarak https://www.youtube.com/erdemlihayat adresinden yayınlanıyor.

26 Ekim 2022 Çarşamba

Kalpler paslanmasın




Kazandıkları günahlar onların kalplerini paslandırmıştır.

Mutaffifîn Sûresi, 83:14

   

ÜMİT ŞİMŞEK 


İNKÂR ehlinin bir özelliğini anlatan bu âyet, aynı zamanda, iman ehli için de ciddî bir uyarı içeriyor.

Âyette, inkârcıların inkârlarında ısrarlarına sebep olarak, kalplerinin paslanmış olması gösteriliyor.

Kalpleri paslandıran şey ise, kazanılan günahlar…

Böylece, sürekli bir şekilde işlenen günahların nasıl bir âkıbete yol açma potansiyeli taşıdığı, gözler önüne seriliyor.

Bu arada, önemli bir soru da kendiliğinden cevabını buluyor:

“Bu kadar akıllı geçinen, dünyanın bilgisini yutmuş, zararını ve menfaatini ayırt etmesini bilen insanlar, nasıl oluyor da gözlerinin önündeki apaçık gerçekleri görmeyip inkâra sapıyorlar?”

İşte cevap:

Kalpleri paslandığı için!

Zira iman mahalli kalptir. Akıl ne kadar doğruyu görse de, iman etmek için, onun gördüğünü kalbin tasdik etmesi gerekir. Fakat paslanmış bir kalbin iyiyi ve kötüyü, hakkı ve bâtılı ayırt etmesi ne mümkün?

Şu sonuç, iman ehlini de ciddî bir nefis muhasebesine davet ediyor. Ve “Sakın,” diyor, “sakın kalbinizin paslanmasına meydan vermeyin. Yoksa gün olur, siz de iyiyi ve kötüyü ayırt edemeyecek hale gelebilirsiniz.”

Kalplerin günahlarla paslandığını âyet bize bildiriyor. Paslanmanın önüne nasıl geçileceği, yahut pasların nasıl temizleneceğine gelince, bunu da hadis-i şerif bize tarif ediyor. Peygamberimiz buyuruyor ki:

“Kul bir günah işlediği zaman, kalbinde siyah bir iz belirir. Eğer kul günahtan elini çeker, tövbe edip af dilerse, kalbi cilâlanır ve iz silinir. Günahı işlemeye devam ettiği takdirde ise leke büyür, nihayet kalbi tamamen kaplayacak hale gelir. Allah’ın ‘Kazandıkları günahlar kalplerini paslandırmıştır’ sözüyle kastettiği pas budur.”[1]

Hadis, dikkat edilecek olursa, cilâlı kalp sahibi olmanın yolunu “hiç günah işlememek” şeklinde değil de, “günahtan elini çekmek, tövbe ve istiğfarla temizlenmek” şeklinde tarif ediyor. Burada şöyle bir incelik vardır:

Maddî hayatımızda nasıl bütünüyle kirden, pislikten uzak kalamıyorsak, manevî hayatımızda da durum böyledir. Ancak her iki yönden de temizlenme yolları bize gösterilmiştir. Kirlerden maddî olanını su, manevî olanını istiğfar temizler. Ve bizden, bu dünya hayatında, sürekli olarak bir temizlenme faaliyeti içinde bulunmamız beklenir. Kuşlar tüylerini, sinekler kanatlarını, vahşî hayvanlar postlarını nasıl sürekli bir şekilde temizleyip duruyorlarsa, insan da, yaşadığı âlemin bu kapsamlı kanununa uygun şekilde davranmalı ve ister istemez bulaştığı kirlerden temizlenmeli, bu kirlerin birikmesine meydan vermemelidir.

Bunun için gerekli olan ilk şey, pisliği pislik olarak görmektir. Manevî kirler söz konusu olduğunda, bu her zaman kolay olmayabilir. Nice günahlar vardır ki, insan mühimsemeden işleyip durur ve kalbini onunla kaplar, sonra da “Kalbim temiz” diyerek avunmaya çalışır! Özellikle zamanımızda bir hayat modeli olup çıkan veya hayatın akışı içinde tekrarlana tekrarlana umursanmaz hale gelen manevî kirler hiç de küçümsenecek seviyede değildir. Sadece gazete sayfalarından yahut televizyon ekranlarından tek bir gün içinde evimizin içine akan günahları toplayacak olsanız, acaba kaç tane kalbi karartmaya yeter? İşin asıl ürkütücü yanı şurada ki, böyle paslar temizlenmeksizin kalbi kapladıkça insan gittikçe duyarsızlaşıyor, hattâ duyarsızlaşmakla da kalmayıp, tümüyle paslanmış ve mühürlenmiş kalpleri taklit hevesine bile kapılabiliyor.

Bu dünya hayatını yaşayan bir kimsenin hiç günaha bulaşmaması elbette ki mümkün değildir. Önemli olan, bulaşan şeyi orada öyle tutmamak, temizleyebilmektir. Bunun için de herşeyden önce gerekli birşey vardır:

Günahın farkında olmak, büyük de olsa, küçük de olsa, günahı günah olarak bilmek…

Bu, Rabbine karşı kula yaraşan yegâne şeydir. Günahı ne kadar büyük olursa olsun, onun ezikliğini duyan ve Rabbinden bağışlanma isteyen kulun Ondan mağfiret beklemeye hakkı vardır. Bundan daha küçük hatâları umursamadan işleyen ve Rabbine karşı kusur ettiğini aklına dahi getirmeyen kimsenin durumu ise daha vahimdir. Temizlenmediği için, böyle kusurların birikip de kalbi iyice kaplaması pek uzun zaman almayabilir.

Çok şükür ki, Yüce Allah, kalplerin pasını silmenin yolunu hiç de zorlaştırmıyor. Bunun için, son derece basit ve kolay bir yolu gösteriyor bize:

Ona yönelmek, Ondan bağışlanma dilemek.

“Niçin bu kadar kolay?” diyecek olursanız eğer:

O affetmeyi sever, onun için.




[1] Tirmizî, Tefsir 83:1.

23 Ekim 2022 Pazar

Ayetler hakkında ileri geri konuşanlara ne yapılmalı?


 

Allah’ın âyetleri hakkında ileri geri konuşanlar ile ilgili olarak Müslümanların takınmaları gereken tavır, 365. Kur’an Buluşmasının gündemini oluşturdu. 

UTESAV’ın geçtiğimiz hafta sonu MÜSİAD Genel Merkezinde düzenlediği buluşmada, En’âm sûresinin şu mealdeki 68-69. âyetlerini okuduk: 

Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir. Şeytan sana bunu unutturduğunda ise, hatırladıktan sonra artık o zalimler güruhuyla beraber oturma.

Sakınanlar için, onların günahından bir sorumluluk yoktur; lâkin yine bir uyarı gerekir—bakarsınız, onlar da sakınırlar.

Bu âyetlerde ele alınan ve bizim de en ciddî problemlerimizden birini teşkil eden konu, Allah’ın âyetlerine karşı inkâr ehlinin takındığı alaycı ve inkârcı tavırdan ziyade, onların bu davranışlarına karşı Müslümanların takınması gereken tavırdı. Bu tavrı da âyetler, ağırbaşlı bir şekilde onlardan yüz çevirmek şeklinde tesbit ediyordu. Bu durum da, günümüzde yaygın hale gelmiş bulunan manzaranın isabetli bir duruş sergilemediğini ortaya koyuyordu. 

Bu âyetleri Kur’an ve Sünnetin bütünlüğü içinde anlamaya çalıştık ve başlıca şu tesbitlere ulaştık: 

·         İlmî ve saygılı bir şekilde cereyan eden müzakerelerin dışındaki inatçı tartışmalarda, özellikle sosyal medyadaki tartışmalarda kimse kimseyi ikna etmez; karşılıklı lâf yetiştirmeler sadece söz dalaşını kızıştırmaya ve tarafların takipçi sayısını arttırmasına yarar.

·         Aslında mü’minlerin lâf yetiştirme, hiçbir saldırıyı cevapsız bırakmama gibi bir yükümlülüğü yoktur. Bilâkis, Kur’an ve Sünnet böyle durumlarda daima ağırbaşlılıkla davranmayı emreder.

·         Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiği ve alaya alındığı yerde bulunmak, şeytanın tuzağına yakın bulunmak anlamına gelir; şeytan da bu fırsatı kaçırmaz.

·         Aslında bu tuzağın uzun vadeli yönleri de vardır ki, asıl büyük tehlike burada aranmalıdır. Bu tuzağa kapılarak hasmın saldırılarına cevap yetiştirmeyi savaş alanında zafer kazanmak zannedenlerde bu iş zamanla meleke haline gelir ve hem ahlâk, hem de himmet ve hamiyet yönünden gerileme başlar. Hırçın ve saldırgan mizaçlar sair insanlar için bir cazibe merkezi olamayacakları gibi, asıl görevleri olan müsbet hizmetleri de yerine getiremezler, hattâ bu yöndeki kabiliyetlerini de dumura uğratırlar.

En’am sûresinin 68-69. âyetlerini okuduğumuz 365. Kur’an Buluşmasına ait video kaydını buradan izleyebilirsiniz:


Kur’an Buluşmaları Cumartesi sabahları MÜSİAD’ın Çobançeşme’deki genel merkezinde gerçekleşiyor. Buluşmalar, sabah 7:00-7:30 arasında simit, peynir ve çaydan meydana gelen kahvaltı ikramından sonra 7:30-8:30 arasında sunum ve 8:30-9:00 arasında soru-cevap şeklinde cereyan ediyor ve canlı olarak https://www.youtube.com/erdemlihayat adresinden yayınlanıyor.

16 Ekim 2022 Pazar

Bir kadim dosttan açık mektup


 

Mustafa Çalışan, uzun yıllar beraber çalıştığımız ve tarihî önemi haiz atılımlarda beraberce bulunmak bahtiyarlığını paylaştığımız bir arkadaşımız. Yeni Asya Araştırma Merkezi kurulurken Ankara’daki yerleşik düzenini ve memuriyeti terk ederek İstanbul’a gelip yerleşmiş, İlim ve Teknik Serisi ile başlayan açılım ve atılımları kamuoyuna mal eden ve Yeni Asya’yı o zaman için itibarlı bir marka haline getiren faaliyetleri o başlatmış ve bu bayrağı bitmek bilmeyen bir enerjiyle burçtan burca taşımıştı. Kendisi, birkaç senedir Parkinson hastalığı ile beraber bir hayat sürüyor – tabii, yine o tükenmez enerjisiyle. Aşağıda, onun tanıdık-tanımadık bütün dostlara hitap eden ve tedbir ile tevekkülü, kadere rıza ile sa’y ve gayreti fiilî bir şekilde ders veren bir mektubu yer alıyor. 

     

MUSTAFA ÇALIŞAN

  

Ben bir Parkinson hastasıyım. 6 yıl önce teşhis konuldu. Bulaşıcı veya aileden gelen kalıtsal bir hastalık değildir. Neden olduğunu kimse bilmiyor. Bilinen o ki, beyindeki dopamin hücrelerinin giderek artan bir hızla ölmesinden kaynaklandığı bulunmuş. Herkes yaşlandıkça dopamin hücrelerinin bir kısmını kaybeder; fakat bu durum daha hızlı bir şekilde gerçekleştiğinde Parkinson hastalığı ortaya çıkıyor.

Hastalık yavaşça şiddetlenir. Çok ağır ağır ilerler. Allah ne kadar ömür verir ise bu hastalıka sizinle yaşar. Çözüm şimdilik yok; ileride ne olur bilinmez. Şu anda tıp fakültelerinin yapmaya çalıştığı şey ilaçlarla hızlı gidişatı yavaşlatmak. Fakat yararlı olan ilaçlar mevcuttur. Yıllar içerisinde daha güçlü, daha etkili ilaçlar kullandım. Şimdilerde her 4 saatte bir iki ayrı ilaç alıyorum: sabah, öğlen ve gece yatmadan önce.

İyi günlerim de oldu, sıkıntılı günlerim de. Özellikle düşme olaylarında çok sıkıntı çektim.


