13 Temmuz 2018 Cuma

Tartışma programları hakkında ürperten bir uyarı



KİTAPTA ALLAH SİZE ŞUNU DA İNDİRMİŞTİ: ALLAH’IN ÂYETLERİNİN İNKÂR EDİLDİĞİNİ YAHUT ALAYA ALINDIĞINI İŞİTTİĞİNİZDE, ONLAR BAŞKA BİZ SÖZE DALINCAYA KADAR ONLARLA BERABER OTURMAYIN. YOKSA SİZ DE ONLAR GİBİ OLURSUNUZ. ALLAH İSE MÜNAFIKLARI DA, KÂFİRLERİ DE HEP BİRLİKTE CEHENNEMDE TOPLAYACAKTIR.
NİSÂ SÛRESİ, 4:140
ÜMİT ŞİMŞEK
ZAMANIMIZ insanının tüylerini ürpertmesi gereken âyetlerden biri de bu âyet-i kerimedir. Bu âyetin uyarısı, insana, imanını bile tehlikeye düşürebilecek kadar büyük bir tehlike karşısında uyanık olma ve sorumluluğuna uygun davranma çağrısı yapmaktadır.
Âyetin emri, herhangi bir yorum veya açıklamaya ihtiyaç bırakmayacak ve herkes tarafından anlaşılacak kadar net ve açıktır:
“Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini yahut alaya alındığını işittiğinizde, onlarla beraber oturmayın!”
Ne zamana kadar?

11 Temmuz 2018 Çarşamba

100 bin dolarınız olsa...



ÜMİT ŞİMŞEK
Bir sabah 100 bin dolarınız oluverse ne yapardınız?
California’da köprü altlarında yatan ve çöp toplayarak hayatını kazanan Ted Rodrigue adında evsiz bir Amerikalının başına bir gün böyle bir talih kuşu konuverdi. Ted o sabah çöplerin arasında bir çanta buldu. Tozunu pasını sildikten sonra çantayı açtığında Ted’in karşısına çıkan şey, deste deste paralar ile bu paraların kendisine ait olduğunu müjdeleyen bir not idi. Gözyaşları içinde notu okuyan Ted’in altı ay sürecek macerası böylece başladı.

10 Temmuz 2018 Salı

Paranın geçmediği yer (var mı?)



ÜMİT ŞİMŞEK
Saadet Asrından hemen sonra, “Ne günlere kaldık!” diye yakınıyordu Abdullah ibni Ömer, “artık dinar ve dirhem, insanlara Müslüman kardeşinden daha sevimli geliyor!”
İnsandan paraya doğru yönelen bu umumî teveccüh, bugün artık şikâyet edilen değil, olağan kabul edilen ve üzerine hüküm bina edilen bir konuma geldi. Gerçi Müslüman kardeşlerimizin sevgisini bütün bütün kaybetmiş sayılmayız; ama cüzdanı kabarık kardeşlerimizi diğer kardeşlerimizden daha fazla sevdiğimiz de hayatın bir gerçeği olarak ortada duruyor. Zaman zaman diller bundan farklı şeyler söylese de, gerek kişilerin, gerekse toplulukların yaşayışlarına baktığımız zaman, işin doğrusunu açıkça görüyoruz.
Çok şükür ki, dehrin bu amansız gidişine karşı çıkan kahramanlar da dünyamızda hiçbir zaman eksik olmadı. Onlar eksik olmadığı için, birtakım değerlerimiz herşeye rağmen bize kadar ulaşabildi. Onlar sayesinde biz herşeyin paradan, mevkiden, maddiyattan, şan ve şöhretten ibaret olmadığını öğrendik. Bize anlatıldığı zaman masal gibi dinleyeceğimiz o saf ve samimî hayatın gerçekten yaşanabileceğini onların şahıslarında bilfiil gördük.

6 Temmuz 2018 Cuma

Bilmediğin şeyin peşine takılma



BİLMEDİĞİN ŞEYİN PEŞİNE TAKILMA. ÇÜNKÜ KULAK OLSUN, GÖZ OLSUN, KALP OLSUN, HEPSİ BUNDAN SORUMLU TUTULMUŞTUR.
İSRÂ SÛRESİ, 17:36
BİR İNSANA ömür boyu tek başına yetecek hayat prensiplerinden birini de bu âyet ders veriyor:
Bilmediğin şeyin peşine takılma.
Bu prensip, aslında, mü’minin imanından gelen ve bütün söz ve davranışlarında egemen olması gereken bir ilkedir. Çünkü iman, Kur’ân’ın bize ders verdiği şekliyle, bilmeden elde edilecek birşey değildir. Kur’ân’ın pek çok âyeti, eski bâtıl inançlarında diretenlerin “Biz atalarımızdan böyle gördük” şeklindeki mazeretlerin ardına sığındıklarını anlatır. Bir âyet-i kerime de, onların bu bahanelerini naklettikten sonra, sorar:
Peki, ya onların ataları birşey akıl edememiş veya doğru yolu bulamamışlarsa?[1]

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Bir elmanın fiyatı

ÜMİT ŞİMŞEK
Bir küçük cansız çekirdekle başladı elmanın hikâyesi.
Kaç milyon yıl önce, bilen yok.
Dünyaya nasıl indiğini, yahut yerden ilk olarak nasıl fışkırdığını gören de yok, işiten de.
Milyonlarca kez ağaç oldu, milyonlarca kez çekirdek.
Bir o kadar da meyve, yaprak ve çiçek oldu bu küçücük cansız şey.
Ne tükendi, ne eskidi, ne de tadından ve kokusundan birşey kaybetti.
Öldü ve dirildi nesiller boyu. Toprağa ölü girdi, onda hayat buldu.
Bir avuç kara toprak, tonlarca meyveye dönüştü esrarengiz bir şekilde.

30 Haziran 2018 Cumartesi

Risale-i Nur'da hadis müdafaası üzerinden bazı düşünce ve teklifler





Kendisine peygamberinden bir haber ulaşan günümüz Müslümanlarından önemli bir kısmının zihninde hemen bir “acaba?” sorusu beliriyor, haberin doğruluğu hakkında tereddütler haberin peşini hiç bırakmıyor, neye inanıp neye inanmayacağımız konusunda gelgitler yaşanıyor.
Bazılarımız daha da ileri gidiyor; haberi kendi aklının ölçüsüyle değerlendirdikten sonra böyle bir hadisin olamayacağı kanaatine varıyor ve peygamberine din öğretmeye kalkışıyor.
Böylesi bir ortamda bizde çalışmamızda evvelâ “ümmetin bugün ıslahının çözümü olarak” gördüğümüz “Nübüvvet tavrı” üzerinde durduk. Hadislerin değişmeyen değerine değindikten sonra, “Neler yapılmamalı?” ve “Neler yapılmalı?” başlıkları altında tekliflerimizi sıraladık.
Risale-i Nur Enstitüsü tarafından yayınlanan Köprü dergisinin 140’ıncı sayısında yayınlanan ve dergideki diğer yazılarla birlikte bu yazının da PDF’sine http://www.rne.com.tr/kopru-dergisi/ adresinden erişebileceğiniz yazı şöyle:
ÜMİT ŞİMŞEK
Hz. Musa’nın kavmi, Peygamberlerine “Allah’ı gözümüzle görmedikçe biz sana inanmayız”[1] demiş ve bu yüzden onları yıldırım çarpmıştı. Allah Teâlâ’nın “en hayırlı ümmet”[2] olarak övdüğü ümmeti de aynı duruma düşürmek için gösterilen çabalar, ümmetin tamamında değilse de bir kısmında Peygamberiyle ilgili ciddî şüpheler ortaya çıkardı. Kendisine Peygamberinden bir haber ulaşan günümüz Müslümanlarından önemli bir kısmının zihninde hemen bir “acaba?” sorusu beliriyor, haberin doğruluğu hakkında tereddütler haberin peşini hiç bırakmıyor, neye inanıp neye inanmayacağımız konusunda gel-gitler yaşanıyor. Bazılarımız daha da ileri gidiyor; haberi kendi aklının ölçüsüyle değerlendirdikten sonra böyle bir hadisin olamayacağı kanaatine varıyor ve Peygamberine din öğretmeye kalkışıyor.

25 Haziran 2018 Pazartesi

Bir sineğin kanadı



Sineği bir kuş olarak gördüğümüz zaman, üzerindeki anlamlar da birer birer açığa çıkmaya başlar. Ve karşımızda bir hayranlıkla seyredilecek bir mucizeler paketi beliriverir.
ÜMİT ŞİMŞEK
YUNUS EMRE bir sineğin kanadını kırk kağnıya yüklemiş, kırkı da çekememiş. Şimdi kağnıların yerini otomobiller aldı, ama sinek kanadı yenilmezliğini hâlâ koruyor. Bir sineğin vücudunda 12 bin devirli motor halinde çalışan o incecik şeffaf kanatların gördüğü işi otomobiller de kendi boylarına uygun şekilde görebilselerdi, İstanbul-Ankara arası karayoluyla 6 dakikaya inerdi!
Sinek, saniyede 200 defa kanat çırpar, acelesi yoksa saatte 7,5 kilometre hızla uçar. Bu, kendi boyuna nispet edildiğinde, bir otomobil için saatte 5 bin kilometre hız demektir. Sinek, uçmak için sıçramaya bile ihtiyaç duymaz. Kanatlar harekete geçer geçmez havada ve istediği yöne doğru harekettedir.

23 Haziran 2018 Cumartesi

Sözün doğrusu bu kitapta




Ünlü hadis âlimi Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, hadis karşıtlarının tuzaklarını deşifre eden bir eserini Ramazan armağanı olarak okuyucularına sundu.
Hadis ve Sünnet hakkında şüpheler meydana getirecek şekilde ortaya atılan ve bir kısım medya tarafından sürekli bir şekilde canlı tutulmaya çalışılan ne kadar iddia varsa, bu kitapta ele alınıyor ve işin aslı ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor.
“Hadis Karşıtları Ne Yapmak İstiyor?” adlı kitap, Kandemir Hocanın şu manidar uyarısıyla başlıyor:
“Bu kitap hadis karşıtlarını ikna etmek için değil, din kardeşlerimi onların tuzağına düşmekten korumak için yazıldı.”

Bediüzzaman, İslâm ve demokrasi




Risale-i Nur cemaatleri içinde, siyasî hassasiyetleri dinî hassasiyetlerine galebe eden bazı arkadaşlarımız tarafından zaman zaman ortaya atılan bir iddia var: Bediüzzaman’ın “demokrasi taraftarlığı.”
Bu iddianın temelinde ise, Bediüzzaman’ın kendi beyanları değil, bazı kavramların birbirine karıştırılması ve bu şekilde karışmış zihinlerle Bediüzzaman’ın yazdıklarını yorumlama teşebbüsü yatmaktadır.
Gerçi demokrasi hakkında, hele türleri de ayrı ayrı söz konusu olduğunda, pek çok şey söylenebilir. Fakat bütün demokrasi türleri için söylenebilecek son derece net ve kesin birşey vardır ki, o da, halk iradesini en yüksek yetki mercii olarak kabul ettiğidir. Herhalde buna, demokrasiyi savunan arkadaşlarımızın hiçbir itirazları olmayacaktır. Eğer olursa, o zaman demokrasi adı altında başka birşeyden söz ediyorlar demektir.
Ancak, hiyerarşinin en üstünde yine İlâhî iradeyi kabul ettikten sonra, kulların iradesine bırakılmış olan hususlarda demokrasiden söz ediliyorsa, bu bahsimizden hariçtir. Eğer demokrasi ile kastedilen şey, ülkeyi yönetecek olan kimselerin belirlenmesi ile ilgili mekanizmadan ibaret ise, bu da yine bahis haricidir. Bizim problem olarak sözünü ettiğimiz husus şundan ibarettir:
Hiyerarşinin en üst noktasına beşer iradesini koyan bir rejim ne kadar İslâmî olabilir?

1 Nisan 2018 Pazar

Bir güncelleme öyküsü



ÜMİT ŞİMŞEK
– 1 –
“Geriye bakarsak adımlarımız geriye gider; bugünün ülkeleri 1400 yıl öncesinin kanunlarıyla idare edilmez” demişti 12 Eylül döneminin devlet başkanı Kenan Evren konuşmalarının birinde. Zat-ı devletlerinin mensup olduğu zihniyetin alâmet-i farikası haline gelmiş bir söylem olduğu için, onun bu tür sözleri kimseyi şaşırtmıyor, hattâ ciddîye de alınmıyordu. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığına başörtüsü ile ilgili çağdaş bir fetva sipariş ettiğinde, Din İşleri Yüksek Kurulu onun beklentilerine tamamen ters istikamette bir fetva yayınlamıştı. Yine aynı ihtilâl döneminde Genelkurmay Başkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığından bir yıl boyunca bütün hutbelerde okunmak üzere hepsi Atatürk’ü anlatan 56 hutbe hazırlamasını istediği zaman, Diyanet buna da boyun eğmemişti.[1]
Evren’in kimseyi şaşırtmayan sözlerinin benzeri, yıllar sonra, halk tarafından seçilmiş bir Cumhurbaşkanı tarafından söylendiğinde ise, herkesin dili tutuldu – kiminin sevincinden, kiminin öfkesinden ve hepsinin de hayretinden!