SON EKLENENLER
latest

23 Ocak 2020 Perşembe

Çoban değil, yönetici!




“Hepiniz yöneticisiniz” buyuruyor Resulullah (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde. Sonra da sırayla her yöneticinin nelerden sorumlu tutulduğunu açıklıyor. Hadis-i şerifin Buharî ve Müslim’de yer alan bir rivayeti meâlen şöyle:

Hepiniz yöneticisiniz ve yönettiklerinden sorumlusunuz.
İmam (devlet başkanı) bir yöneticidir ve halkından sorumludur.
Her adam ailesinde yöneticidir ve yönettiklerinden sorumludur.
Kadın da kocasının evinde yöneticidir ve yönettiklerinden sorumludur.
Hizmetçi / işçi de patronunun malında yöneticidir ve yönettiklerinden sorumludur.
— Buharî, İstikraz: 20; bkz. Müslim, İmâre: 20

Hadis-i şerifin metninde geçen ve “yönetici” olarak tercüme ettiğimiz kelime, Arapça sözlüklerde, (1) hayvanlarla, (2) insanlarla ilgili kullanım alanlarına göre iki şekilde tarif ediliyor. Ve bu tariflerden birincisini Türkçedeki “çoban” kelimesi, diğeri de genel olarak “yönetici, idareci” gibi kelimeler karşılıyor. Aşağıda el-Kamusu’l-Muhit’ten yaptığımız nakil de bu mânâyı açıklıyor:

er-râî الراعي

(1) Davar otlatıcıya denir ki çoban tabir olunur.

(2) Ve bir kavim ve bir şehir ve vilâyet üzere vâli olan adama ıtlak olunur ki taht-ı eyaletinde olanların hıfz ve riayeti zimmet-i himmetine menût olunur.

Müslim’in şerhinde ise, hadis-i şerifin dipnotu olarak şu izah yer alıyor ve “râ’” kelimesinin hadiste çoban anlamında değil, yönetici anlamında kullanılmış olduğunu açıklıyor:

Ulema dedi ki:  Râî, kendisine güvenilmiş olan koruyucudur; ikamesi ve gözetimi altında bulunanların iyiliğini sağlayan kişidir. Onun için, kimin gözetimi altında birşey varsa, o konuda adaletle davranmak, onun dininde ve dünyasında iyiliğini gözetmekle yükümlüdür.

Râ’ kelimesinden türeyip bizim lisanımıza da geçmiş bulunan “riâyet etmek, mürâât etmek” gibi kelimeler de vardır ki, bütün bunlarda kelimenin “yönetici” mânâsındaki ikinci anlamı gözetilmiş, “çoban” anlamıyla hiçbir ilişkisi kalmamıştır. Yine el-Kamusu’l-Muhît’ten:

mürâât المراعاة

Bir adamı bir kimse ihsan ederek gözetip hıfz ve nigâh eylemek mânâsınadır ki hakkına hürmet ve riayet eylemek tabir olunur

— el-Kamusu’l-Muhît

Gelelim Türkçemize: Bu hadis-i şerifin Türkçeye “Hepiniz çobansınız” şeklinde tercüme edilmesi halinde mânânın yanlış bir şekilde aktarılmış olacağı açıktır. Çünkü Türkçede “çoban” kelimesi, aşağıdaki tarifte de görüleceği gibi, sadece “hayvan güden” kimse ile ilgili olarak kullanılan bir kelimedir.

Çoban:

(Fars. çōbān – şōbān) [Kelime Türkçe’den Balkan dillerine de geçmiştir] Koyun, keçi, manda, sığır gibi ehlî hayvan sürülerini güdüp otlatan kimse:

Ölüm bir kapıdır geçmek gerektir / Berâber anda sultan ile çoban (Ahmed Fakih).

Koyunları dağılan bir çoban gibi dalgın (Hüseyin Sîret).

Akşam çoban sadâları artar, güneş söner / Gür çıngıraklarıyle davar yayladan döner (Yahyâ Kemal).

— Kubbealtı Lügati (Misalli Büyük Türkçe Sözlük)

Ayrıca “çoban” kelimesiyle birlikte kullanılan fiillerin de, “OTLATMAK” ve “GÜTMEK” gibi, doğrudan doğruya hayvan sürülerine yönelik fiiller olduğu unutulmamalıdır. Bir çoban yönetmez, idare etmez, ancak otlatır veya güder. Meselâ biz bir kaymakamı tarif ederken “İlçe halkının çobanıdır” diye tarif etmeyiz.  Bu bakımdan, söz konusu hadis-i şerif “Hepiniz çobansınız” şeklinde tercüme edildiği takdirde, yöneten-yönetilen ilişkisine otlatan-otlatılan, güden-güdülen ilişkisi anlamının verileceği aşikârdır. Nitekim Asr-ı Saadette Yahudilerin “râinâ” hitabını bu yönde bir anlam ifade edecek şekilde kullanmaları üzerine, mü’minler, “Râinâ demeyin, unzurnâ deyin” şeklinde bir uyarıya muhatap olmuşlardır. (Bkz. Bakara sûresi, 2:104.)

