SON EKLENENLER
latest

26 Nisan 2019 Cuma

Cinler gaybı bilir mi?

ÜMİT ŞİMŞEK

Süleyman’ın ölümünü takdir ettiğimizde, asâsını kemiren bir ağaç kurdu bunu onlara fark ettirdi. Süleyman düşünce anlaşıldı ki, cinler gerçekten gaybı bilmiş olsalardı, o aşağılayıcı azap içinde daha fazla kalmazlardı.

Sebe’ Sûresi, 34:14

CİNLERİN gayb bilgisine sahip olmadıklarına dair uyarılar içeren âyetlerden biri de bu âyettir.

Kur’ân’ın bize bildirdiğine göre, Yüce Allah, Süleyman Aleyhisselâma pek büyük bir saltanat vermiş, cinleri de ona boyun eğdirmişti. Hz. Süleyman’ın gözü önünde çalışan cinler, onun için dalgıçlık yapar, kaleler inşa eder, binalar kurar, suretler, havuz gibi çanaklar, sabit kazanlar yapardı. Onun emrinden çıkmaya kalkan cinleri ise ceza olarak alevli bir ateş beklerdi.[1]

Yukarıdaki âyetten anlaşıldığına göre, Hz. Süleyman vefat ettiği zaman, asâsına dayanmış durumda idi. Nihayet, bir ağaç kurdu asâsına girip onu iyice kemirdiğinde Süleyman Aleyhisselâm yere düştü ve o zaman, onun çoktan ölmüş bulunduğu meydana çıktı. Onun ölümüyle yere düşüşü arasında geçen süre içinde, cinlerin bu durumdan habersiz şekilde, sanki o hâlâ hayatta ve kendilerini gözetliyormuş gibi, o ağır ve aşağılayıcı işlerde çalışmaya devam ettikleri anlaşılıyor. Belli ki, cinler, o zaman da “gaybı bildikleri” iddiasında imişler ve pek çok insan, onların gaybdan haberler taşıdıklarına inanıyormuş. Fakat, nasıl olmuşsa, gayb âlemlerinden haberdar oldukları sanılan cinler, geleceği bilmek bir yana dursun, burunlarının dibindeki bir kimsenin ölmüş olduğunu bile uzun zaman fark edememişler!

Hz. Süleyman’ın ölümü ile yere düşüşü arasında ne kadar zaman geçtiğini bilmiyoruz. Ancak bu âyetlerin inişinden bu yana on dört asırdan fazla zaman geçti; hâlâ da cinlerin gaybdan habersiz olduklarına insanları inandırmak kolay olmuyor!

İnsanlık hesabına gerçekten aşağılayıcı bir durumdur ki, tarihin her döneminde, insanlar, gayba ait haberler almak için cinlere başvurmuşlar ve onların elinde oyuncak durumuna düşmüşlerdir. Yalancılıklarının binlerce defa ortaya çıkması da cinlere veya gayb haberlerine gösterilen rağbeti maalesef önleyememiştir. Başka bir kısım toplumlar için belki bir derece olağan karşılanabilecek olan bu durumun, Kur’ân’ın ve Hadisin son derece açık uyarılarına ve sakındırmalarına rağmen, İslâm toplumlarında da görülebilmesi gerçekten hazin bir durumdur. Fakat sapıklık her zaman ardında gizlenebileceği bir kimlik buluyor. Zamanımızda da medyumluk, astroloji gibi günün modasına uygun etiketler altında, gaybdan güya haberler taşıyan meslekler, kitleleri peşlerine takmaya ve saf insanların keselerini boşaltmaya devam ediyor.

Fakat dünyanın gelip geçici merakları için cinlerin ardına düşen insanlar, bu arada çok büyük ve önemli gayb haberlerini kaçırıyorlar.

Görünen ve görünmeyen bütün âlemleri tüm incelikleriyle bilen Yer ve Göklerin Rabbi, sürekli uyarılarıyla, insana, çok yakın bir gelecekte karşılaşacağı bir âkıbeti haber veriyor. Nebe’ Sûresi buna “Büyük Haber” diyor. Ve bu Büyük Haber, istisnasız herkesi en yüksek düzeyde ilgilendiriyor.

Acaba her birimiz o Büyük Haberi nasıl bir durumda karşılayacağız?

Bu dünya üzerinde almakta olduğumuz nefesler, herhangi bir anda, herhangi bir sebeple son bulabilir. Acaba o son nefeste nerede, nasıl bir halde bulunacağız? Yolculuğumuzun ondan sonraki kısmında bizi neler bekliyor?

İnsanlar arasında bunu cidden merak edenlerin sayısı, üç gün sonra cebine kaç para gireceğini öğrenmek isteyenler kadar var mıdır dersiniz?

Oysa insanın yaratılışında bir merak duygusu var. Ve bu duygu, hiç kuşku yok ki, insanın diğer yetenekleri gibi, bir amaç için ona verilmiş olmalıdır. Yani, insanın, gerçekten de istikbaline yönelik bir merak içinde bulunması ve gerçekten de istikbalde işine yarayabilecek doğru bilgileri doğru yerden alma kaygısı içine düşmesi icap eder.

Fakat bunun için, insanın önce o duygusunu bu dünyanın gelip geçici hallerinden, cin ve benzeri korsanların tasallutundan kurtarması gerekiyor.

[1] Sebe’ Sûresi, 34:12-13; Sâd Sûresi, 38:37-38.

21 Nisan 2019 Pazar

Erkekler kavvâm, kadınlar saliha ve itaatkâr

Kur’an Buluşmalarının 228. bölümünde gündemimizin başlıca madde, Nisâ sûresinin aile hayatıyla ilgili önemli hükümler içeren 34. âyeti idi.

Bu âyet-i kerimede Allah Teâlâ, fıtrî sebeplerden ötürü aile reisliği mes’uliyetini erkeklere veriyor ve onları, kadınları geçindirmek ve koruyup kollamakla yükümlü tutuyordu.

UTESAV organizasyonuyla MÜSİAD’ın Çobançeşme’deki genel merkezinde gerçekleşen Kur’an Buluşmasında, konuyu âyet ve hadisler ile tefsirlerin ışığında ele aldık ve özetle şu tesbitleri yaptık:

  • Erkekler kendilerine has biyolojik ve psikolojik özellikleriyle, kadınlar da kendilerine has biyolojik ve psikolojik özellikleriyle, muayyen alanlarda yekdiğerine üstün kılınmışlardır.
  • Ailenin bakım ve sorumluluğunu üstlenecek olan taraf, kendisine verilen özellikler sebebiyle, erkek tarafıdır.
  • Aileyi geçindirmek, koruyup kollamak, idare etmek, kadınlar ve sair aile fertlerinin ihtiyaçlarını karşılamak gibi görevler, aile reisi (kavvâm) olarak erkeğin omuzlarındadır.
  • Miras dağıtımında erkek ve kız kardeşler arasındaki farklılığın sebebi de budur. Kadının mirastan aldığı pay bütünüyle kendisine aittir; erkeğin aldığı payda ise kadının nafakası da vardır.
  • Geçimini ve korunup gözetilmesini erkeğe yükleyen kadın ise “saliha” ve “itaatkâr” olarak nitelenmiştir.
  • Bu görev ve sorumluluk dağılımı, Kur’ân’ın ve kâinatın birbirini tefsir eden kitaplar oluşunun neticesidir.

Âyet-i kerimede yer alan ve hangi kadınların hangi şartlar altında “dövülebileceğini” bildiren hüküm de, bu arada, ilgili hadisler ve Resulullah ile Sahabenin uygulaması ışığında ele alındı ve ve şu noktalar üzerinde duruldu:

  • “Dövme” konusu bir emir değil, belirli şartlara mahsus bir ruhsattır.
  • Bu ruhsatın kullanılmaması durumunda bir sorumluluk doğmaz. Yanlış kullanımı halinde ise sorumluluk doğar. (Âyetin sonundaki tehdide dikkat!)
  • Ne Resulullah’tan, ne de Sahabenin ileri gelenlerinden, hanımlarını dövdüklerine dair bir vak’a intikal etmemiştir.

20 Nisan Cumartesi sabahı gerçekleşen 228. Kur’an Buluşmasının kesintisiz video kaydı:

UTESAV organizasyonuyla MÜSİAD’ın Çobançeşme’deki genel merkezinde gerçekleşen Kur’an Buluşmaları, Cumartesi sabahları 7:00’de simit-peynir-çaydan meydana gelen bir kahvaltı ikramını takiben 7:30’da başlıyor ve 9:00’a kadar devam ediyor.

Programda hanımlar için de yer ayrılmış bulunuyor.