Öğüt fayda vermeli



Sen öğüt ver — öğüt fayda verecekse.
A’lâ Sûresi, 87:9


HZ. PEYGAMBERİN şahsında onun ümmetine hitap eden bu âyet, İslâm dininin en önemli özelliklerinden birini vurguluyor ve onun öğüt dini olduğunu gösteriyor.

Bu hakikatin altını çizen daha birçok âyet ve hadis vardır. Bunlardan bir kısmı ise, öğütsüzlüğün sonuçları hakkında ciddî uyarılar içeren âyet ve hadislerdir.

Bütün bunları bir arada incelediğimiz zaman açıkça görüyoruz ki, bu din, mensuplarının sadece kendilerini kurtarmakla yetindiği, herkesin kendi başının çaresine baktığı bir din değildir. Bu dinde, kötülükten uzak durmak ve iyiliği yapmak kadar, kardeşlerini de iyiliğe teşvik edip kötülükten sakındırmak ve bilgisini onlarla paylaşmak esastır.

Öğütü bu dinin önemli bir esası olarak yerleştiren Kur’ân, bu âyetinde de onun önemli bir şartını açıklıyor:

“Öğüt fayda verecekse…”

Ya fayda vermezse, yahut fayda yerine zarar vereceği apaçık meydanda ise?

O zaman öğüt bir yükümlülük olmaktan çıkabilir, hattâ bazı durumlarda, öğüt vermemek, vermekten daha hayırlı hale de gelebilir.

Öğütün fayda verip vermemesi, hem öğüt verene, hem de onu dinleyene bağlı bir durumdur.

Bu, herşeyden önce öğüt verene bağlıdır; çünkü öğüt vermek bir bilgi ve ehliyet meselesidir. Bu iş ilim sahiplerine yakışır; fakat sadece bilmek de yetmez. Verilecek öğütün zamanını, zeminini, muhatabını iyice ölçüp biçmek ve onu uygun şekilde vermek de bu konuda ehliyetin şartlarındandır. Doğru şey doğru zamanda, doğru kimseye, doğru şekilde söylenirse bir fayda vermesi umulur ki, âyetin şart cümlesinde buna işaret vardır. Bu açıdan bakıldığında, “Öğüt fayda verecekse” demek, “Eğer ne söyleyeceğini ve nasıl söyleyeceğini biliyorsan” anlamını ifade eder. Bunlar bilinmiyorsa, öğütün yarardan çok zarar getirme ihtimali söz konusudur ki, “İlimsiz iş yapanın bozduğu şey, yaptığı şeyden daha çoktur” sözüyle, âlimlerimiz bu hakikati dile getirmişlerdir.

Öğütün fayda vermesini engelleyen sebep, öğüt verilen kimseyle de ilgili olabilir. Bir başka âyet-i kerimede, “Onlara ne zaman Rablerinden yeni bir öğüt gelse eğlenerek dinlerler”[1] buyurulmuştur. Böyle durumlarda öğütün fayda vermemesi, öğütün kendisinden veya onu verenden değil, dinleyenin niyetinden ileri gelmektedir. Eğer verilen öğüt muhatabın azgınlığından başka birşeyi arttırmayacaksa, öylelerine lâf anlatmak için insanın kendisini helâk etmesi gerekmez, doğru da olmaz.

Ancak böyle durumlar öğüt vermekten bütünüyle geri durmayı icap ettirir mi?

Başka bir âyet-i kerime bu soruyu şöyle cevaplandırıyor:

Dinlerini oyun ve eğlence edinen, dünya hayatına aldanmış kimseleri bırak. Fakat sen Kur’ân ile öğüt ver ki, kimse kazandığı günahlarla helâke sürüklenmesin.[2]

Bu da gösteriyor ki, öğüt vermek gerçekten bir ilim ve ehliyet meselesidir. Öğüt verecek olan kimse, hastanın nabzını elinde tutan ve ona ne zaman hangi ilâcı hangi dozda vereceğini bilen bir hekim gibi olmalıdır.

Ancak şu hususu da hiçbir zaman unutmamak gerekir:

Fayda verip vermeyeceğini gözetmek ne kadar gerekli olsa da, öğüt bu dinin esasıdır. Kural öğüt vermektir; öğüt verilmesi gerekmeyen durumlar onun istisnasıdır.

Diğer yandan, A’lâ Sûresinin konumuz olan âyetini “Sen öğüt ver — öğüt mutlaka fayda verir” şeklinde tercüme etmek de mümkündür ki, bu durumda, âyet şu anlamı dile getirmiş olur:

Öğüt almaya niyetli olmayanların duyarsızlıkları veya densizlikleri seni gevşekliğe itmesin. Sen yine usulüne uygun şekilde öğüt vermeye devam et; çünkü öğüt onlara değilse de başkalarına fayda verir.

Zaten bunun devamındaki âyetler de öğütten yararlanan ve yararlanmayan kimselerin durumlarını, tamamen kendi iradeli seçimlerinin sonucu olarak gösteriyor:

Allah’tan korkan öğüt alır.

Bedbaht olan da ondan kaçınır.[3]

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

İlim ve öğüt, bu dinin iki önemli esasıdır. Onun mensuplarından beklenen şey, bunlarda her zaman iki taraftan biri olmaktır:

Ya alan, ya veren olmak.

Yahut her zaman alan olmak, ama bu arada verebileceğini vermekten de geri durmamak.

-- Ümit Şimşek


Sitemizde yayınlanan yazılardan ânında haberdar olmak için
bizi Twitter’da takip edebilirsiniz:

twitter.com/umit_simsek


[1] Enbiyâ Sûresi, 21:2.

[2] En’âm Sûresi, 6:70.

[3] A’lâ Sûresi, 87:10-11.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar