SON EKLENENLER
latest

26 Nisan 2017 Çarşamba

Hz. İbrahim ne idi, ne değildi?

Ey Ehl-i Kitap! İbrahim hakkında niçin tartışıp duruyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Hiç akıl etmiyor musunuz?

Siz ki, bir parça bilginiz olan konuda tartıştınız diyelim; hiçbir bilginiz olmayan şey hakkında nasıl oluyor da tartışmaya giriyorsunuz? Herşeyi Allah bilir, siz bilmezsiniz.

İbrahim ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. O bütün bâtıl inanışlardan uzak, dosdoğru bir Müslümandı ve asla müşriklerden değildi.

İnsanlardan İbrahim’e en yakın olanlar ise, ona uyanlar ile şu Peygamber ve ona iman edenlerdir. Allah da mü’minlerin dostu ve yardımcısıdır.

Âl-i İmrân sûresi, 3:65-68

Ehl-i Kitaptan olup da hak açıkça ortaya çıktığı halde bâtıl iddialarında inat edenlere karşı, bu âyetler Müslümanların duruşunu açıkça bildiriyor ve İbrahim aleyhisselâm’ın onlarla hiçbir ilişkisinin olmadığını ve olamayacağını vurgulu bir şekilde ilân ediyor.

Kur’an Buluşmalarının 158’inci bölümünde, bu konuyu açıklayan pek çok âyet-i kerimeden bazılarına temas ettik ve bütün bu âyetlerin ışığında “İbrahim aleyhisselâm ne idi, ne değildi?” sorusunun cevabını aradık. Ortaya şöyle bir liste çıktı:

Yahudi değildi
Hıristiyan değildi
Müşrik değildi
Hanîf idi
Müslüman idi
Salih idi
Şakir idi
Başlı başına bir ümmet idi
Evvâh idi (içli, yüreği yanık)
Halîm idi
İmam (önder) idi
Rüşd sahibi idi
Çok vefalı idi
Münîb idi (Allah’a yönelen, kendisini Allah’a vermiş)
Sıddık idi (özü sözü doğru, çok sadık, sıdkı bütün)

Dersin ayrıntılı açıklamasına şu adresteki video kaydından erişebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=NMZUtLUicek

24 Nisan 2017 Pazartesi

KUTLU BİR MUHABBET HAFTASI

28 Şubat döneminin karanlıklarından kurtulmaya çalıştığımız bir dönemde uygulanmaya başlayan Kutlu Doğum Haftası, özellikle gençler arasında bir Peygamber muhabbeti dalgalanmasına vesile olmuştu. Bugün bir taraftan Peygamberine rol biçmeye kalkışanları, diğer taraftan da Müslüman dolandırıcılığında uzmanlaşanları bir araya getiren Kutlu Doğum Haftası muhalefeti, o günleri bize tekrar hatırlattı. Aşağıda, Kutlu Doğum Haftasının uygulanmaya başladığı ilk yıllarda yayınlanan bir yazımızı bulacaksınız.
ÜMİT ŞİMŞEK
Kutlu Doğum Haftası, özellikle öğrencilere yönelik etkinlikleriyle, güzel bir gelenek oluşturdu. Bu etkinliklerin meydana getirdiği atmosfer ve ortaya çıkardığı cevherler sayesinde, nice zamandır milletin üzerinde biriken pasların silinmekte olduğuna ve Peygamber aşkının taze bir doğuşla canlandığına şahit oluyoruz.
Bu etkinlikleri bir diriliş, bir silkinme olarak görmekte mübalâğa yoktur; zira toplumumuz yakın zamana kadar Peygamber sevgisi konusunda bir hayli ürkütülmüştü. Allah’ın mülkünün nice sebep, yasa, kişi ve kurumlar arasında paylaştırılmasını umursamayan bir kısım insanlar, bir ara, nasıl olduysa, Peygamber ile ümmeti arasındaki gönül bağından şirk kokuları almaya başladılar. Oysa, vehmettikleri şeyin vukuuna dair hiçbir örnek ortada yoktu: ne bugün, ne dün, ne bu ülkede, ne İslâm âleminde. Eğer olsaydı, hemen her alandaki aşırılıklardan doğan onca bâtıl mezhep arasında, aşırı Peygamber sevgisinin yol açtığı bâtıl mezheplerden de bugün söz ediyor olmamız gerekirdi. Bugün böyle bir mezhep veya cereyanı, yahut bu ümmet içinde Peygamber aşkıyla yolunu şaşırmış bir ferdi kimse gösteremiyor. Ama, Peygamber sevgisinden boşalan yeri egolarıyla doldurmaya teşebbüs edenlerin zaman içinde nerelere rampaladıklarını net bir şekilde görebiliyoruz.
Peygamber ile ümmeti arasındaki ilişkiye dair pek çok âyet arasında, özellikle Tevbe Sûresinin sonundaki tanım dikkat çekicidir. Ümmetin tümünü muhatap alan bu âyette Peygamber “size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametli” olarak nitelenmiş ve “Sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir” buyurulmuştur. Bu, kalbinde iman taşıyan herkesi kucaklayan bir hitaptır. Onun için, bu ümmetin içinden herhangi bir ferdin, nerede ve ne zaman yaşarsa yaşasın, kendi sıkıntısıyla üzülecek bir Peygambere mensup olduğunu bilmeye hakkı vardır. Bu gerçeğin en önemli delili ve vesilesi ise salâvattır.
Salâvat demek, herhangi bir anda, herhangi bir yerde, kişinin gönlünden koptuğu gibi, doğrudan doğruya Peygambere gönderilen ve gönderildiği gibi yerini bulan bir selâm, bir armağan demektir. Bu armağan, kimden geldiği açıkça belli olacak şekilde, Peygambere sunulur.[1] Kendisine salât ve selâm eden bir mü’min, Peygamberin nazarında, milyarlarca kişiden rasgele biri değil, bilinen ve sevilen bir dosttur. Bu dostluk, bütün bir ömür boyunca, hergün, tekrar tekrar vurgulanır. Her salât ve selâmla, ümmetinin her bir ferdi, kalbindekini ona bir daha sunar, kendisini ona bir daha hatırlatır. Artık bu gelip geçici bir dostluk değildir, tek taraflı bir muhabbet değildir. İnanan kimse için dua Rabbiyle arasında bir sohbet anlamını taşıdığı gibi, salâvat da Peygamberiyle bir muhabbet alışverişi demek olur. Zaten salâvat da bir rahmet duasıdır ve duanın ayrılmaz bir parçasıdır. “Duâmın tamamını salâvata ayırsam?” diye soran bir Sahâbîye, Peygamberimiz, “O zaman Allah senin bütün sıkıntılarını giderir, günahlarını da bağışlar” buyurmuştur.[2]
Kutlu Doğum Haftası, ümmetinden Peygambere gönderilen armağanların kaynayıp coştuğu bir zamanı temsil ediyor. Hele bu armağanlar arasında, gencecik kalemlerden çıkan ve Peygambere hitaben yazılan öyle içten, öyle nitelikli yazılar var ki, zamanımızın yazarlarından birçoğuna mecburî ders olarak okutulsa yeridir diye düşünmekten insan kendisini alamıyor.
Peygamber muhabbetinde, dinimiz için olduğu kadar, dilimiz için de bir diriliş müjdesi var.
[1] Bk. Ebû Dâvud, Menâsik: 97, Salât: 201, Vitr: 26.

[2] Tirmizî, Kıyamet: 23.