SON EKLENENLER
latest

29 Şubat 2020 Cumartesi

Fillerin esrarengiz dünyası

Bir filin hortumu, bir ağacı kökünden sökecek kadar güçlüdür.

Bu kaba ve kuvvetli organın şaşırtıcı bir özelliği daha var:

Bir tavşan burnundan daha hassastır: İki kilometre uzaktaki suyun kokusunu alır.

Kokusuz suyun kokusu nasıl alınır? Üstelik iki kilometre uzaktan bu koku nasıl hissedilir?

Bilemiyoruz. Yalnız bildiğimiz birşey var:

Filin Rabbi, onu o koca gövdesiyle saatlerce su peşinde koşturmayacak kadar merhamet sahibidir. Onun için, kilometrelerce uzaktaki su kaynağının yerini ona bildirir.

Ve fil, gözüyle görmüş gibi su kaynağına doğru yönelir, eliyle koymuş gibi onu yerinde bulur.

♦♦♦

Koku, her zaman güvenilir bir haberleşme vasıtası değildir. Bazan rüzgârla ve başka kokularla karışık hale gelebilir.

Bu defa da, işitilmeyen sesler fillerin imdadına yetişir. Bu sesler, koca ormanların içinden hiçbir engele uğramaksızın geçerek kilometrelerce uzaklara rahatlıkla ulaşan sesaltı dalgalarıdır.

Bir su kaynağını keşfeden fil sürüleri, bizim işitemediğimiz seslerle, kilometrelerce uzaktaki diğer fil sürülerine haber ulaştırır.

Tehlikeyle karşılaşan filler, aynı seslerle durumu uzaktaki akrabalarına bildirir. Yardıma ihtiyacı olan fil, yine aynı işitilmez seslerle kilometrelerce uzaklardan yardım çağırır.

♦♦♦

Fil, kuşlar gibi kanat çırpamaz, çita gibi koşturamaz. Ama onun acze düştüğü yerde, rahmet imdadına yetişir.

Ve kokusuz suyu ona koklatır, duyulmayan sesleri ona işittirir.

Nasıl ki aynı rahmet, herşeyden âciz şekilde dünyaya gözünü açan yavruya anne sütünü ve şefkatini göndermekte, yerinden kımıldamaya kabiliyeti olmayan ağaçların imdadına da yağmur dolu bulutları yetiştirmektedir.

Yeryüzünde hangi canlıya baksanız, en âciz olduğu hususta en parlak rahmet tecellîlerine mazhar olduğunu görürsünüz.

Demek ki hiç kimse, hiçbir varlık, bu dünyada eriştiği nimetleri kendi gücüyle elde etmiyor. O nimetler, onlara, herşeyi kuşatan İlâhî bir rahmet tarafından gönderiliyor.

İşte fil de, o muhteşem gövdesi ve karşı konulmaz gücüyle beraber, o rahmetin âciz bir dilencisinden başka birşey değildir.

25 Şubat 2020 Salı

Günahlar nasıl silinir?

İyilikler kötülükleri giderir.
Hûd Sûresi, 11:114


ÜMİT ŞİMŞEK

KUR’ÂN âyetleri, insana hayatın içinden hitap edenâyetlerdir. Onda, yaşanan hayattan kesitler ve hayatı en verimli hale çevireceköğütler yer alır.

Konumuz olan âyetin bu cümlesinde de aynı hakikatibütün canlılığıyla gözlüyoruz. Bu ifadeler, hiç günahsız bir insan tipini örnekolarak ortaya koymuyor. Bu ifadeler, beşeriyet icabı birtakım kötülüklerebulaşmış kimseleri ümitsizlik içine atmıyor. Bu ifadeler, kötülüğü önemsizbirşey olarak gösterip onları günaha da cesaretlendirmiyor.

“İyilikler kötülükleri giderir” cümlesi, ancakKur’ân’dan beklenebilecek ve ancak ona yaraşır bir şekilde, insanın önüne bütüniyilik ve güzelliklerin kapısını açıyor.

Ve kötülükleri giderecek bir yolu ona gösterirken,aynı zamanda, onun içindeki bütün iyilik yeteneklerini de uyandırıyor, şevkegetiriyor.

İnsan, yaratılışı itibarıyla, hem iyilikte, hem dekötülükte alabildiğine gelişmeye elverişli yeteneklere sahip kılınmıştır.Yaşadığı hayatın, bir parçası olduğu toplumların ise onu hem iyiliğe, hemkötülüğe çağıran yönleri vardır. Bu gezegen üzerinde nefes alıp veren,hemcinsleriyle bir toplum hayatını paylaşan insan, bu etkilerden tümüylesoyutlanamaz. Eğer o insan herhangi bir şekilde heveslerine mağlûp düşer,kendisini kötülüğe çağıran şeylerin etkisine kapılır ve cahillikle bir günahişleyecek olursa ne yapacaktır?

Bu hatânın hiç telâfi imkânı yok mudur? Ne olursaolsun, madem işlememesi gereken birşeyi yapmış; öyleyse sonucuna da katlansınmı denecektir?

Hayır.

Eğer kul günahı günah olarak bilir ve yaptığı birkötülüğü telâfi etmek arzusunu taşırsa, onun elinde pek büyük fırsatlar vardemektir.

Üstelik bu fırsatlar, insanı sadece kötülüktenkurtarmakla kalmaz; onun içindeki iyilik yeteneğini daha da geliştirebilir.

İşte, âyet-i kerime bize bu fırsattan haber veriyor vediyor ki:

“İyilikler kötülükleri giderir.”

Eğer işlediğiniz bir kötülükten kurtulmakistiyorsanız, onu hiç işlememişçesine hesap defterinizden çıkarıp atmakistiyorsanız, size düşen şey gayet basittir:

Allah’tan bağışlama istemek; o kötülüğün yerine deiyilik yapmak.

İşte bu emir, insana pek büyük bir ümit vermeklekalmıyor; aynı zamanda, ona, kötülükten uzak durma ve sürekli şekilde iyilikyapma bilinci de aşılıyor.

Eğer insan bu bilinci tam olarak kendisindeyerleştirir ve elinden geldiğince kötülükten uzak durursa, ne âlâ…

Yok, bunda çok fazla başarılı olamaz ve birtakım ufaktefek kusurlara bulaşmaktan kendisini alıkoyamazsa, bu defa, o kötülüklerigidermek için daha fazla iyilik yapmak ihtiyacını hisseder. Bu takdirde, onunişlediği bir kötülük bile, bir yandan pişmanlıkla Allah’a yönelme ve tevbe gibigüzel bir işe vesile olur, bir yandan da, onu giderecek daha başka iyiliklereneden teşkil eder.

Her iki halde de, Kur’ân’ın çağrısına kulak verenkimse büyük bir kazanç elde etmiş demektir.

İşte, Kur’ân’ın bu özelliği de bize gösteriyor ki, o,bizim için daima iyiliği ve güzelliği lâyık gören, bizi bağışlamaktan ve bize ikramlardabulunmaktan hoşlanan, sonsuz rahmet ve kerem sahibi bir Rabbin kelâmıdır.

Bu yüzdendir ki, birçok hadis-i şerifte de haberverildiği gibi, pek çok ibadet ve iyiliği, Yüce Rabbimiz, daha önce işlenmişolan kötülüklere kefaret kılmıştır ki, namaz, oruç, hac gibi ibadetler veakraba hakkını gözetmek gibi güzel işler, bu vesileler arasındadır.

Bizi bağışlamak ve bizi iyiliklerle güzelleştirmek için bu kadar vesileler yaratan Rabbimizin bu lütuflarına karşılık bize düşen de, Onun kelâmını can kulağıyla dinlemek ve o kelâmın bize gösterdiği en güzel hedeflere doğru tam bir şevk içinde bütün yeteneklerimizi seferber etmektir.

24 Şubat 2020 Pazartesi

"İtaat maruftadır"

Resulullah’ın (s.a.v.) komutan tayin ettiği ve “İtaat edin” diye de ayrıcatenbih buyurduğu bir Sahabîye, emrindeki diğer Sahabîler bir konuda itaatetmediler.

Halbuki onu Resulullah bizzat tayin etmişti.

Ayrıca “Ona itaat edin” diye de emretmişti.

Buna rağmen Sahabîler ona itaat etmediler.

“Resulullah tayin ettiğine göre bir bildiği vardır” diye düşünmediler. Böylebirşey akıllarına bile gelmedi.

Çünkü Resulullah, kendisinin de gaybı bilemeyeceğini onlara iyice belletmiş, hattâ “Aramızda yarın ne olacağını bilen bir peygamber var” meâlinde şiir düzenleri bundan kesin şekilde men’ etmişti. Bu durumda, onun tayin ettiği bir kimsenin bu görevi sırasındaki her hükmünün hak, her emrinin meşru olacağına dair bir garanti söz konusu olamazdı.

Olay Resulullaha intikal ettiğinde, Sahabîlerin itaatsizliklerini tasvip etmekle kalmadı, itaat etmeleri halinde çok elîm bir âkıbete uğrayacaklarını da onlara haber verdi.

Böylece, kıyamete kadar bütün ümmetinin kulağına küpe olacak bir dersi buhadise vasıtasıyla ümmetine öğretmiş oldu. (“Ümmetinin fertleri bunu ne kadaröğrendi?” sorusunun cevabı ise ayrı bir konu teşkil ediyor.)

Buharî ve Müslim’in her ikisinin de ittifakla naklettikleri bu hadiseyi, kaynağından okuyoruz:

Resulullah (s.a.v.) sefere bir müfreze göndermiş, Ensardan birisini dekomutan tayin etmiş ve “Ona itaat edin” buyurmuştu.

Komutan askerlere bir sebepten dolayı kızdı ve “Resulullah bana itaatetmenizi emretmedi mi?” diye sordu.

“Evet, emretti” dediler.

“Öyleyse size odun toplayıp yaktıktan sonra ateşe girmenizi emrediyorum”dedi.

Odun toplayıp tutuşturdular. Ateşe girmeye niyetlendikleri sıradaiçlerinden bazıları birbirine bakarak “Biz ateşten kaçtığımız için Resulullahatâbi olduk; ateşe niye girelim?” dediler.

Onlar böylece tartışırken ateş kendiliğinden söndü, komutanın öfkesi de dinmişbulundu.

Bu hadise Resulullaha naklediğinde buyurdu ki:

“Eğer o ateşe girmiş olsaydılar ebediyen ondan çıkamazlardı. İtaat ancak maruftadır.”

Buharî, Ahkâm: 4; Müslim, İmâre: 39

23 Şubat 2020 Pazar

"Allah'ın dostu Hz. İbrahim gibi olun"

Herhangi bir delile dayanmaksızın din ile ilgili konularda ortaya atılan veKur’ân’ın “ümniyye = kuruntu” olarak adlandırdığı asılsız iddialar, 258. Kur’anBuluşmasının başlıca konuları arasındaydı.

Kur’ân-ı Kerim, bu tür iddialar için “Allah’ın vaadi ne sizinkuruntularınıza tâbidir, ne de Kitap Ehlinin kuruntularına” buyuruyor vearkasından da uyarıyor, Allah ve Resulünün açık vaadleri ve uyarıları dururkenbirtakım kuruntularla avunmanın ebedî âlemde derin pişmanlıklara yolaçabileceğini hatırlatıyordu:

“Kötülük işleyen onun cezasınıgörür; kendisine Allah’tan başka bir dost veya yardımcı da bulamaz.”

UTESAV tarafından düzenlenen vegeçtiğimiz hafta Karadeniz Vakfının İstinye sosyal tesislerinde gerçekleşenKur’an Buluşmasında Nisâ sûresinin 122-125. âyetlerini okuduk.

Bu âyetlerden nasibimiziararken, salih amel kavramı üzerinde de durduk; Kur’ân-ı Kerimde iman ilebirlikte zikredilen ve ebedî hayamızın sermayesini teşkil eden bu kavramınkapsamına hangi tür işlerin girdiğini araştırdık.

Ödül ve cezada kadınlar ileerkekler arasında hiçbir fark bulunmadığını bildiren ve hiç kimsenin zerrekadar bir haksızlığa uğramayacağını müjdeleyen âyet-i kerime degündemimizdeydi.

Son olarak okuduğumuz âyet isebize Hz. İbrahim aleyhisselâmı örnek olarak gösteriyor ve onun gibi, her türlübâtıl inançları kesin bir şekilde terk ederek, tam bir teslimiyet ve güzel birniyetle İslâma tâbi olmamızı bizden istiyor, “İbrahim aleyhisselâmı Allah dostedinmişti; siz de onu örnek alın” diyordu.

Kur’an Buluşmalarının 258. bölümüne ait tam video kaydını aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz:

Herkese açık olarak cereyan eden Kur’an Buluşmaları Cumartesi sabahları6:50’de kılınan sabah namazından sonra simit-peynir-çaydan meydana gelen birkahvaltı ikramını takiben 7:30’da başlıyor ve 9:00’a kadar devam ediyor.

Programda hanımlara da yer ayrılmış bulunuyor.