SON EKLENENLER
latest

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Kürt var, azınlık yok

Cumhuriyetin ilk yıllarında din yerine ırkçılığı yerleştirmeye çalışan bir politikanın uygulanmasıyla Doğu Anadolu vilâyetlerinin ve Kürtlerin uzun yıllar boyunca birtakım haksızlıklara ve mahrumiyetlere maruz kaldıkları bir gerçektir.

Fakat bu durumu “Kürt azınlığın sorunları” şeklinde tanımlayıp bunun üzerine bir hak mücadelesi bina etmek, aynı hatâyı diğer yönde tekrarlamaktan başka bir anlam taşımaz.

Kürtler ile Türkler birbirine nisbetle azınlık ve çoğunluk değildirler; onlar bir milletin evlâtlarıdır. Zira aralarında din ve vatan birliği vardır; büyük bir kısmıyla da ayrıca dil birliği mevcuttur.

Bediüzzaman’ın işaret ettiği gibi, ırkçılıkta en müfrit olanlar bile din ve dil birliğini millet birliği için kâfi görmüşlerdir. Ve yine Bediüzzaman’ın formülleştirdiği gibi, “İslâmiyet milleti her şeye kâfidir. Din, dil bir ise, millet de birdir. Din bir ise, yine millet birdir.”

Onun içindir ki, bu memlekette Rum azınlıktan, Musevî azınlıktan, Ermeni azınlıktan söz edilebilir; çünkü onlarla aramızda vatan birliği olsa da din birliği yoktur. Fakat Kürt, Laz, Arnavut gibi azınlıklardan söz etmeyi aklı başında hiçbir Müslüman Kürt veya Türk yahut Laz veya Arnavut düşünmez. Zaten bu unsurların hepsi din ve vatan potasında birleştiği gibi, aile yapıları itibarıyla da birbiriyle iyice karışmış ve kaynaşmışlardır. Hangi Türk veya Kürt aile, birbirinden kız alıp verirken yekdiğerine Rum veya Ermeni gibi azınlık-çoğunluk gözüyle bakar?

Üstelik Cumhurbaşkanlığına varıncaya kadar bu memleketin bütün yönetim kademelerinde Türkler gibi Kürtler ve Lazlar da görev almışlar; ancak bu görevlere onlardan hiçbirisi azınlık temsilcisi olarak gelmediği gibi, onların yönetime gelmesi karşısında da hiç kimsenin aklından “Azınlığın idaresi altına girdik” şeklinde bir düşünce geçmemiştir.

Kürtlerin mağduriyetini bir azınlık problemi olarak görüp göstermenin, kökü dışarıda olan birtakım bölücü mihraklara ait bir tuzaktan başka birşey olmadığını bugün herkes açıkça görüyor. Buna rağmen bazılarının hâlâ şu “azınlık-çoğunluk” sakızını çiğnemekte ısrar etmesi, eğer kasıtlı değilse gafilâne bir şekilde ecnebi emellerine hizmet etmekten başka hiçbir anlam taşımayacaktır. Eğer bir ülkeyi parçalamak istiyorsanız, bu iş için o ülke insanlarını birbirine nisbetle azınlık-çoğunluk durumuna düşürmekten daha kestirme bir yol bulabilir misiniz?

Aklı ve vicdanı olanlar, ağızlarına bu kelimeleri almadan önce bu soruya cevap arasın.

27 Ağustos 2015 Perşembe

"Atatürk" küfür etti, olanlar oldu

Tekirdağ’da Atatürk’ün geliş yıldönümü dolayısıyla yapılan törenlerde Atatürk’ü temsil eden tiyatrocu, tepki çeken küfürlü sözleri Atatürk sıfatıyla değil, oyuncu olarak söylediğini ve denize karşı sarf ettiğini açıkladı.

Mustafa Kemal’in Tekirdağ’a gelişinin 87. yıldönümü sebebiyle yapılan törende Atatürk’ü temsil eden Gökhan Akyüz,  “Erkekleri s…. edin, kadınları huzuruma getirin, ben tek tek yerleştiririm” demiş ve bu sözler medyaya yansımıştı.

Uğradığı tepkiler karşısında Facebook’taki profilinde bir açıklama yapan Akyüz, bu sözleri Mustafa Kemal’i temsilen söylemediğini belirtti. Akyüz, ayrıca bu sözlerin muhatabı olarak da Tekirdağ’ı değil, denizi gösterdi.

Gökhan Akyüz, konuyla ilgili açıklamasında şöyle dedi:

“O gün 09:30 sularında da başlayacak törene dakikalar kalmışken, iskelede prova almaktaydık. Ben o sırada Mustafa Kemal’i temsilen değil, Gökhan Akyüz olarak oyuncu arkadaşlarımın heyecanını dindirmek adına geçmişte yaşanmış bir olayı anlatıyordum. Tören sırasında, sonraki tiyatro oyununda ve film çekimleri aşamasında metinde yer almayan bu mevzu art niyetli bir gazeteci tarafından makaslanarak yayınlanmıştır.

“Sadece 30 saniyelik bir görüntü üzerine Tekirdağ Büyükşehir Belediyesinin düzenlemiş olduğu o anlamlı ve büyük törene gölge düşürülmeye çalışılması utanç vericidir.

“O görüntülerde anlaşılacağı üzerine biz ekip olarak Tekirdağ’a doğru değil, denize doğru yürümekteydik. Ben o cümleyi Tekirdağ’a değil, denize doğru sarf etmiş bulunmaktayım. Kaldı ki ben, Tekirdağ halkına Cumhuriyetçi, Atatürkçü, demokrat yapısından dolayı büyük saygı duymaktayım. O halka; kadınlarına, erkeklerine o cümleleri sarf etmek haddim değildir.

“Bu uğurda, hem o güzel insanlara hem de Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’ne, hiç de kast etmediğim halde, mahcubiyetlerimi bildirir, özürlerimi sunarım.”

23 Ağustos 2015 Pazar

Yine bayram eziyeti

Bugün yine bütün bir gün boyunca şehrin en işlek yolları trafiğe kapalı tutuluyor. Gerekçe:

30 Ağustos törenlerinin provası.

Bir hafta sonra aynı yollar bir daha kapanacak.

Sonra İstanbul’un kurtuluş günü gelecek. Yollar yine kapanacak.

Sonra Cumhuriyet Bayramı gelecek. Sadece bayram için değil, provalar için de ayrıca yollar bir daha kapanacak.

Bayramlara ve kurtuluş günlerine birşey dediğimiz yok; uygun şekilde, israfa kaçmadan, “görmemişlik” izlenimi vermeden, bu günler yine kutlanmalı ve o günlere anlamını veren değerler hatırlanmalıdır.

Fakat bunu milyonlarca kişiye eziyet verecek bir şekle dönüştürmenin bu değerlere hizmet ettiğini düşünmek kadar abes birşey tasavvur olunamaz.

İşte, yarım asırdan fazla zamandır devam eden bu eziyet geleneğinin karşılığını, Kader başka bir şekilde bize ödetiyor:

Bayram diye, tören diye vatandaşının yolunu kesen devletin başına, devletin yollarını kesen eşkıya çetelerini musallat ediyor.

Eşkıya çeteleri ve onların her kılıktaki destekçileri mutlaka hüsrana uğrayacaklar; bundan şüphemiz yok. Fakat onlarla olan mücadelenin daha kolay ve kesin bir şekilde sonuca ulaşması için, önce Kadere bu fetvayı verdiren sebepleri bertaraf etmek gerekmez mi?