SON EKLENENLER
latest

8 Ocak 2022 Cumartesi

Âyetlerin rehberliğinde bir kâinat gezisi


En’âm sûresinin 1-2. âyetlerini okuduğumuz 335. Kur’an Buluşmasının özeti ve tam video kaydı.

En’âm sûresinin ilk âyetleri 335. Kur’an Buluşmasında bize kısa bir kâinat turu yaptırdı.

Gökten, yerden ve insandan bahseden âyetleri okurken, görüntülerin de yardımıyla, hayalimizde göklerin büyüklüğünü ve yerin zenginliğini canlandırmaya ve insan olarak bu manzara karşısındaki sorumluluğumuzu anlamaya çalıştık.

Gündemimizdeki birinci ve ikinci âyetlerin meâli şöyleydi:

Hamd  bütünüyle o Allah’a aittir ki, gökleri ve yeri yarattı, karanlıkları ve nûru var etti. Sonra da o inkâr edenler hâlâ başkalarını Rablerine denk tutuyorlar.

Sizi topraktan yaratan, sonra da bir ecel belirleyen Odur. Onun katında belirlenmiş bir ecel daha vardır. Siz ise hâlâ şüphe edip duruyorsunuz.

Kâinatın büyüklüğünü tasavvur etmek için rakamlara başvurduğumuzda karşımıza şöyle bir tablo çıktı:

  • Yıldızlar, gezegenler, bulutsular, kuyruklu yıldızlar, yıldız kümeleri, galaksilerle dolu bir âlem.
  • Yıldız sayısı, yeryüzünün bütün sahillerindeki kum tanelerinin sayısından daha fazla.
  • Galaksilerin her birinde 100 milyon ile 100 trilyon arasında yıldız barınıyor.
  • Yıldızlardan galaksiler, galaksilerden galaksi kümeleri yapılmış.
  • Görünen kâinatta 2 trilyon galaksinin barındığı hesaplanıyor.
  • Hepsinde aynı madde, aynı radyasyon, aynı kanunlar. Hayalimize sığmayan âlemler tek bir yönetim altında.
  • Şehir ışıkları yüzünden göremediğimiz gece semâsında hakim manzarayı bizim galaksimiz Samanyolu teşkil ediyor.

Bu manzara karşısında Dünyamız hiç mesabesinde kalıyordu, ama onun da göklerde bulunmayan zenginlikte hayatlara ve sanatlara mesken olmak gibi bir üstünlüğü vardı:

  • Kâinattaki trilyonlarca galaksiden bir tanesinde barınan yüz milyarlarca yıldızdan bir tanesi olan Güneşimizin gezegenlerinden biri: yeryüzü.
  • Karaları, denizleri, havası, suyu, dağları, ovaları, nehirleri, gölleri, çölleri, vahaları ile, milyonlarca tür canlının sayısız bireyleri ile, kendi içinde âlemler barındıran bir başka âlem.
  • Her doğanlar ve ölenler. Her an yerin altında ve üstünde, suyun altında ve üstünde rızıklanan sayısız canlılar. Her an sayısız dillerle Âlemlerin Rabbini öven ve tesbih eden varlıklar.

Konu ile ilgili âyet ve hadislerin ışığında yaptığımız değerlendirmeler bizi özetle şu sonuçlara ulaştırdı:

  • Sûre, göklerin ve yerin, karanlıklar ile nûrun yaratılışına dikkat çekerek bizi uyandırıyor.
  • Kendimizi hapsettiğimiz ve içinde yaşadığımızı sandığımız vehmî dünyamızın mezar gibi daracık kalıplarından çıkarıp gerçek âlem ile tanıştırıyor.
  • Kuruntularımızın dünyasında güç sahibi olarak görünen şeylerin, olayların, varlıkların, insanların hepsi toplansa, gerçek âlemin yanında bir sinek, bir karınca, bir toz zerresi kadar bile bir varlık ifade edemediğini bize açıkça gösteriyor:
  • Onlardan hangisinin gökleri ve yeri yoktan var edebilecek, var olanı ayakta tutabilecek bir gücü var?
  • Hal böyle iken, gelmişi ve geleceğiyle birlikte bütün insanlar toplanıp da Allah’tan başka ilâhlar edinecek olsa, mütemadiyen Âlemlerin Rabbine hamd ve tesbihlerini sunan yer ve göklerin şahitliği karşısında bunun bir kıymeti mi olur?
  • Soyut bir şekilde düşünüldüğü takdirde bu gerçeği kabul ve teslim etmeyecek kimse bulmak zor olabilir. Ancak yaşanan hayatın içinde bu hakikatin her zaman hatırlanmasına ihtiyaç olduğundan, Kur’ân-ı Kerim de veciz ve müessir ikazlarıyla sık sık bizi gerçek dünya ile karşı karşıya getiriyor.

En’âm sûresinin ilk iki âyetini okuduğumuz 335. Kur’an Buluşmasına ait kesintisiz video kaydını buradan izleyebilirsiniz:

UTESAV organizasyonuyla gerçekleşen ve daha önce MÜSİAD Genel Merkezinde yapılan Kur’an Buluşmaları, salgın sebebiyle bir müddettir https://www.youtube.com/erdemlihayat  adresinden Cumartesi günleri 07:30’dan itibaren canlı olarak yayınlanıyor. Kur’an Buluşmaları ile ilgili gelişmeleri kaçırmamak için bu sayfaya abone olabilirsiniz.


Sitemizde yayınlanan yazılardan ânında haberdar olmak için
bizi Twitter’da takip edebilirsiniz:

twitter.com/umit_simsek


6 Ocak 2022 Perşembe

Övülmekten hoşlananlara İmam Gazâlî formülü


İMAM GAZÂLÎ

Bil ki, insanların çoğu, halkın tenkidinden korktuklarından ve övülmeyi sevdiklerinden dolayı helâk olmuşlardır. Binaenaleyh onların bütün hareketleri, halkın rızasına uygun olan nesneye bağlanmıştır. Bunu da halkın tenkidinden korkarak, onların övgülerini umarak yapıyorlar. Bu helâk edici hareketlerdendir. Bunu tedavi etmek farzdır. Bunun yolu, o sebepleri düşünmek suretiyle onları gidermektir.

Birinci sebebe gelince: Medhedenin sözü sebebiyle kendinde kemâli hissetmektir. Burada senin çıkar yolun, aklına müracaat edip nefsine şöyle demendir:

Bu sıfat – ki kişi seni onunla medhediyor – sende var mıdır, yok mudur?

Eğer sende varsa, ya ilim veya takvâ gibi bir sıfattır ki, onda medhe müstehak olursun. Veya servet, câh veya dünyevî arazlar gibi sebeplerle övülmeye müstehak olmadığın bir sıfattır.

Eğer bu sıfat dünyanın arazlarından ise, bundan dolayı sevinmek, yakında çerçöp olup esen rüzgârlarla berhava edilecek yer bitkileriyle sevinmek gibidir. Böyle sevgi aklın azlığından gelir.

Eğer o sıfat ilim ve takvâ gibi kendisiyle sevinmeyi gerektiren bir sıfat ise, onunla da sevinmemesi uygundur. Çünkü sonuç malûm değildir. Bu sıfat insanı Allah’a yaklaştırdığı için sevmek gerekir; halbuki hâtime ve neticenin tehlikesi bahis mevzuudur. Binaenaleyh, sû-i hâtimeden korkmakta, dünyanın bütün nimetlerinden ötürü sevinmekten insanı alıkoyacak bir özellik vardır. Belki dünya, sevinmek ve ferahlanmak diyarı değildir; gam ve üzüntüler diyarıdır.

Ayrıca, eğer güzel neticenin ümidiyle bu sıfatla seviniyorsa, bu takdirde övenin övmesiyle değil, Cenâb-ı Hakkın ilim ve takvâ ile sana yapmış olduğu fazl u keremiyle sevinmen uygundur. Çünkü kemali sevmekte lezzet vardır; kemal de medihten değil, Cenab-ı Hakkın fazlından neş’et ediyor, medih buna tâbidir. Binaenaleyh, medihle sevinmen, medih senin faziletini arttırmadığı için, uygun düşmez.

Eğer kendisiyle övüldüğün sıfat sende yoksa, bu övgü ile sevinmen deliliğin katmerlisidir. Senin misalin bu takdirde o kimsenin misaline benzer ki, sıradan bir kimse onunla istihza ederek der ki:

“Sübhanallah, bu adamın içindeki güzel koku ne çoktur! Bu adam def-i hâcet ettiği zaman kendisinden gelen kokular ne güzeldir!”

Halbuki kendisi bağırsaklarının barındırdığı kazuratı ve kötü kokuları bildiği halde, bu adamın sözüyle seviniyor!

İşte, böylece, seni salihlik ve takvâ ile övdükleri zaman, sen de bununla – Cenab-ı Hak senin içindeki pisliklere, kalbindeki vesvese ve tehlikelere, kirli sıfatlarına muttali olduğu halde – seviniyorsan, senin bu sevincin, cehaletin ta kendisidir. Zira, öven kimse eğer doğru söylüyorsa, senin sevmen Allah’ın bir fazlı olarak sana verilen sıfattan dolayıdır, onun övmesinden değildir. Eğer yalan söylüyorsa, bu yalanın seni üzmesi ve bununla sevinmemen gerekir.

. . .

Seleften biri şöyle buyurmuştur: “Kim medhedilmekle sevinirse, içine girme imkânını şeytana vermiş olur.”

Yine seleften biri buyurdu: “Sana ‘Ne güzel insansın’ denildiğinde bu söz ‘Ne çirkin insansın’ denmesinden daha sevimli geldiği zaman, Allah’a yemin olsun, sen çirkin insan olursun.”

İhyâu Ulûmi’d-Dîn, 8. Kitap, 11. Söz’den (Mehmet A. Müftüoğlu tercümesi, Tuğra Neşriyat)

5 Ocak 2022 Çarşamba

Görüp de inkâr edenler | İman edip de görmeyenler

 

İnkâr edenler görmedi mi: Gökler ve yer bitişik iken Biz onları birbirinden ayırdık.

Enbiyâ Sûresi, 21:30


Kur'ân'ın yüzyıllar sonrasına hitap ettiği en ziyade aşikâr olan ifadelerinden biri de bu âyetin şu cümlesidir. Zira zamanımızın bilgilerinden yoksun bir şekilde yapılacak açıklamalar, burada tasvir edilen manzarayı izah etmekte o kadar başarılı olamamaktadır.

“Birbirine bitişik gökler ve yer” düşüncesi bugün bize yabancı gelmiyor. Fakat yirminci yüzyıla gelinceye kadar böyle bir kavramın zihinlerden geçme şansının bulunmadığını unutmayalım. Hele Kur’ân’ın indiği çağda bir beşerin elinde bir kitapla ortaya çıkıp da “Ey insanlar, bu gördüğünüz gökler ile yer birbirine bitişikti; sonra Allah onları ayırdı” şeklinde bir hitapta bulunabileceğini tasavvur etmek mümkün değildir.

4 Ocak 2022 Salı

Müziğin sırrı

 


***
Ard arda dizilen sesler nasıl oluyor da bizim ruhumuzda bir musiki etkisi bırakıyor? Nasıl oluyor da bu sesler bizi etkiliyor, çeşit çeşit duyguları harekete geçiriyor, bizi alıp başka âlemlere götürüyor?
***
İnsanın en anlaşılmaz yönlerinden birisi, onun müzikle olan ilgisidir. Doğumundan ölümüne kadar, hayatının her aşamasında müzikle iç içedir insan. Zevkler değişebilir; eğitim ve kültürüne göre bireyler farklı melodilerden ve farklı müzik türlerinden hoşlanabilir. Ne olursa olsun, müzik her yerde, herkesin hayatından bir parçadır. Bu tespiti hepimiz kolaylıkla yapabiliriz. İşin zor tarafına gelince:

Müziği nasıl algılayabiliyoruz? Müzikten niçin hoşlanıyoruz?

İşte, cevabı verilemeyen iki dev soru:

Nasıl? Niçin?

3 Ocak 2022 Pazartesi

Yüzde 10 bizi nasıl bozar?


Medyanın ahlâksızlığı yaymaktaki ısrarlı ve başarılı tutumu, merhum Tevfik İleri'nin bir tesbitini hatırlatıyor. Ahlâkımızı bozmak için yüzde 10'dan fazlasına ihtiyaç yok!

***

Değişim rüzgârının bizi ne kadar başkalaştırdığını görmek için en iyi yollardan biri, yakın geçmişin gazete kolleksiyonlarını karıştırmaktır.

Ahlâk telâkkilerimizin nereden nereye geldiğini görmek mi istiyorsunuz? Bundan otuz kırk yıl önceki gazetelerin resimlerine bakın: O günlerin eğlence sektöründe giyilen kıyafetler, bugün sıradan insanlar için bile fazlaca mazbut görünmüyor mu?