12 Temmuz 2017 Çarşamba

GERİDE KALAN KOCAKARI OLMAYIN


– VIII –
Sapık cereyanların yoğun propagandaları, ne yazık ki, bazılarımızı bu konuda daha müsamahalı bir bakış açısını benimsemeye sevk edebiliyor. Hattâ, bu dostlarımız arasında, farkına varmadan sapıkların kullandığı dili kullanmaya başlayanları bile ne yazık ki görebiliyoruz.
Bu dostlarımıza önce şunu hatırlatalım ki, bütün bu yazdıklarımız, sapıklıkları aleniyete döken, meşrulaştırmak ve yaygınlaştırmak için açıkça faaliyet gösteren, dinimizin de “mücahir” olarak nitelediği ve “Allah’ın affetmeyeceği kimseler” arasında saydığı[1] kişiler hakkındadır. Bunlara karşı dinde hiçbir müsamaha belirtisi göremiyoruz.
Tam tersine, toplumda sapıklığı yaymak isteyenlere karşı gösterilen müsamahanın elîm âkıbetine dair pek çok uyarılar görüyoruz. Bunun en açık örneği, Lût aleyhisselâm’ın karısı ile ilgili olan uyarılardır.
Lût kavminin helâkini anlatan âyetler, o kavimle beraber bir kişinin daha aynı korkunç âkıbeti paylaştığını hatırlatır.
Bu, bir peygamber hanımıdır. Fakat mücrim kavimle olan alâkası – ki bu alâkanın ne seviyede olduğu konusunda Kur’ân bize bir bilgi vermiyor – onun helâkine sebep olmuştur.
Lût aleyhisselâmın karısı, Kur’ân-ı Kerim’de “kâfirlere örnek” olarak gösterilir ve hıyaneti sebebiyle kocasının dahi onu kurtaramadığı hatırlatılır.[2]
Lût kavminin helâkine dair haberlerde Kur’ân’ın sürekli olarak bize bu kadını hatırlatması hepimizi ciddî bir muhasebe içinde bulunmaya sevk etmelidir.
Dünyanın bütün şeytanlarının bütün şeytanlıklarını sergilediği bir konuda, yoğun propagandaların tesiri altında kalarak dilimize, hal ve tavırlarımıza bulaşan bazı söz ve davranışların farkına varamayabiliriz.
Propagandalar sürekli ve çeşitli olduğu için, bir günkü müteyakkız halimiz, bir başka gün için teminat teşkil etmeyebilir.
Onun için, (1) İslâm’ın en küçük bir müsamaha göstermediği bir konuya hiçbir zaman ve hiçbir surette sempati veya hoşgörüyle yaklaşma hakkımızın bulunmadığını, (2) aksi takdirde, yersiz bir hoşgörünün bizi geride kalan kocakarı durumuna düşürüp Allah’ın lânetlediği bir toplulukla aynı âkıbete duçar edebileceğini hiçbir zaman hatırdan uzak tutmamak, hepimiz için önde gelen bir iman problemini teşkil etmektedir.
Şimdi Kur’ân’ın tekrar tekrar bize bir ibret dersi olarak hatırlattığı Lût kavmi ile ilgili haberlerini bir daha toplu bir şekilde okuyalım:
***

GERİDE KALIP HELÂK OLANLAR

Lût’u peygamber olarak gönderdiğimizde, o da kavmine dedi ki: “Sizden evvel dünyada hiç kimsenin yapmadığı iğrenç bir işi nasıl yapıyorsunuz?
“Siz kadınları bırakıp, erkeklere şehvetle yaklaşıyorsunuz. Gerçekten siz haddini iyice aşmış bir kavimsiniz.”
Kavminin ona verdiği cevap, “Bunları ülkenizden çıkarın; bunlar temizliğe fazla düşkün insanlar!” sözünden başka birşey değildi.
Biz de Lût’u ve ailesini kurtardık — ancak karısı müstesna; o geride kalıp helâk olanlardan idi.
Onların üzerine ise bir azap yağmuru yağdırdık. İşte bak, mücrimlerin sonu nasıl oldu!
A’râf, 7:80-84
***

GERİ ÇEVRİLMEYECEK BİR AZAP

İbrahim’e de elçilerimiz müjdeyle gelmişler ve “Sana selâm olsun” demişlerdi. İbrahim “Size de selâm olsun” dedi ve çok geçmeden, onlara kızartılmış bir buzağı getirdi.
Ellerinin yemeğe uzanmadığını görünce bundan hoşlanmadı ve içine bir korku düştü. Onlar “Korkma,” dediler. “Biz Lût kavmine gönderildik.”
Ayakta onları dinleyen İbrahim’in hanımı buna güldü. Biz de onu İshak ile, İshak’ın ardından da Yakub ile müjdeledik.
“Eyvahlar olsun!” dedi. “Bu kocamış halimle mi doğuracağım? Üstelik kocam da bir pir-i fani iken! Bu çok tuhaf birşey!”
Onlar “Allah’ın işine mi şaşıyorsun?” dediler. “Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun, ey hane halkı. O hamd edilmeye lâyıktır ve şanı pek yücedir.”
Korkusu gidip de müjdeyi alınca İbrahim Lût kavmi hakkında Bizimle tartıştı.
Gerçekten İbrahim yumuşak huylu, içli ve kendisini Allah’a vermiş biriydi.
“Vazgeç bu işten, ey İbrahim,” dediler. “Artık Rabbinin emri gelmiştir. Onlara, geri çevrilemeyecek bir azap ulaşmak üzere.”
Elçilerimiz kendisine geldiğinde, Lût bundan çok sıkıldı, göğsü daraldı, “Bugün pek çetin bir gün olacak” dedi.
Derken kavmi koşarak geldiler ki, ondan önce de zaten o kötü fiili işlemekteydiler. Lût, “Ey kavmim, işte şunlar kızlarım,” dedi. “Onlar sizin için daha temizdir.  Allah’tan korkun ve beni misafirlerime rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında adam yok mu?”
“Sen de biliyorsun ki senin kızlarınla bizim bir işimiz yok,” dediler. “Bizim ne istediğimizi pekalâ biliyorsun.”
Lût “Keşke size yetecek gücüm olsaydı,” dedi. “Veya sağlam bir dayanağa sığınabilseydim!”
Konuklar dediler ki: “Ey Lût, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana el uzatamazlar. Gecenin bir vaktinde ailenle birlikte yola çık. Hiçbiriniz geri dönüp bakmasın.  Ancak karın müstesna; kavminin başına gelen onun da başına gelecektir. Onların vadesi sabah vaktidir. Sabah ise yakın değil mi?
Emrimiz geldiğinde, oranın altını üstüne getirdik ve başlarına ateşte pişmiş taşları peş peşe yağdırdık.
O taşlar Rabbinin katında işaretlenmişti.  Böyle bir azap zalimlerden hiçbir zaman uzak değildir.
Hûd, 11:69-83
***

İZLERİ HÂLÂ YOL ÜZERİNDE

Yanına girdiklerinde “Selâm olsun” dediler. İbrahim “Biz sizden korkuyoruz” dedi.
“Korkma,” dediler. “Biz seni bilge bir oğulla müjdeliyoruz.”
“Beni mi müjdeliyorsunuz?” dedi. “Bu yaşlı halimle bana neyin müjdesini veriyorsunuz?”
“Biz seni hak ile müjdeliyoruz,” dediler. “Sakın ümit kesenlerden olma.”
İbrahim “Sapkınlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser?” dedi.
“Elçiler, işiniz nedir?” diye sordu.
Dediler ki: “Biz mücrim bir kavme gönderildik.
“Yalnız Lût’un ailesi müstesna; onların hepsini kurtaracağız.
“Ancak karısını geride kalacaklar arasında bıraktık.”
Derken elçiler Lût’un evine geldiler.
Lût “Siz yabancı kimselersiniz” dedi.
Dediler ki: “Biz sana onların şüpheyle karşıladığı ceza ile geldik.
“Biz sana hak ile gelmiş bulunuyoruz; ve biz sözünde sadık olan kimseleriz.
“Gecenin bir vaktinde aileni yola çıkar; sen de arkalarından onları izle. Hiçbiriniz dönüp arkasına bakmadan,  size emredilen tarafa gidin.”
Böylece Lût’a şu emri tebliğ ettik ki, sabaha çıktıklarında onların kökü kesilmiş olacaktır.
Derken şehir halkı sevinç içinde geldi.
Lût “Bunlar benim konuklarım,” dedi. “Beni utandırmayın.
“Allah’tan korkun da beni rezil etmeyin.”
“Biz seni el âlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?” dediler.
Lût “Bir iş yapacaksanız, işte şunlar kızlarım” dedi.
Hayatın hakkı için, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
Gün doğarken o korkunç ses onları yakaladı.
Şehirlerinin altını üstüne getirdik ve başlarına ateşte pişmiş taşlar yağdırdık.
İnce anlayışlılar için bunda ibretler vardır.
O beldenin izleri, hâlâ yol üzerindedir.
Bunda da mü’minler için ibretler vardır.
Hicr, 15:52-77
***

NE KÖTÜ BİR YAĞMUR!

Lût kavmi de peygamberlerini yalanladı.
Kardeşleri Lût onlara “Sakınmıyor musunuz?” demişti.
“Ben size güvenilir bir elçiyim.
“Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
“Hizmetim için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim Âlemlerin Rabbine aittir.
“Siz âlemlerin içinden erkeklere yaklaşıyor da,
“Rabbinizin sizin için yarattığı hanımlarınızı bırakıyor musunuz? Doğrusu, siz haddini aşan bir topluluksunuz.”
“Ey Lût,” dediler. “Eğer bu işten vazgeçmezsen ülkeden sürülürsün.”
Lût dedi ki: “Ben sizin yaptığınız işten şiddetle nefret edenlerdenim.
“Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar!”
Onu ve bütün ailesini kurtardık.
Birtek geride kalan kocakarı hariç.
Diğerlerini ise helâk ettik.
Üzerlerine bir azap yağmuru indirdik. Uyarılmış olanlar için ne kötü bir yağmurdu o!
İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.
Şuarâ, 26:160-174
***

“BUNLAR TEMİZLİĞE FAZLA DÜŞKÜN”

Lût’u da peygamber olarak gönderdiğimizde, kavmine dedi ki: “Göz göre göre o hayâsızlığı mı işleyip duruyorsunuz?
“Kadınları bırakmış, erkeklere şehvetle yaklaşıyorsunuz. Ne kadar cahil bir kavimsiniz siz!”
Kavminin ona cevabı, “Lût’u ve ailesini yurdunuzdan çıkarın; çünkü bunlar temizliğe fazla düşkün insanlar” demekten ibaret oldu.
Biz de onu ve ailesini kurtardık—karısı dışında; çünkü onu geride kalanlar arasında takdir etmiştik.
Üzerlerine de bir yağmur yağdırdık ki! Uyarılmış olanlar için ne kötü bir yağmurdu o!
Neml, 27:54-58
***

ONLARDAN KALAN İŞARETLER

Lût’u peygamber olarak gönderdiğimizde, o da kavmine dedi ki: “Sizden evvel dünyada hiç kimsenin yapmadığı iğrenç bir işi yapıyorsunuz.
“Hâlâ erkeklere şehvetle yaklaşmaya, yol kesmeye, toplantılarınızda hayâsızlık yapmaya devam edecek misiniz?” Kavminin ona verdiği cevap, “Doğru söylüyorsan bize Allah’ın azabını getir” demekten ibaret oldu.
Lût “Rabbim, bu bozguncular güruhuna karşı bana yardım et” dedi.
Elçilerimiz İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde,  “Biz o belde ahalisini helâk edeceğiz,” dediler. “Çünkü oranın halkı zalim olup çıktı.”
İbrahim “Orada Lût da var” dedi. “Orada kimin olduğunu biz çok iyi biliyoruz,” dediler. “Onu ve ailesini kurtaracağız. Ancak karısı müstesna; o geride kalanlardan olacak.”
Elçilerimiz kendisine geldiğinde, Lût bundan çok sıkıldı, göğsü daraldı. Onlar “Korkma ve üzülme,” dediler. “Biz seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın müstesna; o arkada kalanlardan olacak.
“Yoldan çıkmakta direttikleri için, bu belde ahalisinin üzerine gökten azap indireceğiz.”
Akıl sahibi bir topluluk için, Biz o beldeden geriye apaçık bir işaret bırakmışızdır.
Ankebût, 29:28-35
***

AKIL ETMEYECEK MİSİNİZ?

Lût da peygamber olarak gönderilenlerdendi.
Biz onu da, bütün ailesini de kurtardık.
Ancak geride kalan kocakarı müstesna.
Sonra diğerlerini helâk ettik.
Sabah akşam onların yurtlarından geçiyorsunuz. Hâlâ akıl etmeyecek misiniz?
Sâffât, 37:133-138
***

İBRET ALACAK NEREDE?

Lût kavmi de uyarıcıları yalanladı.
Biz de onların üstüne taş yağdırdık. Ancak Lût’un ailesi müstesna — onları seher vakti kurtardık.
Bu ise katımızdan bir nimet idi. Şükredeni Biz böyle ödüllendiririz.
Lût onları şiddetli azabımız hakkında uyarmıştı; fakat onlar uyarıları şüpheyle karşıladılar.
Onlar Lût’un konuklarına kötülük etmeye niyetlendiler; Biz de onların gözlerini kör ettik, “Tadın azabımı ve uyarılarımın sonucunu” dedik.
Bir sabah vakti, yakalarını bir daha bırakmayacak bir azap onları yakalayıverdi.
Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımın sonucunu!
And olsun, Biz Kur’ân’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Fakat hani ibret alacak olan?
Kamer, 54:33-40
[SON]
***
[1] Buharî, Edeb: 60; Müslim, Zühd: 52.
[2] Talâk sûresi, 66:10.
***
Kaynak: yazarumit.com
Previous Post
Next Post

About Author

0 yorum: