SON EKLENENLER
latest

30 Mart 2017 Perşembe

"Bu âyetler hakkın tâ kendisi"

Allah katında İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi, o da oldu.

Bu, Rabbinden sana gelen hakkın tâ kendisidir; sakın şüpheye düşme.

UTESAV tarafından düzenlenen Kur’an Buluşmalarının 154’üncü bölümünde ağırlıklı konumuz, Kur’ân’ın en önemli kavramlarından “hak” kavramı idi.

25 Mart 2017 Cumartesi sabahı MÜSİAD Genel Merkezinde gerçekleşen toplantıda, Âl-i İmrân sûresinin 59 ve 60’ıncı âyetlerini okumaya çalıştık.

59’uncu âyette Yüce Allah, İsa aleyhisselâm’ın babasız dünyaya gelişini Âdem aleyhisselâm ile benzerlik kurarak açıklıyor ve herşeyin yaratılışında olduğu gibi, bu iki peygamberin yaratılışında da gerekli olan yegâne şeyin Allah tarafından verilecek “Ol” emrinden ibaret bulunduğunu bildiriyordu.

60’ıncı âyette geçen “hak” kavramını ise, başlıca şu anlam grupları içinde inceledik ve her bir grubun Kur’ân ve Hadisteki çeşitli örneklerini gördük:

hakikat,  gerçek ve sabit olan şey / gerçekleşmek, tahakkuk etmek / gerçek ve doğru olan, bâtılın zıddı / adalet, herşeye hakkını vermek, zulmün zıddı / hak sahibine karşı yükümlülük / lâyık, revâ / hikmet ile yakın anlamlı / Allah’ın isimlerinden.

 

Âhiret pazarının en kârlı günleri

Kim âhiret kazancını isterse, Biz onun kazancını arttırırız. Dünya kazancını isteyene de ondan veririz; fakat onun âhirette bir nasibi olmaz.

Şûrâ Sûresi, 42:20

ÜMİT ŞİMŞEK

SON DERECE çarpıcı bir karşılaştırma, hayatın gerçeklerinden birini gözlerimizin önüne seriyor:

Dünya hayatını isteyen, istediğinden bir kısmına kavuşur; âhiret kazancını isteyene ise, istediğinden fazlası verilir.

Ayrıca, dünyayı isteyenin âhiretten bir nasibi yok, ama âhireti isteyenin dünyadan da nasibi var.

Hiç şüphesiz, bu durum, Yüce Allah’ın kullarına olan ikram isteğini gösteriyor ve keremine nihayet bulunmadığına apaçık bir delil teşkil ediyor.

Eğer O kullarının dünya hayatına ait arzularını doyasıya cevaplandıracak olsaydı, bu sınırlı bir ikram olurdu. Çünkü dünya hayatının imkânları pek dar, süresi de pek kısadır. Fakat O, kullarının önüne bir sonsuzluk yurdunun kapısını açmış, o kapının ardında bitip tükenmek bilmeyen nimetlerini dizmiş, kullarını oraya çağırmaktadır.

İnsanın bir kısacık dünya hayatındaki çalışmasına karşılık ona ebedî bir hayatın mutluluğunu bağışlamak, elbette ki pek büyük bir ikramdır. Bu ödül dünya hayatı seviyesindeki nimetlerden ibaret kalsaydı bile, sırf ebedî oluşuyla “Biz onun kazancını arttırırız” sözünü haklı çıkarmaya yeterdi.

Fakat Yüce Allah lütfunu bu kadarla bırakmamış, çağrısına kulak vererek âhiret kazancına talip olan kullarının kazancını bire on arttırmayı vaad etmiştir.[1]

Kötülüklerin silinmesi ise bir başka kazançtır. Onun da bir tevbe, bir istiğfar, iyilikler vasıtasıyla kötülükleri giderme, şefaat, mağfiret gibi pek çok vesileleri vardır. Bu sayede kulların defterindeki zarar hanesi küçülerek bir muazzam kazanç artışına dönüşür.

Bu kadarla da kalmaz. Bire on karşılık, İlâhî ödüllerin tabanıdır. Bir başka âyet, mallarını Allah yolunda harcayanlar için bire yedi yüz misli mükâfat vaad eder.[2] Zor şartlar altında yapılan hizmet ve ibadetler, mübarek geceler gibi fırsatlar ise, âhiret kazancını baş döndürücü hızlarla arttıran vesilelerdir. Öyle zamanlarda dakikalar günlere, günler aylara dönüşür. Meselâ bir Kadir Gecesinde seksen yıllık bir ömrün kazancı devşirilir.

Bu dünyada başa gelen sıkıntılar, hastalıklar, hattâ kabul edilmemiş dualar bile, âhiret kazancını isteyen bir kul için kazanç kapısıdır. Kıyamet gününde defterini eline alan kul, onların muazzam bir kâra dönüştüğünü görür.

Âhiret kazancının nasıl arttığı, asıl Cennetten içeri girdikten sonra görülecek birşeydir! Çünkü iman edip güzel işler yapan kullar için orada hazırlanmış nimetler akıllardan geçecek, hayallere sığacak, tasavvur olunabilecek şeyler değildir. Kul, bu dünyada iken, Rabbinin ona vaad ettiği Cennet bahçelerini, köşklerini, ırmaklarını, yiyecek ve içeceklerini hayal eder, onlara kavuşmayı umar. Fakat Cennete adımını attığı anda görür ki, orada kavuştuğu şey ile burada hayal ettiği şey arasında dünyalar kadar fark vardır. O içten bir niyetle âhiret kazancını istemiş, Rabbi ise onun kazancını arttırdıkça arttırmıştır.

…Ve, bütün bu kazançların tümünü birden gölgede bırakacak asıl büyük kazanç:

Allah’ın hoşnutluğu.

Ve Allah’ın cemali.

Rablerinin lütfuyla bütün sıkıntılardan kurtulmuş, hayallerinden geçmeyen lütuflara erişmiş, sonsuzluk yurdunda bir muhteşem mülke kavuşmuş olan kullar, bütün bunların üstünde, bir de Rablerinin rızasıyla müjdelenirler.

Rablerini görmek ise, onlara tüm Cennet nimetlerini birden unutturacak en büyük ödüldür:

Cennet ehli Cennete girdikten sonra, bir nida edici onlara şöyle seslenir: “Allah’ın size bir sözü vardı; şimdi onu yerine getirmek istiyor.”

Onlar derler ki: “Bizi ateşten kurtarıp Cennete sokmakla Allah yüzümüzü ak etmedi mi?”

Derken Allah perdeyi kaldırır. Allah’a yemin olsun ki, onlar için, Allah’a bakmaktan daha sevimli hiçbir şey yoktur.[3]

***

[Âyetler ve İbretler’den]

***

[Foto: Mücahit Yıldız, Pixabay]

***

Dipnotları

[1] En’âm Sûresi, 6:160.

[2] Bakara Sûresi, 2:261.

[3] Tirmizî, Tefsir 10:10; Müslim, İman: 297; İbni Mâce, Mukaddime: 13.