Parkinsonda düşme

Daha önce günlük işlerde, oyun alanında veya futbol oynarken herkes düşmüş veya dengesini kaybetmiştir, ancak Parkinson hastalarındaki “düşmeler” farklıdır ve ciddi yaralanmalara neden olabilir. Baş, kalça ve diğer bölgelerdeki bu yaralanmalar bir çürük kadar yaygın veya hastaneye yatışa neden olacak kadar şiddetli olabilir. Normal bir kişinin duyduğu düşme hissi, Parkinson hastalığı nedeniyle düşme hissinden tamamen farklıdır. Parkinson’a düşmek korku, acı, bağımlılık, yetersizlik, kendine güven eksikliği taşır. Normalliğinizi sorgulamaya başlarsınız ve vücudunuzla temasınızı yitirirsiniz. Kendinize “Bir dahaki düşüşümde ne olacak?” diye sormaya başlıyorsunuz. Bu da bağımlılığa ve korkuya geri dönüyor, sonuçta yaşam kalitenizi mahvediyor. Parkinson hastalığı olan insanlar için, donma (geçici olarak hareket edememe) ve denge kaybı gibi motor semptomları üzerindeki etkisi nedeniyle düşme riski daha yüksektir. Araştırmalar, Parkinson hastalarının Parkinson olmayan yaşıtlarına göre iki kat daha fazla düşme ihtimalinin olduğunu gösteriyor. Düşmelerden de ben de payımı aldım. İlk olarak yaklaşık üç sene öncesinde evimizin bahçesinde akrabalarla oturuyorduk, bir anda ayakta iken dengem bozuldu ve yüz üstü düştüm. Kafam yarıldı. Oluk gibi kan aktı. Gözlerimi açtığımda kendimi acil serviste buldum. Her ne ise, bu tür düşme durumları zaman zaman oldu ve olmaya devam ediyor. 2021’nin Mart başında dengemi kaybederek çok kötü bir şekilde düştüm. Sağ omzumda kırık çıkık vardı, kafamda ve belimde ağrılar vardı. Ve sonunda kendimi gene hastanede acil serviste buldum.

Acil serviste yerinden çıkan omuzumu yerine yerleştirebilmek çok da kolay olmadı. Üzerime 5 tane iri kıyım arkadaş çıktı da ondan sonra işlem yapıldı !!! 2-3 ayda eski halime ancak dönebildim.

Şimdi hamd olsun iyiyim. Sabredenlerden olurum inşaallah.

Titreme (tremor)

Benim titrememi bekliyorsunuz. Başlangıçta titremeler vardı. Bazen evet, bazen hayır. Günümüzde ilaçlar titremeyi tedavi edebiliyor. Hamd olsun Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Bölümündeki hocalardan Prof. Dr. Güneş Kızıltan ve Doç. Dr. Ayşegül Gündüz’ün özel gayretleri ile titreme meselesi çözüldü. Eğer elimde veya ayağımda titreme görürseniz lütfen görmezden gelin. Bana daha önce nasıl davrandıysanız yine öyle davranın. Hâlâ elimi kullanıyorum, cebime de sokabiliyorum. Yürüyebiliyorum. 65 yaşında yeniden yürüyebilmek ne büyük mutluluk, onu bir de bana sorun. Gene bu çerçevede banyo–tuvalet gibi ihtiyaçlarmı kendim karşılıyabiliyorum. Yemek yeme, su içmeyi de halledebiliyorum. Yatma ve kalkma işlerinde biraz zorlansam da yoluna giriyor. Tabii olarak normal insanlar için sıradan olan bu eylemleri ifade etmem biraz garip olabilir. Ancak bir kronik Parkinson hastası için çok ama çok önemlidir. Biraz titremenin arkadaşlar arasında ve bizim aramızda ne önemi var?

Yüzüm

Gülmediğim veya boş baktığım için beni eğlendiremediğinizi düşünmeyin lütfen. Dik bakıyorsam bu Parkinson hastalığından oluyor. Sizi duyabiliyorum, kafam da sizin kadar çalışıyor. Tek problem, duygularımı mimiklerimle göstermekte zorlanmam. Bir de biraz yutma güçlüğüm olabiliyor, bazen ağzımdan su akabiliyor. Ne yapalım, ben de devamlı mendil taşıyorum yanımda.


Sesim

Biraz daha kısık sesle konuşmaya başladım. Fısıldar gibi oluyor bazen. Parkinson hastalığından bu da. Lütfen beni dinleyin. Biliyorum, benden daha yüksek sesle konuşabilir ve cümlemi tamamlayabilirsiniz. Fakat bundan hoşlanmıyorum.

Aklım yerinde. Hastalık biraz daha yavaş konuşmama neden oluyor. Ben de izin verirseniz sohbetinizin içinde olmak istiyorum. Ses ile ilgili olarak elbette sıkıtım var.

Şu anda iki temel problemim var. Birisi denge bozukluğu ve buna bağlı olarak yürüyüş zorluğu. ikinci problemim konuşmam ile ilgilidir. Vakıa bu hastalıkla tanışmadan önce ben de güzel konuşabilyordum. Hatta konuşma konusunda bir hayli ileri derecede idim. Uzun yıllar radyo programı yapmış birisi olarak her zeminde mikrofonla barışık idim. Sanıyorum burada bana Rabbimin verdiği ilahi bir mesaj var: Ey insan oğlu, sen kendine malik değilsin. Hiç bir şey sana ait değil. Emaneten sende duruyor. Sesin ve konuşman da senin mülkün değil; yani sen kazanmış değilsin.

Sertlikler

Bazen hareket etmekte zorlanıyorum. İlacın etkisinin geçtiği zamanlarda bu daha çok oluyor. Biraz bekleyin, konuşarak beni yüreklendirin, sonunda hareket edebilirim, merak etmeyin. Beni acele ettirmeye çalışmanız işe yaramaz. Sadece iki vitesim var: yavaş ve daha yavaş! Yürümeye başlamak biraz zor oluyor, ama sonra düzeliyor.

Egzersiz

Her gün 2000 adım atmam lazım. Yürümeliyim. Arkadaşlarla yürümek daha eğlenceli oluyor. Bana eşlik edin lütfen. Tamam, biraz yavaş yürürüz ama sonunda istediğimiz yere varıyoruz. Germe, çekme ve itme egzersizlerini her gün yapmalıyım. Bu konuda bana yardım eder misiniz?

Uykusuzluk

Uykusuzluktan yakınabiliyorum. Eğer gece yarısı beni dolaşırken görürseniz bunun sebebi Parkinson hastalığıdır. Erken veya geç yatmam çözmüyor. Gündüz kestiriyorsam lütfen bana izin verin, bazen yorgun hissedip dayanamadığım ve uyuduğum oluyor. Malum, Parkinson hastaları çok çabuk yorulur. Hemen enerjileri tükenir.

Duygular

Duygulanıyorum, beni kıracak bir şey yaptığınızı düşünmeyin. Parkinson hastalığından oluyor. Benim sıkıntımı boşverin, benimle konuşun, birkaç dakika sonra daha daha iyi olacağım.

Lütfen sabır arkadaşlarım, size ihtiyacım var. Ben gene aynıyım. Sadece biraz yavaşladım. Hayatınızın bir parçası olmaya devam etmek istiyorum. Sizin de benim hayatımın bir parçası olmanızı diliyorum.

Netice-i kelâm

Bu çerçevede söylenecek ve yazılacak o kadar çok şey var ki, had ve hesaba gelmez. Bu itibarla şimdilik kısa keselim.

Ancak bütün bunlara rağmen bizim yaklaşımımız her halükârda başımıza gelen sıkıntılara karşı sabretmek, “el-hamdülillâh alâ külli hal” demektir. Hamd olsun diyebilmektir. Çünkü, malûm, beterin beteri var.

Dünyanın bir imtihan yeri olduğu gerçeğini her daim aklımızda bulundurmaktır. Bu çekilen sıkıntılar imtihanın bir parçasıdır. Ve ne kadar sabır ve şükür etsek derecemizin o kadar yükseleceği inancı ile hareket etmeliyiz.

Hayatta her kesin sınavı farklıdır. Tabiatıyla sınav sorunları da farklıdır. Gözüken şekliyle “Benim de sınav sorum  Parkinsondan çıktı” diyebiliriz.

Ve inşaallah bu hastalıķ da vazifesini bitirır ve gider. Bu çerçevede “Derdimi seviyorum, hamd olsun hastayım" diyor ve iki sihirli kelime olan "sabır ve şükür"ü dusalarımıza baş tacı ediyoruz.

Ve şu da hayatın bir gerçeği: Kadere iman eden kederden emin olur.

***

Facebook profili:

https://www.facebook.com/profile.php?id=100002994325537