SON EKLENENLER
latest

25 Haziran 2020 Perşembe

Vali Umeyr'in dünyalığı



Mağribli bir dilenci Halep’in kumaşçılar çarşısında şöyle diyordu:
“Ey servet sahipleri! Eğer sizde insaf, bizde kanaat olsaydı, dünyadan dilenme âdeti kalkardı.
Sadi

Umeyr bin Sa’d el-Ensârî, Hz. Ömer’in Humus’a vali tayin ettiği kişi idi. Göreve başlamasının üzerinden bir yıl geçtiği halde ondan bir haber gelmeyince, Hz. Ömer “Ben Umeyr’in bize ihanet etmiş olmasından şüpheleniyorum” diyerek onu Medine’ye çağırttı. Gelirken, ganimetlerden toplayabildiğini de beraberinde getirmesini istedi.

Vali Umeyr, mektubu alır almaz yol azığını dağarcığına koydu, ibriği ile su kabını ve asâsını alarak yola koyuldu. Humus’tan Medine’ye kadar yürüyerek geldiğinde saçı sakalı birbirine karışmış, toz toprak içinde kalmıştı.

Halife Ömer ona “Durumun nedir?” diye sorduğunda, Vali Umeyr “Gördüğün gibi,” cevabını verdi. “Vücudum sıhhatli, kanım tertemiz. Dünyayı da boynuzlarından tutmuş, arkamdan sürüklüyorum.”

Hz. Ömer beraberinde ne getirdiğini sordu. Umeyr de elindekileri gösterdi. “Acıkınca dağarcığımdan yiyorum,” dedi. “Su kabında üstümü, başımızı yıkıyorum. İbrikten su içip abdest alıyorum. Allah’a yemin ederim ki dünya malı olarak yanımda bunlardan başka birşey yok.”

“Peki, Humus’tan buraya kadar yaya mı geldin?”

“Evet.”

“Sana bineğini verebilecek bir arkadaşın da mı yoktu?”

“Kimse vermedi, ben de istemedim.”

Halife Ömer “Yanından geldiğin Müslümanlar ne kötü insanlarmış!” dediğinde, Umeyr “Allah’tan kork, ey Ömer,” diye cevap verdi. “Yüce Allah sana insanların arkasından konuşmayı yasaklamamış mıdır?”

Hz. Ömer “Peki, senden istediğimiz şeyler nerede?” diye sordu.

“Eğer seni üzmekten korkmasaydım daha önce haber verecektim,” dedi Umeyr. “Beni gönderdiğinde oradaki iyi insanları bir araya getirdim; sonra da ganimetleri toplamaları için onların herbirini bir yere gönderdim. Getirdikleri malları da verilmesi gereken yerlere verdim ve elimde hiçbir şey kalmadı. Eğer kalsaydı mutlaka getirirdim.”

“Şimdi sen bize hiçbir şey getirmedin mi?”

“Hayır.”

“O halde seni yine aynı göreve getiriyorum.”

“Hayır,” dedi Umeyr. “Artık bitti. Bundan böyle ne senden, ne de daha sonra gelecek halifelerden hiçbir görev kabul etmeyeceğim. Allah’a yemin ederim ki, o kadar uğraştığım halde yine kendimi bu görevin kötülüklerinden koruyamadım; bir keresinde bir Hıristiyana ‘Allah seni seni rezil etsin’ demiş bulundum. Ey Ömer, bu felâketi benim başıma sen getirdin.”

Umeyr bu sözleri söyledikten sonra çıktı, Medine’nin birkaç kilometre uzağındaki evine döndü. Valilik görevini boşaltmak için tekrar Humus’a kadar gitmesine gerek yoktu; bütün eşyası zaten yanındaydı.

***

Umeyr gittikten sonra, Hz. Ömer’in içi yine rahat etmemişti. “Ben hâlâ onun ihanet etmiş olabileceğinden kuşkulanıyorum” dedi ve Hâris isminde birisini yüz dinarla Umeyr’in evine yolladı. “Git, onun misafiri ol,” dedi. “Eğer servet sahibi olduğuna dair bir belirti görürsen bize haber getir. Aksi takdirde yüz dinarı ona ver.”

Hâris, Umeyr’in yanında üç gün misafir kaldı. Bu süre içinde Hâris ve ev halkı, günde bir ekmeği paylaşmışlardı. Hâris evden ayrılırken Umeyr’e yüz dinarı vermek istediyse de o bunu kabul etmedi. “Benim bunlara ihtiyacım yok; sen o parayı yine Mü’minlerin Emirine götür” dedi. Sonra ısrar üzerine parayı aldıysa da, hemen fakirlere dağıttı.

Hâris’ten durumu öğrenen Halife Ömer, Umeyr’i çağırtarak ona yüz dinarı ne yaptığını sorduğunda, “Ne yaptımsa yaptım; niçin soruyorsun?” cevabını aldı. Allah adına yemin verdirerek ondan yüz dinarı fakirlere dağıttığını öğrenince, “Allah senden razı olsun” dedi ve ona bir yük yiyecek ile iki elbise verilmesini emretti.

Umeyr, “Yiyecekler kalsın, çünkü ihtiyacım yok” dedi ve sadece elbiseleri aldı. Çünkü elbiseye ihtiyacı olan birisini tanıyordu.

— Sade Hayat‘tan alıntı (Hayatü’s-Sahâbe’den naklen)

***

“Sade Hayat” hakkında bilgi için:

Bir zenginlik ve özgürlük formülü: Sade Hayat

21 Haziran 2020 Pazar

Arapça Mesnevî-i Nurî'nin tam tercümesi



Bediüzzaman Said Nursî’nin Arapça olarak telif ettiği Mesnevî-i Nurî adlı eserin Ümit Şimşek tarafından yapılan Türkçe tam tercümesini buradan indirebilirsiniz.


Zühre’nin 14. İ’lem’inde (Abdülmecid Ünlükul tercümesinde ve 17. Lem’a’da mevcut olan ve Müellif tarafından Türkçe telif edilmiş bulunan Beşinci Nota) sehven atlanmış olan birkaç paragraf ilâve edilmiştir.


İnsanı insan yapan sır: vahiy



Nisâ sûresinin 163-164. âyetlerini okuduğumuz 274. Kur’an Buluşmasında, ağırlıklı olarak vahiy konusu üzerinde durduk.

UTESAV organizasyonuyla gerçekleşmekte olan Buluşmaların bu bölümünde okuduğumuz âyetlerin meali şöyle idi:


Biz Nuh’a ve Nuh’tan sonraki peygamberlere nasıl vahyettiysek, sana da öylece vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve nesline, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a ise Zebur’u verdik.

Bundan önce sana kıssalarını anlattığımız peygamberlere ve kıssalarını sana anlatmadığımız peygamberlere de vahyettik. Musa ile de Allah bizzat kelâmıyla konuştu.


Bu âyet-i kerimeler, ilk insandan bu yana tarih boyunca bütün insanlara yol göstermiş bulunan vahiy gerçeğini bize hatırlatıyordu. Zira bu dünyaya herşeyden habersiz ve herşeyden âciz olarak gözünü açan insana, niçin buraya gönderildiini, burada kendisinden neyin beklendiğini, buradan sonra nereye gideceğini, ancak kendisini bu dünyaya gönderen bildirebilirdi. Nitekim öyle de olmuş ve insanlık tarihi boyunca Allah Teâlânın gönderdiği peygamberler, Allah’tan aldıkları vahiyle insanlara yol göstermişlerdi.

Konuyla ilgili olarak okuduğumuz diğer âyet ve hadislerin ışığında, özetle şu tesbitleri yaptık:

  • Peygamberlerin hepsi, kendilerine Allah tarafından vahyedilmiş insanlardır.
  • Dünyaya gelen her varlığa görevleri nasıl ilham edilmişse, bu hayata gözünü açan insanlara da niçin buraya gönderildikleri ve burada kendilerinden neyin beklendiği vahiyle bildirilmiştir.
  • Bu sayede insan nesli yaratılış amacına kavuşmuş, varlıkları bir anlam kazanmıştır.
  • İnsanlık tarihi, bu sebeple, hiçbir zaman vahyin nurundan mahrum bırakılmamış, devamlı olarak peygamberler gönderilmiştir.
  • Peygamberlerin hiçbiri kendiliğinden konuşmamış, kendiliğinden dinine birşey ilâve etmemiştir.
  • Onların bütün tebliğ, irşad, emir ve yasakları Allah tarafından kendilerine verilmiş olan yetki sebebiyledir.
  • Ehl-i Kitap işte bu hakikati ve işin ciddiyetini kavrayamamışlar ve bu sebeple dinlerini koruyamamışlardır.
  • Farklı dinlerin ortaya çıkması da işte bu sebeptendir. Yoksa peygamberlerin tebliğ ettikleri din ancak İslâm dinidir; fark sadece bazı hükümlerdedir ki, onu da yine Allah belirlemiştir.
  • Vahiy işte bu sebepten “korunmuştur.” Onda hatâ, şüphe, tereddüt bulunmaz. Ona hiç kimsenin parmağı karışamaz. Beşerî hatâlar veya şeytanların tuzakları onu bozamaz. Vahyin dışındaki ilhamlar ise, bütün ulemânın ittifakıyla, mâsum değildir, yani hatâdan korunmuş değildir.

Özetini verdiğimiz 274. Kur’an Buluşmasının tamamını şu bağlantıda izleyebilirsiniz:

UTESAV’ın Erdemli Hayat projesi kapsamında düzenlenmekte olan ve daha önce MÜSİAD Genel Merkezinde gerçekleşen Kur’an Buluşmaları, virüs salgını sebebiyle şimdilik sadece https://www.youtube.com/erdemlihayat adresinden Cumartesi günleri 19:00-19:40 arasında yayınlanıyor.