Türkçenin özelliklerini dikkate almadan yapılmış olan bir tercümenin bu kadar yaygınlaşmış olması sebebiyle olsa gerektir ki, çeşitli kademelerde yönetime getirdiğimiz kimselerin biz sıradan insanları kendileriyle aynı seviyede birer kul olarak görmekte zorlandıklarına şahit olabiliyoruz. Bu husus açıkça ifade olunmasa da, meselâ rakiplerini suçlarken “İki tane kaz güdemez” gibi ifadeler kullanmaları, böyle bir bakış açısının ipuçlarını veriyor.

***

Bundan önceki yayın tarihi: 19 Ekim 2018

22 Ocak 2020 Çarşamba

Bu resimdeki minareyi bulun!

Bir yerin İslâm beldesi olduğunu gösteren en önemli alâmetlerden biri, orada yükselen minarelerdir. Bu bakımdan, ecdadımız, fethettikleri yerlerde önce camileri inşa eder, sonra hayatı onun etrafında örecek şekilde imar faaliyetine girişirlerdi.

Zamanımızda ise yükselen binalar arasında İslâm mabedleri ya görünmeyecek hal alıyor, ya da hiç yer bulamıyor.

Kadıköy ilçesinin semtlerinden birine ait olan bu resimde, bir yerlere saklanmış şekilde bir minarecik var. Gerçi çok şükür bu semtimizde ezan sesi mükemmelen işitiliyor; fakat camii bulmak o kadar kolay değil. İsterseniz bir de siz deneyin; bakalım minareyi kaçıncı dakikada bulacaksınız. (Zorlanırsanız, aşağıdaki resmi sağ tıklayarak AYRI BİR SEKMEDE açın, sonra açılan resmin üzerini tıklayarak iyice büyütün.)

ec

 

 

21 Ocak 2020 Salı

Bir varlık, bin şahit

ÜMİT ŞİMŞEK

Yeryüzündeki canlıların en büyüğü balinadır. Onları ve köpek balıklarının en büyük cinslerini, gözle ancak görülebilecek kadar küçük planktonlar besler. Hattâ, yavrulu bir balina, bu mikroskopik besinle kendi karnını doyurduğu gibi, aynı besinden hergün yüzlerce kilo süt çıkarıp yavrusuna sunar.

Bu beslenişte ve bu ikramda, en büyüğü en küçüğe muhtaç eden ve en küçükten en büyüğü çıkaran bir kudretin eseri görünür.

kd1

♦♦♦

Unsurlar arasında en zayıfı havadır. Ağırlığıyla bizi ezmez, yüzümüze çarptığında incitmez, elimizle ittiğimizde bize direnmez.

Ama onu, bir de Rabbinden emir aldığı zaman seyredin:

Fırtınalarla, hortumlarla, kasırgalarla denizleri kaynatır, binaları yıkar, şehirleri yerle bir eder.

Felâketlerin en büyüğü, en zayıf unsur vasıtasıyla gelir.

Bu şahlanışta, en kuvvetliyi en zayıf karşısında boyun eğdiren bir izzet ve hâkimiyetin eseri görünür.

♦♦♦

Etrafımızdaki canlılar arasında en hakir görüleni, böceklerdir. En ince san’at onların işlediklerinde, en muhteşem düzen onların yaşayışında görünür.

Bu mükemmel san’atta ve bu muhteşem düzende ise, herşeyi her haliyle kuşatan bir ilim ve hikmetin eseri görünür. Çünkü görünen eser, o yaratıkların kendi kabiliyetleriyle münasip değildir.

kd4

♦♦♦

Yeryüzündeki canlıların en çaresi durumda olanı, yerinden kımıldamaya kabiliyeti olmayan bitkiler ve ağaçlardır. Onların muhtaç oldukları şey, dağlar gibi bulutlarla onların ayaklarına gönderilir.

Hayvanlar arasında en âciz durumda olanları ise yavrulardır. Onlar için de anne ve babalar âdetâ birer köle olur, gece gündüz onlara hizmet eder.

Bunda da, en vahşî canavarları bir küçücük mâsum yavruya boyun eğdiren bir kudret ve rahmetin eseri apaçık görünür.

kd6

♦♦♦

Hangi varlıkta bir kudret eseri görünse, o kendisinden değildir.

Hangi varlıkta bir ilim ve hikmet eseri görünse, kendisine ait değildir.

Hangi varlık bir rahmete mazhar ise, o da kendisinden değildir.

Bütün o varlıklar, kendilerinde eseri görünen ilim, kudret ve rahmetin birer şahidinden başka birşey değildir.

Başka bir deyişle:

Her varlık, kendi varlığına ancak kendisi kadar şahitlik eder.

Kendisini var edene şahitlik ettiği zaman ise, kendisinden başka bütün varlıkları da beraber şahit gösterir.

Kısacası, kâinatta her varlık, kendisini var edenin binlerce şahididir.

19 Ocak 2020 Pazar

Sıfatlar âlemine giriş

Risale-i Nur ile Tefekkür Derslerinin dördüncü bölümünde İlâhî sıfatlar âlemine kısa bir giriş yaptık.

Kâinattaki her varlığa ve her olaya bir eser gözüyle bakmak suretiyle başladığımız tefekkür yolculuğu, ilk aşamalarda bizi İlâhî fiillerin ve Esmâ-i Hüsnânın âlemlerine götürmüştü.

İlâhî sıfatları incelerken ise, kendimizi, bütün kâinatı ihata eden ezelî hakikatlerle kuşatılmış halde bulduk. Yerde veya göklerde, dünyada veya âhiret âlemlerinde her neye bakacak olsak, o baktığımız şey, bizi bütün varlık ve olaylarda eserini gösteren adalet, hikmet, rahmet, kerem, celâl, cemal gibi İlâhî sıfatların tecellîleriyle karşı karşıya getiriyordu.

Bu incelemelerimiz sırasında, Hz. İbrahim aleyhisselâmın Nemrud’a karşı kullandığı “cüz’î tecellîlerden küllî tecellîlere intikal” metodunun Risale-i Nur’da ve bilhassa Onuncu Sözde son derece etkili bir şekilde kullanılmış olduğunu gördük.

Seminerin video kaydını şu bağlantıdan izleyebilirsiniz:

Seminerde kullanılan sunum dosyasını PDF olarak indirmek için de aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz:

Tefekkür Dersleri, Cumartesi sabahları 10:30-12:00 arasında, Iraklı âlim İhsan Kasım Salihî ile Ümit Şimşek arasında dönüşümlü olarak cereyan ediyor ve İİKV’nin Facebook ve Youtube hesaplarından canlı olarak izlenebiliyor.

Herkese açık olarak cereyan eden derslerde hanımlar için de yer ayrılmış bulunuyor.

"Yoksa onlar cahiliyet devrinin hükmünü mü arıyorlar?"

“Biz sana, insanlar arasında Allah’ın gösterdiği şekilde hüküm vermen için, kitabı hak ile indirdik. Onun için hainlerden taraf olma” buyuruluyor Nisâ sûresinin 105. âyetinde.

Ve bu âyet-i kerime, hayatın bütün alanlarını Kur’ân’ın ahkâm sınırları içine alıyor.

Şahsî hayatımızda, aile hayatımızda, sosyal ilişkilerde, sanatta, ticarette, siyasette, Kur’ân’ın bize öğrettiği adalet, ahlâk ve fazilet esaslarını kendimize mutlak rehber yapmamızı istiyor.

Bundan yüz çevirenleri de “Yoksa onlar cahiliyet devrinin hükmünü mü arıyorlar?” diye azarlıyor.

Bu âyet-i kerime, geçtiğimiz haftaki Kur’an Buluşmasında okuduğumuz Nisâ sûresinin âyetleri arasında yer alıyordu. Bu âyetleri, aynı konuyla ilgili diğer âyet ve hadislerle okuduğumuzda, Kur’ân ile nefes alırcasına bir hayat sürmemizin gerekliliği bir kere daha gözlerimizin önüne serildi.

UTESAV organizasyonuyla MÜSİAD’ın Çobançeşme’deki genel merkezinde 18 Ocak Cumartesi sabahı gerçekleşen 253. Kur’an Buluşmasında Nisâ sûresinin 104-109. âyetlerini okuduk.

Bu âyetlerde şöyle buyuruluyordu:

Düşman birliklerini takip etmekte gevşek davranmayın. Siz acı çekiyorsanız, sizin çektiğiniz gibi onlar da acı çekiyorlar. Üstelik siz, onların ummadığı şeyi Allah’tan umuyorsunuz. Allah ise Alîm ve Hakîmdir.

Allah’tan bağışlanma iste. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

Kendi nefislerine hıyanet edenleri  savunma. Çünkü Allah hainlikte ve günahta ileri gidenleri hiç sevmez.

Onlar işlediklerini halktan gizleseler de Allah’tan saklayamazlar. Çünkü onlar Allah’ın asla hoşlanmadığı iftiraları sinsice kurup dururken Allah onların yanındaydı ve onların bütün yaptıklarını kuşatmış bulunuyordu.

Siz dünya hayatında onları savundunuz diyelim; kıyamet gününde Allah’a karşı onları kim savunacak, himayelerini kim üstlenecek?

Herkese açık olarak cereyan eden Kur’an Buluşmaları Cumartesi sabahları 6:50’de kılınan sabah namazından sonra simit-peynir-çaydan meydana gelen bir kahvaltı ikramını takiben 7:30’da başlıyor ve 9:00’a kadar devam ediyor.

Programda hanımlara da yer ayrılmış bulunuyor.

Kur’an Buluşmalarının 253. bölümüne ait tam video kaydını buradan izleyebilirsiniz: