SON EKLENENLER
latest

18 Kasım 2020 Çarşamba

Din ve dünyanın şifresi: kolaylık


*

Yaşamak bize nefes almak kadar kolay gelir. Çünkü kolaylaştırılmıştır. İnançlar konusunda da aynı hakikat bir başka şekilde tecellî eder. Ancak bunun da bir fiyatı vardır


En kolay olanı Biz sana kolaylaştıracağız.
A’lâ Sûresi, 87:8


ÜMİT ŞİMŞEK


KOLAYLIK, bu dinin esaslı bir ilkesi olduğu gibi, yaratılışın da en temel gerçeklerinden biridir. Ve her iki yönüyle de, bu hakikat, bir yandan yaratılış ile İslâm dininin birbirine o muhteşem uyumuna bir delil teşkil ederken, bir yandan da İlâhî rahmetin biz kullar üzerindeki pek büyük lütuflarına işaret etmektedir.

Yaratılışın en temel gerçeklerinden biri olarak biz bu hakikatle o kadar iç içeyizdir ki, bilinçli bir şekilde durup da düşünmezsek, onu fark edemeyiz. Hattâ, farkına vardığımız zaman bile, onun hayatımızdaki örneklerini saymakla bitiremeyiz.

Nefes alışımız bir kolaylıktır. Biz bunu hiç aralıksız, gece ve gündüz, bütün hayatımız boyunca yaparız. Bu, her saniye trilyonlarca beden hücresinin oksijen ihtiyacını karşılamak ve zararlı gazları vücut dışına atmak demektir. Fakat Yüce Allah, sınırsız rahmet ve kereminin bir eseri olarak bu işi bizim için kolaylaştırmış, hiç zahmetsizce bir nefes alış verişi haline getirmiştir.

Yiyip içtiklerimizin boğazımızdan kolaylıkla geçmesi de, tıpkı soluk alıp vermek gibi, son derece karmaşık işlemleri içeren ve trilyonlarca beden hücresine enerji sağlayan bir mucizeler zinciri demektir. Ancak bunun da bize bakan yönü, sayısız tatlarıyla, renk ve kokularıyla bize lezzet veren yiyeceklerin kolayca çiğnenmesinden, boğazımızdan kolaylıkla akıp geçmesinden ibarettir.

Bu kolaylıklar, hayat ile ilgili olan herşeyde ortaya çıkar ve bizi her taraftan kuşatır. Bunu, her türlü enerji ihtiyacımızın bir güneş ışığı ile karşılanmasında görebiliriz. Yağmurun yağışında görebiliriz. Yerin bitirdiklerinde görebiliriz. Gece ve gündüzün değişmesinde görebiliriz. Kısacası, Kur’ân’ın bize birer ibret tablosu olarak gösterdiği kâinat âyetlerinden hangisine dikkat edecek olsak, İlâhî rahmetin onda bizim için pek çok şeyi kolaylaştırdığını görebiliriz.

Aynı hakikat, iman konusunda da aynen geçerlidir.

Biz, ilmi ve kudreti herşeyi kuşatan tek bir Yaratıcıya iman etmekle, en kolay, en gerçekçi ve en doğal yolu bulmuş oluruz. Zaten varlık âlemindeki herşey ve her hadise, üzerinde o sonsuz ilmin ve sonsuz kudretin eserlerini açıkça göstermektedir. Bu imanla, bir elektrik düğmesine dokunmuşçasına, bütün âlemimiz aydınlanıverir, herşey bir anlama kavuşur. Aksi takdirde, o sonsuz ilmi ve kudreti herbir varlıkta ayrı ayrı kabul etmek gerekecektir. Çünkü bu özelliklerin varlığı, âlemdeki herşeyden açıkça anlaşılmaktadır; onları yok farz etmek mümkün değildir. Bediüzzaman, eserlerinin birçok yerinde bunu “yüsr-ü vahdet,” yani, “birlikteki kolaylık” olarak niteler; bu kolay yolu kabul etmemekte direnenlerin, tek bir Yaratıcı yerine, varlıklar sayısınca yaratıcıları kabul etmek gibi bir zorlukla karşı karşıya bulunduklarını belirtir.

Yaratılıştaki ve imandaki bu kolaylık, dinin yaşanmasında da kendisini gösterir. İnsan, bu dinin buyruk ve yasaklarından hangisine dikkat edecek olsa, onda, bu hayata anlam ve huzur kazandıran özellikler bulur. Namaz vasıtasıyla insan hergün defalarca günlük hayatın sıkıntıları arasında teneffüs etme ve Rabbiyle bir sohbete erişme imkânı bulur. Zekât, vermenin hazzını ona yaşatır ve böylece onu Rabbinin kereminden bir nasip sahibi yapar. Allah’ın ve Resulünün hedef olarak gösterdiği iyilikler, ona bu dünyada Cennetin manevî hazlarını yaşatır. Yasaklanan kötülüklerden uzak bir hayatta insan kolaylık ve mutluluk bulur.

Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, “Seni en kolay yola ileteceğiz” vaadine hak kazanmak için, kulun üzerine düşen bir yükümlülük de vardır. Eğer kul kendine düşeni yerine getirirse, Rabbi de ona olan vaadini en güzel bir şekilde gerçekleştirir. Bir başka âyet, bu konuyu özlü bir şekilde açıklar:

Kim bağışta bulunur ve kötülükten sakınırsa,
Ve en güzel olanı [Kelime-i Tevhid] doğrularsa,
En kolay olanı Biz ona kolaylaştırırız.[1]

Bu âyet-i kerimeden bütün bu anlamları çıkaran bir insanın, sadece kolaylığa erişen değil, aynı zamanda, kolaylaştıran bir kul olarak, Rabbinin bu nimetine iki yönlü bir ayna olması gerekir. Zira, din ve dünyasında Rabbinin sayısız kolaylıklarına böylece muhatap olan insana, artık bütün bu kolaylıklardan sonra yaraşan bir tek şey vardır:

Kolaylaştırıcı olmak.

Eğer insan, bağışta bulunmak ve kötülükten sakınmak suretiyle kolaylığa hak kazanır ve ondan sonra da bu kolaylığın hakkını, başka kullarla olan ilişkilerinde, alışverişlerinde, muamelelerinde kolaylaştırıcı olmak suretiyle öderse, yaratılışın en önemli hikmetlerinden birini keşfetmiş ve hem Kur’ân’ın, hem de kâinat kitabının âyetlerine uygun bir hayatın anahtarını elde etmiş demektir.


[1] Leyl Sûresi, 92:5-7.

16 Kasım 2020 Pazartesi

Huzura ve doyuma giden yol: çalışmak


*

Tüketim uygarlığı insanları az çalışıp çok harcamaya özendirdiği için, bir türlü hayata huzur getiremiyor. Huzurun ve gerçek mânâda doyumun anahtarı ise, kâinatın ve Kur’ân’ın kanunlarına itaatte


İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır.
Necm Sûresi, 53:39


ÜMİT ŞİMŞEK


MADDÎ ve manevî hayatımızın her ikisini birden ilgilendiren en kapsamlı kanunlardan biri bu âyet-i kerimede dile getirilmiştir. Kâinatta zaten tüm kapasitesiyle yürürlükte olan bu yasa, eğer kulak verilir ve gereği yerine getirilirse, insanlık âlemi için de huzur ve doyum yolunu açacak bir potansiyele sahiptir. Ne yazık ki, zamanımızın egemen anlayışı, şimdilik bu hakikatin oldukça uzağında görünüyor.

Bu âlem, herkesin ve herşeyin çalıştığı bir âlemdir. Burada canlı veya cansız herşey çalışır. Zerrelerden galaksilere kadar herşey her an çalışmakta ve bu çalışmasının sonunda birşeyler üretmektedir.

Canlılar dünyasında ise bu ilke daha da ayrıntılı ve göz kamaştırıcı işbölümleri şeklinde belirir. Bir karınca yuvası veya bir arı kovanı bu gerçeğin tipik bir nümunesidir. Aslında bu dünyanın kendisi de büyük bir karınca yuvasına benzer; orada bakterilerden balinalara kadar herkesin belirlenmiş bir görevi bulunur ve herkes bu görevi eksiksiz şekilde yerine getirir. Bu gezegen üzerinde soluk alıp vermenin böyle bir fiyatı vardır.

İnsan kendi bedenine baktığı zaman da aynı hakikatle karşılaşacaktır. O bedendeki yüz trilyon hücre, onca hücrenin meydana getirdiği dokular, organlar ve sistemler, gece gündüz demeden faaliyetlerine devam ederler. Eğer bir organ faaliyetine ara verecek olursa, beden de bir süre sonra ona verdiği hizmetleri geri çekmeye başlar. Çünkü bu âlemde olduğu gibi, bu bedende de herkes için ancak çalışmasının karşılığı vardır.

Sağlıklı bir toplum hayatının temelinde de aynı ilke yatar. Eğer bugünün toplumları, eriştikleri o kadar imkânlara rağmen aradıkları huzur ve doyumu bir türlü yakalayamıyorlarsa, bunun en önemli nedenlerinden biri, bu yasanın ihmalinden ibarettir.

“İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır.” Bu yasa, bir üretim anlayışının ifadesidir ve insan için, bütün kâinatla uyum içinde, üretici bir rol öngörmektedir. Gelin, görün ki, günümüzün uygarlığı bu yaratılış kanununu ters yüz etmiş ve insana tüketici rolünü biçmiştir.

Tüketici rolünü benimseyen bir insanın önünde artık başarılacak hedefler, uğrunda azmedilecek idealler, alın teri dökerek elde edilecek kazançlar, insanlığın hizmetine sunulacak eserler değil; dönülecek köşeler, zahmetsizce erişilecek servet ve şöhretler, zamanın nasıl geçtiğini hissettirmeyecek eğlenceler vardır. Kur’ân’ın ve kâinatın yasalarında asıl olan çalışmadır; dinlenme ve eğlence onun arkasından gelir. Tüketim uygarlığının yasasında ise asıl olan tüketmek ve eğlenmektir; çalışmak gerekse bile ancak bu amaçlar için gerekli olabilir. Eğer hiç zahmetsizce bu hedeflere ulaşılabilecekse niçin olmasın? Nitekim medyanın hergün yüzlerce defa tekrarlayarak insanlara örnek olarak sunduğu hayat tarzları aynen böyle bir hedefi gösteriyor. Eskiden insanlar çalışıp çabalayarak zengin olmuş kimselerin başarı hikâyelerini okurlardı. Şimdi ise emek, yetenek ve beceriden daha başka özellikler sayesinde gündeme oturan, en az emekle en çok paraya kavuşan, az çalışıp çok tüketen ünlülerin hayatlarına dair ayrıntılarla günlerini ve gönüllerini dolduruyorlar. Çalışan insan yerine, eğlenen ve tüketen insan modeli, öylesine zihinlere ve ruhlara nakşedilmiş bulunuyor ki, en dindar olanlarımız bile bu modelin cazibesinden kendisini kurtaramıyor; bu dünyada nasıl bir iz bırakacağını düşünecek yerde, ondan nasıl kâm alacağını düşünerek ömür tüketiyor!

Kâinata meydan okuyan bu anlayışın insanlığa armağanı ise ortada:

Huzurdan ve doyumdan uzak bir hayat.

Belki maddî refah imkânlarından nasibimiz pek çok. Malımız ve paramız her zamankinden fazla. Ama ihtiyaçlarımız da öyle. Bu uygarlık, insana üç şey veriyorsa, karşılığında otuz şeye muhtaç ediyor. İnsanın çalışması bu kadarına yetmeyince, kolay yoldan köşe dönmenin çareleri araştırılmaya başlıyor. Bu ise tüm kâinatta geçerli olan “çalışma” ilkesine temelden ters düşüyor.

İşte, burada, insanın ihtiraslarına gem vuracak ve ona belki kanaat ve tevazu içinde, ama o derece de huzur ve doyum içeren bir hayatı kazandıracak formülü Kur’ân sunuyor:

“İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır.”

15 Kasım 2020 Pazar

Allah'ın bir cezası: kin ve düşmanlıklar


*

Mâide sûresinin 14. âyetini okuduğumuz 288. Kur’an Buluşmasının özeti ve tam video kaydı


Hıristiyanlar Allah’a verdikleri sözde durmadılar ve kendilerine indirilmiş olan kitabı terk ettiler; bu yüzden Allah onları kıyamete kadar yakalarını bırakmayacak kin ve düşmanlıklarla yaşamaya mahkûm etti.

UTESAV organizasyonuyla düzenlenmekte olan Kur’an Buluşmalarının 288. bölümünde okuduğumuz Mâide sûresinin 14. âyeti bize bunu haber veriyor.

İnsanlık tarihi ise, Kur’ân’ın bu hükmünü doğruluyor ve sürekli çatışma ve düşmanlıkların Hıristiyan dünyası için kaderin bir hükmü haline geldiğini gösteriyor.

Ancak Kur’ân’ın mesajı bu kadarla kalmıyor. Bu âkıbeti bir İlâhî kanun olarak bize gösteriyor ve her kim olursa olsun, Allah ile ahdini bozan toplulukları da aynı âkıbetin beklediğini bize gösteriyor.

Kur’an Buluşmasında okuduğumuz âyet-i kerimenin meâli şöyle idi:

“Biz Nasrânîyiz” diyenlerden de ahid almıştık; onlar da kendilerine verilen öğütten nasiplerini unuttular. Biz de onların aralarına kıyamet gününe kadar sürecek bir kin ve düşmanlık saldık. Neler işleyip durduklarını Allah onlara bildirecektir.

Bu âyet-i kerimenin ışığında yaptığımız tesbitlerin başlıcaları ise özetle şu şekilde idi:

  • Kin ve düşmanlık hissi benliklerine yapışmış, devamlı surette çekişme ve çatışmaya sürüklemiş, mücadeleyi bir hayat tarzı haline getirmiştir.
  • Kur’ân’ın hükümleri daima sulh ve ıslah yönündedir.
  • Batı ise kuvvetleri çatıştırarak çözümü sağlar: işverenin karşısında işçiyi örgütler / siyasî partileri birbirine karşı çıkararak dengeyi sağlar / kadını güçlendirerek erkeğin karşısına çıkarır . . .
  • Şefkatle, muhabbetle, karşılıklı anlayışla insanları birbirine yaklaştırmaya çalışan cereyanların sesi bile neredeyse işitilmez olur.
  • Kur’ân zayıf olanı yardıma ve şefkate lâyık bir kardeş olarak gösterir. Batı medeniyeti ise zayıfın olduğu yerde istismar edilmeye elverişli bir kurban görür; ona yardım edeceği zaman da güçlendirir ve çatıştırarak hakkını almaya sevk eder.
  • Kur’ân barışa, affa, ıslaha teşvik eder, ihtilâfları barış yoluyla çözmeye öncelik tanır ve bunu teşvik eder. Batı medeniyetinin ise böyle bir önceliği yoktur; ihtilâf çözmedeki yöntemi çatışmadır, güçlü olan kazanır.
  • Sonuç: Allah’ın kitabından / ahdinden uzaklaşıldığında, onun boşluğunu kin ve düşmanlık doldurur ve insanların benliğine zamkla yapıştırılmış gibi yapışır. Bu sünnetullahtır, Allah’ın kanunlarından bir kanundur.
  • Okuduğumuz âyetlerde Hıristiyan ve Yahudiler hakkında anlatılanlar, aynı gerekçe ile bizim hakkımızda da aynen geçerli olabilir!
  • Yüzümüzün Batıya fazlaca döndüğü, Batı kaynaklı çözümlerin rağbet gördüğü, bu yönelişlerin sonucu olarak da toplumun gittikçe artan huzursuzluk ve çekişmeler içine düştüğü/düşürüldüğü zamanlarda bu hususları sık sık hatırlamak, Kur’ân’ın mesajını kavramak, Kur’ân medeniyetinin esaslarını sapasağlam bir şekilde tesbit eden âyetler üzerinde uzun uzadıya çalışmak gerekir.

14 Kasım 2020 Cumartesi sabahı yayınlanan 288. Kur’an Buluşmasının kesintisiz video kaydını buradan izleyebilirsiniz:

Erdemli Hayat projesi kapsamında gerçekleştirilen ve daha önce MÜSİAD Genel Merkezinde yapılmakta olan Kur’an Buluşmaları, salgın sebebiyle bir müddettir https://www.youtube.com/erdemlihayat adresinden Cumartesi sabahları 7:30-8:30 arasında canlı olarak yayınlanıyor.