26 Temmuz 2019 Cuma

Toplumsal cinsiyette adalet aldatmacası



Toplumsal cinsiyete “adalet” kelimesiyle makyaj yapmak isteyenler kötü olan şeyi düzeltmek değil, daha da kötüleştirmek için çalışıyorlar.
***
Kur’ân problemleri faziletle çözer, Batı ise çatışma ile çözmeye kalkar ve derinleştirir.
***
Batı’nın aile için ihtilâfları çözmek için bulduğu yöntemlerden biri de karı-koca düellosu!
***
Toplumsal cinsiyet kavramı bütün ihtilâtlarıyla reddedilip de feminist politikalardan dönülmezse bugünlerimizi arayabiliriz.
ÜMİT ŞİMŞEK
 “İnsanların bir şey hakkındaki fikirlerini doğrudan değiştiremezsiniz. Fakat onların o şey hakkındaki konuşma biçimlerini değiştirebilirsiniz. Bu da onların fikirlerini değiştirebilir.”
Amerikalı dilbilimci Geoffrey Nunberg’in daha önce “Hayasızlığın Kısa Tarihi[1] başlıklı makalemizde temas ettiğimiz bu tesbitini bundan sonra da zaman zaman hatırlatacağımızı şimdiden haber verelim.
Çünkü dilimiz, hayatın hızına paralel olarak, tarihin hiçbir döneminde görülmedik bir hızla oradan oraya savruluyor. Ve biz hergün şuursuzca birtakım kelimeleri kullanmaya başlıyor, bazı kelimeleri de bir daha kullanmamak üzere dilimizden çıkarıyoruz.
Bu savrulmalar sırasında, derin bir mühendislik çalışmasının ürünü olan bazı kelime ve deyimler de lisanımızda önceden beri mevcut olan bazı kelime ve deyimlerle sessizce yer değiştiriyor; yenileri geldikçe eskileri yavaş yavaş dünyamızdan çıkıp gidiyor.

10 Nisan 2019 Çarşamba

Siyasetle imtihanımız: 2



ÜMİT ŞİMŞEK
Risale-i Nur talebeleri arasında önce seçim zamanları ortaya çıkan, sonra da gelenek halini alan bir uyglama, bu hareketin siyaset-üstü kimliği etrafında tereddüt ve tartışmalara yol açagelmiştir. Bu tereddüt ve tartışmalar, bugün de sürüp gitmektedir.
Tartışmalar sadece Risale-i Nur hareketine dışarıdan bakanlar arasında değil, Risale cemaatlerinin kendi içlerinde de öteden beri sürüp gitmekte, Bediüzzaman’ın bir seçimde oy kullanmış ve tercih ettiği tarafı açıkça bildirmiş olması ile Risale-i Nur’un hiçbir tarafgirliğe âlet edilemeyeceğini açıkça bildiren beyanları arasında gelgitler yaşanmaktadır.
Bu tartışmaları bütünüyle gidermek mümkün olmasa bile, en azından, Bediüzzaman’ın konuyla ilgili söz, yazı ve davranışlarını beraberce inceleyebilir ve bunları delil teşkil etme değeri açısından karşılaştırabiliriz. Bu ise, konuya açıklık getirmesi ve en azından haklı tarafın belirlenmesi açısından net bir sonuç ortaya çıkaracaktır.
***

3 Nisan 2019 Çarşamba

Siyasetle imtihanımız




ÜMİT ŞİMŞEK
Bugüne kadar düzinelercesini sağ salim atlattığımız bir mahallî seçim, bu defa basiretten yoksun, ihtirastan zengin politika ve kampanyalar sayesinde bir “beka meselesi” halini aldı ve aynı memleketin insanlarını birbirine karşı diş biler hale getirdi.
Bu duruma kim bizi nasıl getirdi, biz nasıl geldik, buradan nasıl çıkarız? Bunlar, uzun uzadıya üzerinde durulacak sorular; ancak bu konuda bir muhasebeye girişilecekse, önce işe kendimizden başlamak doğru olacağından, büyük soruların cevabını yakın bir geleceğe tehir ederek, konuya dinî cemaatler kapısından girelim diyoruz. Bu, aynı zamanda manzaranın en net göründüğü bir alandır; çünkü belediye seçimlerinin bir kısmında sonuçlar henüz tartışma aşamasında olsa da, cemaatlerimiz bu seçimden hiç tartışma kabul etmeyecek bir açıklıkla mağlûp olarak çıkmışlardır. Bu hezimet, cemaatlerimizin tuttuğu tarafın kazanıp kazanmamasıyla ilgili bir durum değildir, taraf tutmuş olmalarıyla ilgilidir.

6 Şubat 2019 Çarşamba

İstibdat muhabbeti




ÜMİT ŞİMŞEK
Birbirinden farklı vesilelerle ortaya çıksa da, son zamanlarda iki önemli tartışmayı peş peşe yaşadık, hâlâ da yaşamaya devam ediyoruz. Bu tartışmalar – hakaretlerden, sövüp saymalardan, kör ve sağır tarafgirliklerden, haysiyet cellâtlıklarından ayıklandıktan sonra – derinlemesine incelenmeyi hak ediyor. Çünkü millet olarak içine girdiğimiz mücadelelerin ve bu mücadeleler içindeki sert dönemeçlerin ilerisinde bizi neyin beklediğini görmek zorundayız. Tabii ki bu arada sürprizlerle de karşılaşmamız kaçınılmaz olacak; doğru bildiğimiz yanlışlar yahut hiç bilmediğimiz doğrular belki de bizi zaman zaman ters köşeye yatıracak. Çünkü tarihi yaşarken görünen manzara, yaşanmış tarihi incelerken görünen manzara kadar net olamaz. Ve biz şu anda tarihi yaşıyoruz; şimdi yaşadıklarımızın geçmişteki veya başka coğrafyalardaki emsâlini yanlış veya eksik okuyacak olursak, hızla gelip geçtiğimiz dönemeçlerin bizi nereye çıkaracağını görmek imkânsız hale gelir ve yaşamakta olduğumuz tarihi de bizden sonraki nesillere bir ibret vesilesi yapmaktan başka birşey başarmış olmayız.
***
Sözünü ettiğimiz tartışmalardan ilki, Hüseyin Çelik’in kendi sitesinde on bir bölüm halinde yayınladığı Sultan 2. Abdülhamid ile ilgili yazı serisi etrafında cereyan etti.[1] Dış mihrakların ve içimizdeki mukallitlerinin bize “Kızıl Sultan” olarak tanıttığı Sultan Abdülhamid’i bu portrenin tam tersi yönde, olağanüstü kabiliyet ve başarılarla tarihe imzasını atmış bir dâhî yönetici olarak tanımaya başlamıştık ki, bu yazı serisi bizi üçüncü bir Abdülhamid portresiyle karşı karşıya getirdi. Bu portrenin tasvir ettiği Abdülhamid “Kızıl Sultan” değildi, ama “Ulu Hakan” olarak bildiğimiz kahramanın harikulâde özelliklerinden birçoğuna da o kadar ileri seviyede sahip değildi. Yazı serisinin tesbitleri arasında en önemli olanı ise, Abdülhamid idaresinin gerçekten bir istibdat yönetimi olduğu ve bu yönetim altında ünlü-ünsüz pek çok insanın zulme maruz kaldığı şeklinde idi.

15 Ekim 2018 Pazartesi

İzafî adaletin görünmeyen yüzü



ÜMİT ŞİMŞEK
Sadece adalet-i mahzanın tatbikine imkân bulunmayan durumlarda istisnaî olarak uygulanabilecek bir ilke olan izafî adalet hayatımızın bir parçası haline gelmiş bulunduğundan, kural tersine dönmüş bulunuyor: Artık izafî adalet mümkün olduğu müddetçe adalet-i mahzanın uygulanamayacağı telâkkisi bize daha âşinâ geliyor. Belli ki, bir süre sonra bugünü arayacağımız günler de gelecek, “Adalet olsun da izafîsinden oluversin” diye yakınmaya başlayacağız.
İzafî adaletin sakıncaları üzerinde çok söz söylenebilir, nitekim kulak veren olmasa bile söyleniyor da. Fakat onun görünen zararlarından başka, bir de için için işleyen bir tahribatı daha var ki, hem farkına varmamız, hem farkına varsak bile umursamamız, hem de umursayacak olsak bile tamirine teşebbüs etmemiz hiç de kolay olacağa benzemiyor.

28 Eylül 2018 Cuma

"Cinsel yönelimlere" Diyanet hoşgörüsü




Diyanet İşleri Başkanlığı, kurumlara vereceği manevî danışmanlık hizmetlerinde kişilerin “cinsel yönelimlerini” de dikkate alacak.
Bu husus, Diyanet İşleri Başkanlığının sitesinde ilgili kişi ve kuruluşların görüşlerine açılan “Manevî Danışman Ulusal Meslek Standardı” adlı belgede yer alıyor.[1]
Söz konusu belge, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Meslekî Yeterlilik Kurumu arasında imzalanan protokol gereğince, MYK’nın moderatörlüğünde hazırlandı.
Belgenin “Tutum ve Davranışlar” başlıklı bölümünde, “manevî danışmanlar” için “Hizmet alanların sosyal, kültürel, etnik, cinsel yönelim, cinsel kimlik ve engel durumlarına duyarlı olmak” şartı getiriliyor.

25 Eylül 2018 Salı

Kâinat, i’lâ-yı kelimetullah için cihad meydanı



“Kelime,” Kur’ân’da 42 defa geçen bir kelimedir. Bunlardan 20’sinde “Allah’ın kelimesi/kelimeleri” şeklinde, İlâhî hüküm, kanun, müjde ve uyarı gibi anlamlarda kullanılmıştır.
Bazı âyetlerde ise, kâinattaki bütün varlıkların “konuştuğu” anlatılır. Yerde ve gökte olan herşey sürekli olarak Allah’ı övüp tesbih eder, Allah’tan gelen emirleri dinler; bu arada Süleyman aleyhisselâm gibi bir peygamber de bizim şuursuz varlık olarak gördüğümüz bazı varlıkların dillerini anlar ve onlarla konuşur.

24 Eylül 2018 Pazartesi

Kışlada toplumsal cinsiyet eğitimi



Bedelli askerlik yapacak olan yarım milyonun üzerinde er, feminist endoktrinasyona tâbi tutulacak.
Erlere, 21 günlük mecburî eğitimleri sırasında, “kadına yönelik şiddetle mücadele” adı altında, İstanbul Sözleşmesinin getirdiği “toplumsal cinsiyet eşitliği” eğitimi verilecek.
Bütün bedelli celplerinde uygulanacak olan mecburî eğitim, kışlalarda verilecek.
Bu konuda Millî Savunma Bakanlığı ile güçlü bir şekilde anlaşmaya varıldığını açıklayan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk şöyle dedi:

19 Eylül 2018 Çarşamba

Kamu malı yiyeni ne şehitlik kurtarır, ne de şefaat

Kur’an ve Hadis, kamu malından iğne kadar birşeyi bile zimmetine geçiren kimseyi korkunç bir âkıbetin beklediğini haber veriyor.
Âl-i İmrân sûresinin 161-163’üncü âyetlerini okuduğumuz 201’inci Kur’an Buluşmasında
ağırlıklı konumuz “
kamu malını zimmetine geçirenlerin âkıbeti” idi.
Âyet-i kerime bu konuda bizi ciddî bir şekilde uyarıyor, hadis-i şerifler ise oldukça ayrıntılı bir şekilde, kamu malına hıyanet edenlerin âkıbetini Cehennem ateşi olarak haber veriyordu. Üstelik bu hıyanetin küçüğü, ufağı, önemsizi de yoktu; iğne kadar yahut ondan daha küçük bir şey bile karşılığını ateş olarak bulacak ve Peygamber şefaati de bu konuda hiçbir fayda vermeyecekti.
Konuyla ilgili olarak okuduğumuz birçok hadis-i şeriften iki tanesi şu mealde idi:
Hayber günü Resulullah’ın (s.a.v.) ashabından bir grup gelerek “Filân kimse şehit oldu, filân kimse şehit oldu” dediler. Birisinin yanından geçerken “Bu da şehit” dediler.
Resulullah “Hayır,” buyurdu. “Ben onu zimmetine geçirdiği bir hırka – veya aba – ile Cehennemde gördüm.”
Müslim, İman: 182; Dârimî, Siyer: 48

Bir güncelleme öyküsü: 2



Cumhurbaşkanımızın haber verdiği "İslâmın güncellenmesi" konusunda şimdiye kadar alınan mesafenin özeti.
ÜMİT ŞİMŞEK
“Toplumsal cinsiyet,” Batı dünyasındaki orijinal adıyla “social gender,” mahut İstanbul Sözleşmesiyle birlikte lisanımıza girdi. Ama iyi niyetle girmedi, girdikten sonra da hiç rahat durmadı.
Öz be öz feministlerin malı olan bu deyim, feminizmin temel kavramlarından biri olarak tedavüle sokulmuştu. LGBT şemsiyesi altında yer alan sapık cereyanlar namuslu insanları damgalamak suretiyle kendi sapıklıklarına yol açmak için nasıl “homofobi” şeklinde bir kavram uydurdularsa,[1] aynı yolun yolcusu olan feministler de kuşatmayı bir başka koldan tamamlamak üzere bu tabiri geliştirdiler.